“En çok acı verenler değil, en çok acı çekenler kazanacaktır”

yazan Rojda YILDIRIM


“Ömrümde hiç olmadığım kadar moralli ve huzurluyum. Milyonların ‘irademdir’ dediği Sayın Öcalan’a uygulanan tecride dair küçük de olsa bir şey yapıyor olmanın huzurunu yaşıyorum.” diyen DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, tarihsel bir eylemin de başlatıcısı oldu.

Tarihsel süreçler bazen bir adımla başlayıp dev bir dalgaya dönüşürler. Leyla Güven’in “küçük de olsa bir adım” olarak değerlendirdiği eylemi kuşkusuz bağrında tarihsel bir “büyüklüğü” barındırmaktadır.  Kendisinden önce binlerce örneği olan bu direniş geleneğinin bir halkası olmanın huzuru ile konuşan Güven, elbetteki gücünü tartışmasız haklılığından almakta.

Tek bir kişiden kitlesel dalgaya

“Küçük” olarak başlayan Spartaküs’ün eylemi de zamanla dev bir isyana dönüşmüştü. Hallac-ı Mansur hunharca idam edilmeden önce “bir tek hakikat karşısında diz çökerim” derken sözüyle ve duruşuyla tarihin bir dönemine yön vermenin haklı gururuyla konuşuyordu. Filozof Hypatia dindar yobazlar tarafından parçalanmadan önce “beni bağlayan tek hakikat felsefedir” derken kadınların tarihsel direniş geleneğine dikkatimizi çekiyordu. “Bin kez kırdılar dallarımızı, bin kez budadılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz.” diyen Pir Sultan Abdal ise direnişin toplumsal gücüne vurgu yapıyordu.

İngiltere’de 1909’da, kadınların haklarını elde etmek için yola çıkan İngiliz Sufrajetler’in başlattığı açlık grevi eylemleri feminist hareket için bir milad olmuş, kadınların kitlesel eylemlerine dönüşmüştü. Kadınlar haklarını direnişle elde etmiş, İngiliz Hükümeti’nin tüm baskıcı yöntemlerine rağmen dev gibi büyüyen kadın hareketi dalgasının önüne geçememişti. Leyla Güven’in eylemi de “tek bir kişiyle” başlayıp şimdiden kitlesel bir dalgaya dönüşmüştür.

Acı verenler değil acı çekenler kazanacak

1920’de İngiliz sömürgeciliğine karşı İrlanda’nın Cork belediye başkanı olan Terence MacSwiney’in iki arkadaşıyla girdiği ve 74 günlük açlık grevi sonucunda hayatını kaybettiği eyleminde şu tarihi sözü sarfetmişti: “En çok acı verenler değil, en çok acı çekenler kazanacaktır.” Terence MacSwiney başlattığı direnişle kendisinden sonra gelecek olan İrlandalı özgürlük savaşçılarının da yolunu açmıştı. Aynı geleneği sürdüren ve Bobby Sands öncülüğünde, İRA’lı militanların 1981’de başlattığı açlık grevleri de İngiliz sömürgeciliğine diz çöktürmüştü.  

Oruç tutmayı ve yeri geldiğinde bunu bir açlık grevine dönüştürmekten sakınmayan Mahatma Gandi “güç fiziki kapasiteden değil, boyun eğmeyen iradeden gelir.” diyordu. “Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun” derken Gandi, görmek istediği Hindistan’ı önce kendi eylemleriyle ve duruşuyla ortaya koyuyordu. Bu söz aynı zamanda eylemleriyle tarihe damga vuran ve siyasal süreçlerin yönünü değiştiren tüm devrimci duruşların özlü bir anlatısıydı. 

O, karanlığa aydınlık bir yol çizdi

Leyla Güven de “dünyada görmek istediği değişikliğin” kendisi olmuştur. Bu nasıl bir dünyadır? Ve neyi değiştirmek istemiştir. “Talebim toplumsaldır” derken neyi kast etmiştir. Leyla Güven “Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması” talebiyle açlık grevine başladı. Özgür Politika gazetesine verdiği röportajında da ifade ettiği gibi “Öcalan Kürdistan halkının kaderini değiştirmişti.” “Sadece Kürtler değil bütün halklar O’na borçluydu.”

Çağımız karanlığa mahkum edilmek istenmekte. İnsanlığın varoluş beşiği olan Ortadoğu derin bir kaos içinde. Bu karanlığa aydınlık bir yol çizen ve halkların tek umudu Rêber Öcalan’dır. Ortadoğu şahsında dünyanın kaderi yeniden çizilirken bu aydınlık yol karartılmaya, sesi kısılmaya ve tarih yeniden “tekerrür” edilmeye çalışılmakta. O zaman ne yapmalı? Bu ışıklı yolun bize ulaşması ve herkesin bu aydınlanmadan daha fazla beslenmesi için bir yol açmalı. İşte Leyla Güven de aydınlığa giden yolun taşlarını döşemek için tarihsel bir adım atmış ve 7 Kasım 2018’de süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine başlamıştır. Leyla Güven kendi şahsında bütün Ortadoğulu ve dünyalı herkesin ışığa giden yolunu açmıştır. Ve öncü bir güç olmuştur.

‘Kendi irademle devrimci, feminist, siyasetçi oldum’

Bu tarihsel eylemin aynı zamanda kadınlar açısından da özel bir anlamı vardır. “Kadın Kurtuluş İdeolojisine bağlı” olduğunu belirten Güven, bu özgürleştirici ideolojinin kurucusu olan Rêber Öcalan’a karşı da tarihsel bir “minnet”in göstergesi olan eyleminin de muhtevasını ortaya koymuştur.

Yine röportajında dikkat çeken önemli belirlemelerden biri de; “Ben iradem dışında kadın, Kürt, eş, anne oldum ama kendi irademle yurtsever, devrimci, feminist, siyasetçi oldum.” ifadesidir.  Bu cümleler aynı zamanda özgürleşme yoluna giren bütün kadınların da hikayesini anlatmaktadır. Güven, özgürlük mücadelesi öncesinde kendisiyle ilgili hiç bir kararı alamayan, her şeyin ataerkil ideoloji ve mentalite tarafından belirlendiği geleneksel bir toplum gerçekliği içinde, bir kadının kendi yolunu çizmesi ve kendi kimliğini oluşturması açısından kilit tanımlamaları ortaya koymuş, çarpıcı olarak ifade etmiştir. Bu sözler, kendi yolunu bulmaya çalışan, ataerkilliği red eden, cinsiyetçiliğe başkaldıran bütün kadınları anlatmaktadır. Tam da bu sebeple Leyla Güven’in eylemi bütün kadınların da özgürlük eylemi ve duruşudur.

Tarih, ateşin çocuklarını unutmaz

Her kadın bir devrimci, siyasetçi, feminist olarak kendi yolunu bulabilir, tıpkı Leyla Güven gibi. Güven dipten gelen bir dalganın öncülüğünü üstlendi. En zor koşullarda bir yol açmıştır. Eylemiyle “güzelleşen” kadının da sembol isimlerinden biri olmuştur.

Güven aynı zamanda Kürdistan zindan direniş tarihine yön veren Hayriler’in, Kemaller’in, Akifler’in, Ali Çiçek ve Saralar’ın yoldaşı olarak direniş halkasını günümüze taşımıştır. Bu direniş dalgası şimdiden çığ gibi büyümekte. Ve hiçbir güç bu dalganın önüne geçemeyecektir.

Leyla Güven’in çağrısına yine en yaygın karşılığı Kürdistan’ın bütün parçalarından halk vermiştir. Yüzlerce insan açlık grevi eylemine başladı. En son 15 Aralık’ta PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar 30 kişilik bir grupla, 17 Aralık’ta ise dünya siyaseti ve bürokrasisinin merkezi Strasburg’ta 15 kişilik bir grup süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladı.

Aynı taleple yola çıkan eylemciler Leyla Güven’in başlattığı tarihsel eylemin ne kadar haklı ve yerinde olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu eylemler Kürdistan’da elbetteki yeni bir direniş sürecine de işaret ediyor. Bu ateş şimdiden gürce yakılmıştır.

Tarih, ateşin çocuklarını ve bu onurun sahiplerini unutmadığı gibi, faşizmin koşullarını tek tek ören utancın ve düşkünlüğün sahiplerini de unutmayacaktır…