Ataerkil sistem analizinde Maria Mies ve Öcalan arasında benzerlikler

74 görüntüleme

Gea Piccardi feminist bir aktivist.  Aslen İtalyan olan Piccardi, Portekiz’deki Coimbra Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Merkezi’nde eko-feminist  perspektiften Kürt Hareketi ve Jineoloji üzerine doktora yapıyor. Gea, Londra’da düzenelenen 16. Tarihsel Materyalizm Konferansı’nda, ‘Ekolojik devrim olarak Demokratik Konfederalizm: Abdullah Öcalan’ın eleştirel felsefesi ve Maria Mies ile diyalog’ başlıklı bir sunum yaptı. Bu vesileyle Gea ile biraraya gelerek sunumu hakkında bir söyleşi yaptık.

Ekonomiye dair teorilerin merkezinde batılı, beyaz ve kapitalist erkekler yer alıyor. Feminist ve politik ekonomiyle ilgilenen biri olarak söyler misiniz, kadın ekonominin neresinde?

Bir feminist olarak hep politik ekonomi ve bunun nasıl erkekleştirildiğiyle ilgilendim. Günlük yaşamımızda takip ettiğimiz paradigma, yani çalışma, üretimi düşünme biçimi ve para düşüncesi ataerkil yapıda gerçekten çok derin.

Ataerkil ekonominin gizli yeri olarak yeniden üretim faaliyetlerini gözden geçirdiğimde beni etkileyen şey şu oldu; toplumlarımızda, özellikle Avrupa ve dünyanın kuzey toplumlarında, değer, para ve birikimin tümü, bütün zenginlikler kadınların günlük olarak gizli ya da görünmez kılınmış çalışmasına dayanıyordu. Özellikle ırksallaştırılmış göçmen kadınlar, siyah kadınlar üretimi aslında yeniden üretiyordu. Bu neoliberal dünyayı üreten ekonominin bir görünen kısmı var, bir de dünyanın yaratılmasında kadınların katıldığı gizli bir kısım var. Ve onlar tanınmıyor, emekleri ekonomik olarak değersizleştiriliyor.

Bu değersizleştirmeye karşı mücadele eden, ekonomiyi feminist gözle ele alan Latin Amerikalı ve Rojavalı kadınları incelediniz. Esas aldıkları model nedir?

Latin Amerika’da Arjantin’e gittiğimde, Buenos Aires’in kenar mahallelerinde çalışan kadın kolektifleriyle tanıştım. Onlar Silvia Federici’yi (Caliban ve Cadı) okuyan özerk feministlerdi. O andan itibaren ben de Federici’nin çalışmasını okudum. Federici ataerkilliğin tarihte kapitalizmin koşulu olduğunu savunuyor. Tanıştığım kadınlar görünmez kılınmış emekten kurtulmak, kendini örgütlemek ve ataerkil ekonominin hizmetinde olmamak gerektiğini anlatıyordu. Esas itibariyle bu, yaşamın maddi koşullarını örgütlemek için özerk alanlar yaratıyor: Var olmazsanız, mücadele edemezsiniz…

Sonra Kürt Kadın Hareketiyle tanıştım. Ekonomide kadınların kendini örgütleme yollarını gördüm. Yeni bir politik ekonomi paradigmasını nasıl inşa ettiklerini anlamaya çalıştım. Rojava deneyimiyle birçok bağlantı gördüm; örneğin yeni alternatif ekonomilerin inşasında özerkliğin esas alınması yine kooperatifler aracılığıyla kadınların kapitalist ekonominin yarattığı sınırların dışında üretime geçmesi gibi.

Tarihsel Materyalizm Konferansı’nda Maria Mies ve Abdullah Öcalan ile ilgili bir sunum yaptınız. Maria Mies ve Öcalan’ın teorilerini birlikte ele alma, böyle bir karşılaştırma yapma fikri nasıl oluştu?

Abdullah Öcalan’ı okumaya başladığımda tesadüfen aynı zamanda Maria Mies’i okuyordum. Federici’nin söyledikleri Mies ile bağlantılıdır ve Federici’den önce yazmıştır. Mies ataerkil toplumda baskı ve doğanın sömürülmesinin bağlantısını kurar. Ataerkil ekonomide sadece gizli emekten bahsetmez, kadın bedeninin gizli sömürgeleştirilmesinden de bahseder. Ataerkil toplumun koşulu olan doğanın sömürgeleştirilmesini de anlatır. Bugün bir iklim krizi ve ekolojik krizle karşı karşıyayız, kaynaklar tükeniyor. Tüm devletler doğa ve insanlar üzerindeki karını artırmak için kendilerini yeşillendiriyorlar. Ataerkil politik ekonomi ekolojik krizle bu kadar bağlantılıysa, bu sistemin doğaya nasıl zulmettiğini de hesaba katmalıyız.

Mies’i okuyarak oluşturduğum bu temelle Öcalan’ı okumaya başladım ve birçok bağlantı buldum, bilhassa ataerkilliğin dünya sistemimizin paradigmatik temeli olarak tanımlanması konusunda. Öcalan ataerkil ilişkilerin bu sömürü sisteminin temelini oluşturduğunu söylüyor. Mies de benzer şeyi savunuyor. Bu nedenle demokratik konfederal alternatifi anlamak için verimli olabilecek bağlantıları görmek istedim. Sadece demokrasinin derinleştirilmesi alternatifini değil, ekonomik ve politik alanda sunduğu alternatifi görmek istedim.

Mies ve Öcalan arasında birçok bağlantı bulduğunuzu söylediniz. Bu bağlantılar nelerdir? Ayrıca düşüncede farklılaştıkları konular var mı?

Her zaman geçmişin sansasyonelleştirilmesi tartışmaları olmuştur. Bu nedenle ana akım feministler seksenli yıllardan beri ataerkilliğin kökenlerini sorgulamayı bıraktı. Ancak Mies ilginç bir şekilde ataerkil ilişkilerin doğasını bozmamız, tarihsel köklerini bulmamız gerektiğini, çünkü ataerkilliğin her zaman var olmadığını söylüyor. Bu tespit, Mies gibi Öcalan için de bir başlangıç noktasıydı. Her ikisi de Mezopotamya’daki ataerkil öncesi toplumları yorumluyor, anaerkil toplumların Mezopotamya’daki aynı coğrafi kökenini ele alıyor. Bu yöntemler arasında bir bağlantı var. Her ikisi de eski Sümer Uygarlığı’nı devletçi, kapitalist ve ataerkil uygarlığın başlangıç noktası olarak tanımlıyor. Her ikisinin belirlediği dönüm noktasında da benzerlikler var. Mies bunu ‘kadın verimliliği’ Öcalan ise komünal toplumlarda ev içi ekonomi olarak adlandırıyor. Yani iki teoride de kadınlar ekonomik örgütlenmenin özüydü. Bundan dolayı bakım işlerini, dayanışmayı ve komünal değerleri üretebildiler.

Öcalan’ın ev kadınlaştırma (Öcalan’ın ‘karılaştırma’ olarak tanımladığı) kavramı ile ilgili düşüncelerinde Mies’den nasıl etkilendiğini, Mies’in dünya çapında ataerkillik ve birikim üzerine fikirlerinden yaptığı alıntılardan görebiliyorum. Mies’in Öcalan’dan bilhassa farklı düşündüğü şey şudur: Avrupa’daki ilk sömürgeleştirme ve sanayileşmenin çıkış sürecinde çekirdek aile modeli ve aile içinde cinsiyetçi işbölümü başladı. Böylece kadınlar ev içinde özelleştirildi. Neredeyse tüm dünyaya yayılan çağdaş bir süreç Avrupa’da başladı. Kapitalist sistem içinde tanınabilecek tek iş ücretli çalışma oldu. Bu ayrıca ücretsiz görünmez işi yaratmaya başladı; bu kadın emeğiydi.

Kadınlar giderek erkeklerin ekonomik gücüne bağımlı ev kadınları olarak kabul edildi. Yaşamın yeniden üretimi gibi en önemli işi yapmalarına rağmen, tüm işlerine el konuldu ve değersizleştirildi. Bu önce Avrupa’da sonra kolonilerde ve sonra da dünyanın geri kalanında kadınların sadece evde değil her yerde daha az değerli işçi olduğunu varsayan ideolojiyi üretti. Güney kürede kadınlar sadece evde değil, aynı zamanda ağır tarımsal işlerde ucuz sanayilerde de çalışıyordu. Ancak bu ideal ev kadını tüm dünyada çalışmıyordu, kapitalist ekonomide erkekler kadar değerli olamayacak ev kadını biçimindeki kadın ideolojisi yaygındı.

Öcalan ev kadınlaştırma süreciyle birlikte kadınların ilk köleliğinin başladığını söyler. Öcalan, bunun doğrudan bir toplumsal süreç olduğunu savunuyor. Böylece sadece kapitalizm değil yurttaşlar için temel baskı gücü olarak devletin kontrolü altında tüm toplum için ‘ev kadınlaştırılma (karılaştırma) sürecinin başladığını söylüyor.

Öcalan’ın ev kadınlaştırma sürecini kapitalizmden çok daha önce, devletle başlayan bir süreç olarak koyması bir hayli ilginçtir. Ki bu onu Maria Mies’ten farklı kılar. Mies kapitalizm ve ekonomik yapıya dikkat çekerken, Öcalan daha çok devlet ve iktidar üreten diğer hiyerarşik yapılarla ilgilenir.

Öcalan, kapitalizmden ve Türk devletinden önce binlerce yıldır zulüm altında olan Kürt halkının tarihine farklı bakar. Böyle farklılığın sonucu olarak iktidarın nasıl, nerede başladığını sorgular. Bu ekonomik, aynı zamanda kültürel ve dini iktidar da olabilir. Bu vesileyle Öcalan, mitoloji ve felsefe gibi toplumun diğer birçok yüzünü inceler. Oysa Mies bunu yapmaz ve genelde ekonomiyle ilgilenir. Öcalan toplumların ideolojik ve maddi kültürüne ve bahsi geçen tüm alanlarda meydana gelen kırılmalara bakmamız gerektiğini söyler. Örneğin, din ve mitolojinin nasıl toplumdaki iktidarları yeniden örgütlemenin yapısal araçları olduğunu anlatır. Öcalan zihniyetin eylemi ürettiğini, bu nedenle zihniyetimizi değiştirmeden toplumsal praksisi değiştiremeyeceğimizi savunur. Bu da benim için Jineoloji’nin önemini ortaya çıkarıyor.

Son cümlede jineolojinin öneminden bahsettiniz. Son olarak, jineolojinin sizin için neden önemli olduğunu sorayım?

Jineoloji, Kürt kadınlarının kırk yıllık mücadelesine hatta öncesindeki antikolonyal ve ataerkil karşıtı uzun direniş tarihine dayanan kadın özgürlük sosyolojisi veya bilimi olarak tanımlanabilir. Bence jineoloji, aynı zamanda dekolonyal feminist praksisi olarak tanımlanabilir. Bu derin bir şekilde Öcalan’ın ataerkillik analizine dayanıyor. Jineoloji tarih boyunca toplum-kadın-doğa ilişkisini yeniden düşünmek, “erkek egemen” tarafından tarihsel olarak üretilen tüm alanlara (iş, ekonomi, sağlık vb.) meydan okumak olarak da tanımlanabilir. Bu nedenle, ev kadınlığına (housewifisation) karşı kadınlığın ideolojik ve materyalist olarak yeniden tanımlanması yoluyla mücadele ediyorlar.

Jineoloji kadınların özerk örgütünün somut pratiğine bağlıdır. Bence Kürt Kadın Hareketi, kadınlar için dünya kadınlar konfederasyonu gibi örgütsel bir yöntem getiren ilk kadın hareketidir. Jineoloji eğitimleri beni çok etkiledi. İtalya’da farklı fikir ve yöntemlere sahip birçok kadın hareketi ve akım var. Bizler jineoloji aracılığıyla buluşabildik. Eğitimler yapıyoruz ve günlük hayatı paylaşırken ideolojik engelleri aşıyoruz. Dünyadaki birçok mücadele arasında yöntemleri, perspektifleri ve araçları paylaşmak bu mücadeleleri güçlendirecektir. Sorun şu ki her yerin kendi devrimi var, ama çok parçalı. Rojava şu an dünyanın en örgütlü devrimci yerlerinden biri ve büyük bir tehdit altında. Bu durum, sadece Rojava’da yaşayan kadın ve halklar için değil dünyadaki tüm devrimciler için korkunç. Çünkü Rojava bizlere daha iyi bir dünya için ufkumuzu genişletme imkanı verdi.