Bir Kürt ananın erdemi

yazan Türkan ARSLAN

EDIBE ASLANBir Kürt ananın erdemi

“Bu gece ben giderim resmim kalır, belli ki bir hevesim kalır,

Gözüm arkada kalmaz, seni göresim kalır.

Sesim kalmaz, sözüm kalmaz,

yarım kalır bir öykücük, bozulmuş bir tılsım kalır.

Güze ulaşır vakit kurur dallar, ayaz kalır.

Gece çöker baykuş öter, yaşanmamış bir yaz kalır.” * (H.Gültekin)

Edibe ana 1956 yılında Ergani’de hayata gözlerini açtığında, geçmiş yıllarda “bastırılan” Kürt isyanlarının hüzünlü hikayelerinin gizli gizli kulaktan kulağa aktarıldığı, acı biriktiren bir yerdi Kürdistan. Yıllar sonra edibe ana da diğer Kürt anaları gibi payına düşen acılar ile yüzleşecek ve bu acılardan daha güçlü çıkmanın savaşını verecekti. Evlatlarının gidişini, acıyla dolup taşmasını, dayanılmaz dertlerin ortasında hayatın deviniminden öğrenerek acıları karşılamayı, yeniden gülmeyi ve hayata yeni kökler salmayı öğrenecekti.

Edibe ana okula gidemedi! Kız çocuklarının okula gönderilmesine, gerek görülmezdi o günlerde. Kepçe operatörlüğü yapan babasını Samsun’da bir iş kazası nedeniyle kaybettiğinde 16, hiç tanımadığı biriyle görücü usulü evlendirildiğindeyse henüz 20’li yaşlarındaydı. İlk çocuğu Welat Şiyar’dan sonra, üç oğlan ve iki kız dünyaya getirecekti.

1979-’80 yılları Kürdistan’daki politik atmosferin herkesi etkilemeye başladığı yıllardı. Eşinin, kardeşinin gerilla sahasına geçmesi, Edibe ananın devlet baskısına uğramasına gerekçe olmuştu! Polis, kayın Ömer’i sormaya gelip gittikçe devlet zorunu, aile üzerinden mahalleliye gözdağı biçiminde geliştiriyordu. Polis her geldiğinde evi dağıtıyor, aile fertlerini tartaklıyor, tehdit ve hakaretlerde bulunarak cezalandırıyordu. Kürdistan’da hemen her ocağın kapısı günün birinde zulüm sahipleri tarafından çalınıyordu.

Barış bir gün gelecekti

EDIBE ANA2Kayın Ömer, 1986’da Adıyaman’ın Kâhta ilçesinde yaşamını yitirmesinden sonra, ailesi ve yakın akraba çevresi devlet tarafından düşman gibi görülmeye başlandı. Oğlu Welat Şiyar henüz 15 yaşında Ortaokul okurken 15 gün gözaltında alınıp kaybedilmeye çalışıldı.  Oğlunu çevre karakollarında ararken, yüreğinin dermanı kesilmiş, dünya başına yıkılmıştı. Devlet oğlunu gözaltına aldığını inkar etmişti. Welat Şiyar için gazetelere verilen kayıp ilanından sonra Edibe ana oğlunu karakolda tanınmaz halde bulmuştu. Diyarbakır hapishanesinde 6 ay tutulan Welat Şiyar, dışarı çıktığında (1994) dağın yolunu tutmuştu.

Edibe ana ’99’da çocuklarını alarak İstanbul’a göç eder. Barış Anneleri ve Cumartesi Annelerinin etkinliklerine katılmaya başlar. Bir gün barışın geleceğini, çocuklarının dağdan ineceği umudu ile sarılıyordu hayata. Kendisi gibi evlatları dağda olan analarla dertleşiyor, çevresindekilere coşku ve umut veriyordu. Savaşa karşı gerçekleştirilen her türlü eylem ve etkinliğe büyük bir inançla katılıyordu. Devletin baskısı İstanbul’da da bırakmadı peşini.

2000 yılında geri çekilme sürecinde oğlu Welat Şiyar’ın Bingöl kırsalında şehit düştüğü haberini alan Edibe ana yaşadığı acılara meydan okurcasına bilgelik ile karşılar bunu. Edibe ananın oğlunu teşhis etmesine bile saygı duymayan devlet görevlileri, aileden üç kişi ile acil bir defin işlemi yaptı. Ailenin cenazeyi geleneklerine göre defnetmesine izin verilmemesi Edibe anada oğlunun ölmediğine dair umutları yeşertmişti. Artık hep onun yolunu gözleyecek ve bir gün gelir diye sımsıkı tutunacaktı hayata.

Tüm bu baskıların sonucu ortanca oğlu da 2002’de yüzünü dağlara çevirmişti.

Karın zarı kanserine yakalanır

İçinde biriktirdiği acılar nedeniyle çok uzun bir süre rahatsızlık yaşadı. Fakat hastalığının teşhisi bir türlü yapılamadı. 2015’ten itibaren başlayan yanlış test ve ilaç tedavisi onu iyice yıpratmıştı. Aylar sonra “karın zarı kanseri” (Periton el Mezotelyoma) tespit edildiğinde ise çok geç olmuştu. “Daha yapacak çok işim vardı, bu kadar mıydı ömrüm” diye hayata isyan eder.

Barışı görecekti daha, birçok ana gibi çocuklarına kavuşacaktı. Bu hayalinin gerçekleşmesi için hastalığa kolay teslim olmadı. Hastalığı yenmek için bütün tedavi yöntemlerini kabul etti. 2016 Ağustosu’nda geçirdiği ameliyat ve akabinde uygulanan kimyasal tedavi sonucu bir ara iyileşmeye doğru gittiği sanıldı. 2017 Ağustosu’ndan itibaren hastalığı yeniden baş gösterdi ve günden güne erimeye başladı. Son kez girdiği ameliyattan sonra doktorlar Edibe ana için artık ümit kalmadığını aktarmıştı. En fazla 6 ay ömür biçtikleri Edibe ana sadece 2 ay dayanabilmişti. Zamansız gelen ölümcül hastalık, yüzündeki anlamlı ve direngen ifadeyi silemese de, ona yakışmayan sinsi bir ölümün soğukluğu çalmıştı kapısını.

Kendi acısının içerisinde, her birimizin dertlerini unutmadan sordu, sorguladı, hayata tutunmamız için öğütlerini ve sevgisini hiç esirgemedi. Sevgisini, ilgisini kime ne kadar lazımsa verdi.

Son günlerinde “Ölürsem beni gömmeyin, başkaları da benim yaşadığım acıları yaşamasın diye bilimsel araştırmalar için beni kadavra olarak verin.” demiş ve bedeninin bilime adanmasını vasiyet etmişti. Bir Kürt annesinin böyle bir karara ulaşmış olmasını her açıdan çok önemli ve büyük saygıyı hakkeden bir karar.

 Ölüm yolculuğundaki erdem

TOPLU FOTOEdibe ana her yıl coşkuyla, umutla katıldığı Newroz gününde (21 Mart 2017) aramızdan ayrıldı. Hayata gözlerini kapattığı bu günün bir tesadüf mü, yoksa o günü son bir kez yaşama arzusu muydu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Büyük acıların bile çoğu insanı böylesine kararlar almaya sevk etmeyi başaramadığı gün gibi ortadayken, alçak gönüllüce, ana yüreğini en temiz kılan o anlamlı karar anına ulaşmıştı. Edibe anayı ve almış olduğu son kararı değerli kılan, yüksek dozda insanlık ve erdem içeren ölüm yolculuğu sırasındaki duruşuydu.

Kararı çok yüksek bir bilinç, mantık ilkeleriyle ele alsak da, asıl sır özveri ve vicdandı. İnsanlara bir umut bırakmak, ön açıcı olmak, fedakârlığı insanlığa ana yüreğinden tarif etmekti. Hem bir sosyal/siyasal gelişme seviyesi, asıl olan ise, geride kalanların acılarına kendi açısından derman üretmenin gönüllü anası olmayı seçme güzelliğiydi. Kadın özgürlüğü için büyük bedeller ödemiş bir siyasetin, onun yiğit kadın militanlarının edibe anadaki birikimleri alması büyük olasılıktı.

Çoğumuzun halen göğüsleyemeyeceği tuhaf bir ürkünçlük içeren bu saygıdeğer insani kararlaşmayı, birkaç satırla da olsa yazmak önemliydi. Saygıyla anıyoruz. Onu gelecekte anlatacağımız insanlar olması nedeniyle, belki de kendimizi hem şanslı, hem de onu yeniden yaşama vesilesi olabileceği için, öğreticilik imkanı sunması nedeniyle umutlu sayabiliriz.

Onu son anına kadar yalnız bırakmayan başta sevgili kız kardeşi Meral teyzemiz olmak üzere tüm herkese ailesi adına teşekkürü borç biliyoruz.

“Ne gelsemdi, ne giderdim
Günden güne arttı derdim
Garip kalır yerim yurdum
Dostlar beni hatırlasın”.*  (Aşık Veysel)

* 21 Mart 2017’de vefat eden Edibe ananın bedeni bilimsel çalışmalar yapılması için hala İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde bulunuyor. 2019 yılında defin edilmesi bekleniyor.