Erkek şiddetinin yeniden biçimlenişi

yazan Halide Türkoğlu

Kapitalist modernite, toplumlar üzerinde kuşkusuz farklı stratejiler geliştirerek kendini sürdürmektedir. Kışkırtılan bireycilik anlayışı her bir kişinin kendini “biricik” hissetmesine sebep olurken, toplumsallıktan her kopuş gerçeklikte tekçi bir zihniyete tekabül edebilmektedir. Erkek ve kadına dair inşa edilmiş bütün “toplumsal alanlarda” – aile, din, siyaset, ekonomi, medya vb – yitirilen değerler söz konusudur. Kadının kendi hakikatini arama çabaları sancılı olurken, kadının köleliği; beyninden, yüreğinden ve cinselliğine kadar kendisini tekrar tekrar düşürmektedir.

İçinde bulunduğumuz bu yüzyılda yaşanılan her türlü siyasal süreç hayatımıza etki etmekte ve gündelik hayatlarımız çeşitli dönüşümler yaşamaktadır. Kimi kez iktidarlaşan zihniyet yapıları insanın hakikat yitimine neden olurken, kimi kez de buna direnen halkların demokratik değerlere sahip çıktığını, bu direnişte bedel ödemenin yanı sıra alternatif yaşam ve mücadele alanları oluşturduğunu görmekteyiz. Bu nedenle bu yazımda Ortadoğu’da kapitalist modernitenin inşa ettiği barbarlık anlayışının son ideolojik ve militarist araçlarından biri olan IŞİD zihniyetini ve bu zihniyetin Türkiye’deki yansımaları ve devlet ideolojisi haline gelirken, gündelik hayatımızda yaşadığımız dönüşümleri incelemeye çalışacağım. Bunun için ilk etapta çok uzağa değil, bir yıl öncesine gitmemiz gerekmektedir.

IŞİD erkek zihniyeti her yerde tehdit

Rojava ve Şengal’in empeyalist bir erkek egemen zihniyet çetesi olan IŞİD tarafından işgal edilmesi ile buna karşı YPJ’nin kadın devrimi, biz kadınlar için 21. yüzyıla damgasını vuracak bir mücadele örneği sergilemektedir. 3 Ağustos 2014 tarihinde IŞİD tarafından işgal edilen Şengal’de Êzîdî halkı bir kırım yaşamıştır. Binlerce Êzîdî Şengal’i terk etmek zorunda kalmış, göç yollarında saldırılara maruz kalırken, yine binlerce Êzîdî Şengal dağında günlerce açlık ve susuzlukla mücadele etmiştir. Çocuklar katledilmiş, kadınlar tecavüze maruz kalmış ve binlerce kadın hala IŞİD tarafından köle pazarlarında satılmaya devam etmektedir. Bir insanlık utancı olarak tarihe geçecek olan Şengal’in işgali, Kasım 2015’de Kürt güçleri tarafından kırıldı ve Şengal özgürleştirildi. Ancak IŞİD çetelerinin zihniyeti ve saldırıları kadın ve çocuklar için yalnızca Suriye ve Irak’ta değil, Ortadoğu ve tüm dünyada bir tehdit olmaya devam etmektedir.  IŞİD işgali altında olan yerlerde erkek egemen zihniyetin savaş politikaları en vahşi biçimde sürerken, gündelik yaşamın içerisine yerleştirilmiş tecavüz kültürü en şiddetli haliyle kendine bir yüz oluşturmuştur. Çocuk ve kadınlara yönelik tecavüz, köle pazarları, kadın sünnetleri ve tecavüze direnen kadınların topluca katledilmeleri 21.yüzyılda barbarlık ve yaşam arasında nasıl da kaldığımızın göstergeleridir.

TRIBUNKadın düşmanlığı kendini ifşa ediyor

Dünyanın dört bir yanından gelen ve IŞİD’i oluşturan erkeklerin Ortadoğu’da gerçekleştirdiği katliamlar beslendiği yerlere dönerek, Türkiye ve Avrupa’da katliamlarını en kanlı biçime, barbarlığa dönüştürürken; taşıdığı kadın düşmanlığını toplumun içine yerleştirmeye ve çok defa devlet söylemi olarak kendisini net ifşa etmektedir. Örneğin Kuzey Kürdistan’da devletin sıkıyönetim uygulamaları ve bunun gündelik hayata yansımaları biz kadınlara IŞİD’leşen devletin ve erkekliğin militarist uygulamalarla inşasını göstermiştir. Keza Türkiye’de erkeklerin gerek ev içinde gerekse de ev dışında kadınlara yönelik şiddet ve nefret söylemlerinin arttığını bariz bir şekilde medyada yer alan haberlerde görebilmekteyiz.

Kuzey Kurdistan’da ablukaların olduğu yerlerde devletin özel harekât timleri, kadın ve çocukları tereddütsüz bir şekilde katlederken, bölgedeki savaşını kadın kimliğini aşağılayarak ve çok defa kadın bedenine saldırarak gerçekleştirmektedir. Ekin Wan’ın vahşice katledilmesi, çıplak bedeninin sosyal medya aracılığıyla topluma servis edilmesi, gözaltına alınan kadınların taciz ve tecavüze maruz kalmaları, birçok kadının polisler tarafından tehdit edilmesi, öz yönetimini ilan eden merkezlerde özel hareket timlerinin duvarlara “kızlar biz geldik, ininize ineceğiz” gibi yazılamalar yapması, kadın kimliğine hakaret eden anonsların yapılması; militarizmin ve tecavüz kültürünün ya kadınlara birebir saldırarak ya da kadınlığı düşürerek halkın direnişini kırmayı amaçladıkları görülmüştür.

Tecavüz kültürü ve erkekliğin şahlanışı

Kuzey Kurdistan’da tüm bunlar yaşanırken, Türkiye’de de ayrışma ve nefret söylemi kadın bedeni ve kimliği ile özdeşleştirilmeye, kadın cinayetlerinin artışına ve kadın örgütlerinin erkek-devlet şiddetine yönelik mücadele mekanizmalarında ciddi sorunlara neden olmuştur. Stadyumlarda rakip takımların formalarının kadın maketler üzerine giydirilerek yakılması, Trabzonspor kulüp başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun “ben kadın gibi yüz sene yaşayacağıma erkek gibi bir sene yaşarım” sözü erkekliği yüceltirken, kadını haysiyeti olmayan bir varlığa indirgemiştir. Diğer bir yandan AKP iktidarı muhaliflerine karşı “kadınlar üzerinden” ötekileştirme ve küçümseyici söylemler üretmiştir. Yine, Kürt halkına faşizan saldırılarda bulunan erkekler, kadınları küfür nesnesi haline getirmiştir ve kadın kimliğini aşağılamışlardır. Tüm bunlar toplumda kadınların statüsünü düşürmeyi ve bitirmeyi amaçlayan yönelimler olup, erkekliğin şahlanması anlamına gelmektedir.

DILEK DOGANMilliyetçilik ve cinsiyetçiliğin en vahşi biçimini gördüğümüz bugünlerde, bu iki ana kavram IŞİD zihniyetiyle kendisini yeniden üretmektedir. Örneğin Konya stadyumunda Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşu ıslıklanmış, tekbir sesleri ile IŞİD çeteleri desteklenmiştir. Yine kısa bir süre önce Türkiye-Yunanistan maçında Fransa’da yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşunda tekbir getirilmiş ve bu katliamı destekleyici sesler yükselmiştir. Tüm bunlara baktığımızda milliyetçilik ve cinsiyetçiliğin bir erkeklik argümanı olarak inşa edilen “taraftarlık” anlayışıyla birebir yürütülmeye çalışıldığını görebilmekteyiz.

Kışkırtılan erkeklik birçok kadının yaşamını yitirmesine neden olurken, aynı kışkırtılmışlık temelinde devletin kolluk kuvvetleri ve özel hareket timleri de kadınları keyfice katletmektedir. İstanbul’da evine baskın düzenleyen polislere “galoj giyin biz burada yaşıyoruz” uyarısında bulunan Dilek Doğan, keyfi bir şekilde polis tarafından katledildi. Adana ve Van’da gözaltına alınan kadınlar bedenlerinin sosyal medyada teşhir edileceği yönünde tehdit edildi. Türkiye’den Bakurê Kurdistan’a kadar devletin kışkırtılmış erkekliğinin biricik öznesi olan polis ve askerler, evinin içinde ve evinin önünde öldürülen kadın ve çocukların katilleri olarak nasıl da IŞİD’leşebildiklerinin kanıtlarıyla 2015 yılına damgasını vurdu.

OZ SAVUNMA-KADINLARÖz savunma haktır ve meşrudur

Rojava’da erkek egemen zihniyete ve onun zirve hali olan IŞİD’e karşı mücedele yürüten ve öz savunmaları ile bu kara erkek güruhuna karşı oldukça başarılı sonuçlar alan YPJ birçok kadın hareketinin esin kaynağı oldu. Türkiye’deki kadın hareketleri de öz savunmayı gündemlerine almış bulunmaktalar. Elbetteki bu YPJ gibi bir kadın ordulaşması kararı olmasa da, kendi koşullarına göre devlet ve erkeklik ilişkisinin bir bütün olarak yeniden sorgulanmasını getirmektedir. KJA’nın bu yılki 25 Kasım Kadına Yönelik Şidetle Mücadele Günü’ne atfen kullandığı ana slogan “ERKEK ŞİDDETİ İDEOLOJİKTİR, ÖZ SAVUNMA HAKTIR” iken, Türkiye’de bir çok feminist ve kadın hareketleri “HAYATLARIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ, ÖZ SAVUNMA MEŞRUDUR” sloganını belirlemiştir. Bu sloganlar dahi kadına yönelik şiddetle mücadelede alternatif yaklaşımların ortaya çıktığını ve erkek şiddetine karşı direnen kadınların öz savunmayı devreye koyduğunu görmek açısından önemli noktalardır. Türkiye’de Nevin, Çilem ve Yasemin gibi erkek şiddetine karşı kendi hayatlarına sahip çıkan ve öz savunmasını yapan kadınlar şu an cezaevindeler. Ev içi şiddete yönelik Türkiye’de devlet dışı bir mekanizmanın olmayışı kadınları şiddet tehlikesiyle yaşamaya mahkum etmiştir. Buna isyan niteliği taşıyan kadınların kendi öz savunması, aslında kadın hareketlerinin devleti ele alıştaki reformist yanların götürdsrnk-11-11-15-idil-halki-silvan-icin-yurudu8üğü sonucu ve alternatif mekanizmaların gerekliliğini gözler önüne sermiştir.

Aynı şekilde toplumsal anlamda direnişin sembolü olan Cizre, Silvan, Nusaybin, Sur ve daha bir çok yerde kadınlar kendi yaşam alanları için her türlü direnişin öncülüğünü yaparken, geçmiş deneyimlerinden de yola çıkarak öz savunmalarını almaktadırlar. 90’lı yılları yaşayan birçok kadın ve çocuk bugün evinin içine polis ve askerin girmemesi için bağırarak, zılgıt çekerek, tencere ve tavayla ilk sokağa çıkanlar arasında yer almaktadır. Öz yönetimin ne kadar önemli ve temel bir ihtiyaç olduğunu en iyi anlayan yine 90’ların tüm çirkinliklerini gören geçmişin çocukları ama bugünün gençleri ve kadınları olmaktadır. Saldırgan erkekliğin ve devlet güçlerinin yoğun olduğu alanlarda kadınlar iki kat şiddetle mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Bu nedenle kadınların öz gücü, öz yönetimi ve örgütlülüğünü büyütmesi, erkek şiddetinin ideolojik saldırganlığına karşı temel bir barikat oluşturacaktır.

Öz yönetim ve öz savunma erkek şiddetini yok edecektirYPJ KARA CARSAF

Bugüne kadar Türkiye’de bireycilik anlayışıyla kendine bir yaşam biçimi seçtiklerini sanan ya da devletle ilişkilerinde reformist anlayışla liberalizmi sürdürmeye çalışan kesimler, AKP’nin IŞİD’leşen iktidarından sonra örgütlülüğün önemini görmek zorundadırlar. AKP’nin yeni dönem savaş konsepti yalnızca Kürt halkı üzerinden yürütülen bir savaş konsepti değildir, kendisi gibi olmayan her bireye karşı homojenleştirilmeye çalışan bir toplum ve birey anlayışıdır. Başta biz kadınlara karşı yürütmüş olduğu kadın düşmanlığı tarihsel direnişlerle ilgili bir durumdur. Kendisini zorlayan en önemli mekanizmanın örgütlü kadın yapısı ve Kürtler olduğunu bilen devletin; IŞİD zihniyeti ve pratikleriyle ev içindeki erkekliği kışkırttığını, toplumsal alanlarda ise polis ve asker güçleriyle militarist erkekliği IŞİD ile biçimlendirdiğini görmekteyiz. Erkeklerin cemaatleştiği alanlar kadınlığı düşürürken, insanlık yitimine doğru bir sürüklenme yaşanmaktadır. Direnen kadınlara saldıran militarist erkeklik, halkın değerleri üzerinden psikolojik ve bir o kadar kanlı bir savaş yürütmektedir.

Tüm bu yaşanılanlara karşın kadınların fiziksel ve ideolojik saldırılara karşı kendi öz savunmalarını güçlendirmeleri varolan erkek şiddetinin her türünü yok edeceği düşüncesindeyim. Son söz yerine şunu söylemek isterim; “kadınlar evlerinde, sokaklarında, kentlerinde, tarlalarında, meyva bahçelerinde, dağlarında bir bütün olarak yaşadığı her alanda yaşamları için öz savunmaya!..”