Kadın barışı olsun!

- Müge TUZCUOĞLU
147 görüntüleme

Bunlar da geçecek… Hepsi geçecek! Evet; insanlık tarihi boyunca, savaşsız, şiddetsiz geçen zaman, yok denecek kadar az. Yine de katıla katıla, eklene eklene büyüyor güzellikler ve ilerliyor insanlık! Biz de, bugünden yarına, bugünde eksik olan ne varsa ekleyip ekleyip yürüyüşümüze devam edeceğiz.

Ne varsa bugünden eksik, kadından, çocuktan, insani değerlerden, kültürel varlıklardan, doğayı savunmaktan yana eksik ne varsa, hepsini bohçamıza alıp, adımlarımızı atacağız. Bohçamızdan bir iki, geldiğimiz yolu bilmek üzere, ekmek kırıntısı gibi serpiştirmeyi unutmadan! Ve bugünler de geçtiğinde, bu zalim ve acımasız yollar bittiğinde, bohçamızdaki tüm güzellikleri açacağız. Nasılsa tüm dünyaya yeter bizim güzelliğimiz!

Bugün bu eksiklikler nedeniyle çoğu şeyi göremediğimiz kanısındayım. Mesela, geçtiğimiz günlerde DİHA’dan Nedim Türfent, Yüksekova ve Şemdinlili kadınların savaş halini paylaştı bizlerle. Haberde, sadece bu iki ilçede 300’e yakın kadının, düşük şikayeti ve şüphesiyle hastanelere başvurduğu aktarıldı.

Savaşın, kadın üzerinden yorumu bu; içindeki parçayı, hayatının, bedeninin bir parçasını ve geleceğine dair en büyük düşlerinden birini kaybetmek!

Biz savaşı (her yazıda tekrarladığım üzere) rakamlarla ölçüyoruz. Halbuki, bu bakış açısı, eril ve mekanik bir bakıştır. Bu rakamlar öyle çarpıcı ve tüyler ürpertici ki bunu tartışamıyoruz bile. Kuşkusuz, rakamlar bize savaşın yakıcı tablosunu gösteriyor. Ancak tablo, bizim ürettiğimiz bir şeydir. Asıl hakikat, tüm ayrıntıları ve yaşamın tüm alanlarındaki boyutuyla savaşı anlayabilmek, çözümleyebilmektir.

Bunun için ise kadın bakış açısı, çocuk bakış açısı gerekmektedir. Ve hatta doğadan yana bakabilmek gerekmektedir. Kadınlar, çocuklar ve doğadaki tüm düzen; yaşamı rakamlardan değil, yaşamdan kurar. Bir kadının bebeğini henüz karnındayken yitirmesi, bize savaşı çok çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır. Güvenli barınmadan başlar bu. Yani en temel hak olan güvenli bir ev’den. Yetersiz beslenme de, insan yaşamının devamı için en başat şeydir ve savaş bunu da elimizden alır. Gelecek kaygısı, yaşam kaygısı; bir bebeğin yaşama, dünyaya gelme ortamını bozar.

Rakamlara vurmadan, bir kadının yaşamı üzerinden savaşı ve barışı anlatmanın yolunu açmak gereklidir. Hakikat komisyonları, bizim henüz gelemediğimiz ancak barış için en önemli aşamalardan biri. Hakikatin anlatılması meselesi… Ancak bunu nasıl anlatacağımız da büyük önem taşıyor. Kadın sosyal bilimcilerin yaptığı kimi çalışmalar, bu komisyonlardaki kıstasların, verilerin de eril bir zihniyetle yazıldığı, dolayısıyla raporlamada ve hakikatin ortaya çıkarılması sürecinde, kadın ve çocuktan yana bulgulara rastlanamadığını ortaya koyar.

Bunda en büyük pay, insan haklarının belirlenmesinde kamusal ve özel alanların ayrıştırılmasında yatar. Bireyin haklarında, kamusal alandan gelebilecek zararların önlenmesi meselesinde, kadının özel alanla sınırlı yaşamı göz ardı edilebilir ve genelde de edilir. Yaşam hakkı, kuşkusuz en temel haktır ve buna yönelik saldırılar üzerine mücadelemiz her alanda sürdürülür. Ancak çatışmalı ortamın dışına çıkıldığında da, özellikle kadınlar ve çocuklar üzerindeki yaşam hakkı hala risk altındadır. Ancak biz, çatışmalı ortamın, (doğal olarak en kolayca ve meşru şekilde) yaşam hakkı gaspını, olayın yakıcılığından ama aynı zamanda eril bir zihniyetten ötürü birinci sıraya oturtur, kadının bedeninde yaşadığı can kaybını, yerinden edilme, gelecek güvencesinden edilme ve dolayısıyla nüfusun yarısındaki tahribatı arka plana atabiliriz. Güney Afrika hakikat sürecinde, kadınların yaşadığı hak ihlallerinin özel alanla sınırlı tutulması, hesap sormanın da önüne geçebilmiştir mesela!

Yüksekova ve Şemdinli’de yaşanan gelişmeler çok önemlidir. Kadınlar bunu tartışmalı, tartıştırmalıdır. “Savaşın en çok kadınları ve çocukları vurduğu” hakikati, boyutlarıyla ama rakamlara gerek olmadan ortaya konmaya bugünden başlanmalıdır. Ve mutlaka çocuklarla!

Bugünden başlamalıyız ki; yarın hakikati anlattığımızda, yaşadıklarımız hepimiz açısından görünür ve hesabı sorulur olsun. Bugünden başlamalıyız ki, yarın çatışma sonrası gelişebilecek şiddetin önü alınabilir olsun.

***

“Bunlar da geçecek, hepsi geçecek” diyerek başlamıştık söze. Yeni yılın, bu temennilerin gerçekleştiği ve “her şeyin geçtiği” zamanları bize getirmesi dilekleriyle…