Alışmak liberalleştirir

- Zerya GÜL
75 görüntüleme

En kötüsüne alışmak…

Yapabilecekken yapmamak, öğrenebilecekken öğrenmemek, aşabilecekken yerinde saymak, dönüp kendine bakmamak, başkalarında kusuru kendinde nimeti görmek, gidilecek yolları hep uzatmak ve bir türlü varmamak…

“Biz” yerine, “ben” olmanın büyüsüne kapılmak… Ruha, ahlaka, felsefeye, estetiğe hitap eden varlık ve kimlik kazanma öykülerini biriktirmek yerine, “ben” ve “biz” arasındaki köprüleri atan yalan-talan-kurnazlık dünyasının yutan kirli sularından çıkamamak…

Kendine varamamanın hikayeleriyle bezenmiş, katı ve buz kesen dünyalarımız… “Kendini bil”menin yüceliş öykülerine direnen alışkanlıklarımız ve dogmalarımız… İki nehir arasında yükselen emek ve insanlık değerlerinin şavkıyla aydınlanan yürek ve beyinleri bir türlü buluşturamayan isyankarlığımız… Toplumsal emek ve doğal zenginliklerin hırsızlığı, talanı üzerine kurulu maddi uygarlığın çoraklaştıran, ruhsuzlaştıran zihinsel ve fiziksel operasyonlarının kendinden uzaklaştıran tuzaklarına kapı aralayan, öldüren yarımlıklarımız…

Hiçliğin girdabında tükenen yaşamlar

Alışmak, liberalleştirir; kötü olanı normalleştirir. Yaşanılmaz ve katlanılmaz olanı yaşam olarak sıradanlaştırır. Varlığı yaşamdan, yaşamı anlamdan uzaklaştırarak, ruhsuz ve huzursuz dünyaları bedenleştirir. Bedeni fetişleştirir; maddi varlığı ve tüketimi, fetişleşen bedenlerin haz ve arzularına hasreden sınırsız doyumsuzluğa dönüştürür. Doyumsuzluğun sınırsızlığında, hiçliğin girdabında tükenen yaşamların hikayelerinden biriken bir ölümlüler dünyası yaratılır. Ölümlü dünyanın ölümlü insanları… Ölümün ötesine geçmeyen bir yaşam ve varlık tanımı…

Alışmak, ölümü ve ölümcül olanı sıradanlaştırır. Alışılmışlığı aşmaya ahdedenlerin, bu sınırlarda seyretmesi, insanlığın başına gelmiş ve gelebilecek en büyük felaketlerin habercisidir. Ölümcül alışmışlık… Yalana dolana, komplolara, tecavüz, katliam ve soykırımlara, kendine düşman hallere alışmak… Sürgüne, zindana, göçe ve savaşların her türlü şiddet ve yoketme biçimine dirençsizlik… Kültürel kimliğinden, doğasından, toprağından, ağacından, çiçeğinden, hayvanından, insanından ve kendinden tüm uzaklaşma biçimlerine geçit veren sessizlik… Günübirlik düşünme ve yaşamanın boğuculuğunda, ruhsal, düşünsel ve yaşamsal her tür ölümcül daralma ve parçalanmaya açıklık…

Sürekli bir oluşma hali

Alışmamak… yaşamı sürekli bir oluşma haline, oluşumu büyük düşünmenin ve direnmenin varlık biçimine dönüştürmenin sırrına ermek… Bu sırra ermenin sınırsız oluşum ve varlaşma biçimlerine dönüşmek… Bu döngünün yürek ve akıl gücünü geliştirmek… Ölümlü dünya ve ölümlü insan tacirlerinin gazabına uğramanın en büyük suçunu işlemek anlamına gelir.

Tecride alınmış insanlığını, çiğnenen gururunu, onurunu kurtarmak… Dayatılan anlamsızlık ve yaşamsızlık sınırlarını aşmak… Alışılmış duygu-düşünce-yaşam kalıplarını parçalama cesaretini göstermek… nefessiz bırakma sınırlarına çekilmiş bir tecridi dayatan düşmanlığı unutmamak…

Nefessiz bırakma işkencesini bir yok etme ve bu yokluğa alıştırma siyasetine dönüştüren, insanlığı tükeniş sınırlarına çekmede ısrarlı, tarihsel kinini biriktirmiş saldırganlığı doğru yorumlamak… İyi yoğunlaşmak ve kendine varmanın, varlığını korumanın ve özgürlüğüne ulaşmanın yoluna döşenen tuzaklı mayınları temizlemenin yüksek bilincini geliştirmek…

Hep yol almanın büyüsü

Özgürlüğün; bedeli ağır, mücadelesi yüce, yaşamı zengin ve çekici kılan rafine duygu-düşünce gücüne ulaşma umudu ve iddiasını güçlü tutmak… Ölümlü dünya ve insanı kadercilik sınırlarına çeken boyun eğmeciliğe, kendine ve emeğine yabancılaştıran, köleleştiren, iktidarı kutsayan tüm alıştırılmışlıklara savaş açmak… Kadını erkeğin, erkeği devletin kulu-kölesi kılan “tanrı ayetlerini” gökten indiren, yeryüzü sevdalılarının üretken, canlı yaşam hamuruyla yeniden yoğuran… din, devlet, iktidar tezgahlarından özgürleştiren bir “alışkanlık savaşı”na ihtiyaç var.

Alışmaya direnmek, kapitalizmin insanı ve yaşamı metalaştıran, araçsallaştıran sınırsız çıkarcılığına, kurnazlığına, komploculuğuna karşı savaşta ısrardır. Modernitenin uzatmalı köleliğine meydan okumayı, kendine varmanın öykülerini çoğaltmayı, makyajlanan yaşam, benlik ve beden alışkanlıklarının sahte dünyasından ayılmayı gerektirir. Özgürlüğe uyanmanın, iyi ve güzele dair keşfin yarattığı ilk muhteşem duyguları kıskançlıkla korumak… Yarattığı canlılığı, morali, coşkuyu tüm zamanlarda, mekanlarda, insanlarda bir varlık biçimine dönüştürmek… Bu dönüşümün gönüllü aşk oluşçuluğuna koyulmak, hep yol almak ve yolda olmayı kutsayan duygu-düşünce deryasının büyüsüne kapılmak… Ölü ruhları canlandırmanın ve boyun eğmeyi bir yaşam biçimine dönüştüren kaderciliğin, kapitalizmin reklamlı yaşam dünyasının her tür alışkanlığını ve alışmışlığını aşmanın tek yolu…

Kaskatı dogmanın ve buz kesen yabancılaşmanın çöle dönen, kararan, çoraklaşan dünyalarına alternatif, sürekli yeşerten, aydınlatan, ısınan ve ısıtan bir sıcaklığın, aydınlığın ışık taşıyıcılığında yeniden oluşum dünyasının keşfine koyulmak…