‘Dünyayı dünyanın yarısı değiştirecek’

- Zilan DİYAR
278 görüntüleme

Tanja Nijmeier ya da artık bir parçası olduğu Kolombiya topraklarında tanındığı ismiyle Alexandra Nariño. On yedi yıl önce henüz 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyken gittiği Kolombiya’da hayatını baştan sona değiştirecek bir karar aldı.  Kolombiya’daki yerli halkların, kadınların mücadelesinin bir parçası oldu. Geçen süreye çok şey sığdırdı; FARC ve hükümet arasında barış görüşmelerine tanıklık etti, kadınlarla, birlikte mücadele ettiği yoldaşlarıyla bir hayat sürmeye karar verdi. 2012 yılından bu yana yaratılmak istenen toplumsal uzlaşı çabalarında önemli bir aktör olan Alexandra ile bu kez kendisini değil parçası olduğu Kolombiya toplumunun geleceğinde kadınların yaptıklarını ve yapacaklarını konuştuk…*

Yarım asırı geçen bir toplumsal mücadelenin en yakın tanıklarından birisin. Aynı zamanda nihai son olan barış sürecinde de aktif rol oynadın. Bu geçiş sürecinde nasıl bir değişim görüyorsun. Bu süreç topluma nasıl yansıyor?  

Söylenecek çok şey var. Görüyoruz ki silahlı bir ilişkiyle silahsız kurulan ilişki arasında çok fark var. Halkın, sizin kurtuluşunuz olan bir dağda olması çok farklı. Onlar sizin yemeğinizi getiriyor, bilgiyi ulaştırıyor. Ordu her tarafta. Çoğu zaman sivil toplumdaki bir ilişkiden farklı, savaşla ilgili bir durum var. Halkın seni koruması gerek, senin de halkı. Örneğin bizler, bazı alanlarda bir şekilde yargıç konumundaydık. İnsanlar komşularıyla sorunları olduğunda bize geliyorlardı. Otoriteydik yani. Şimdi ilişkiler değişiyor, daha politik ilişkiler oluşuyor. Ve ortada bir savaş yok. 

Ben halkla aramızda bir mesafenin oluştuğunu düşünmüyorum. Eskiden insanlarla olduğumuz yerlerde onlarla beraberiz hala. Farklılık olarak şimdi biz de içlerindeki topluluklardan biriyiz. Artık silahlı değiliz, sıradan bir topluluğuz. Aynı sorunları yaşıyoruz, diğer topluluklarla bir araya geliyoruz. Mesela ben siyah, yerli, köylü toplulukların çok olduğu ve şimdilerde eski gerillaların da farklı bir topluluk olarak yaşadığı Cauca’daydım. Sorunlarımızı çözmek zorundayız. 

Kadınların mücadelesi çağın toplumsal mücadeleler karakterini belirleyen bir düzeyde. Kürt hareketi de cinsiyetçilik ve erkek tahakkümü gibi sorunlarla karşılaştığında bunu özgün örgütlenmeler yoluyla aşmaya çalıştı. Kolombiya’da da özgün örgütlenme istemini gözlemledik. FARC’ın yetkili isimlerinden biri olarak sen bunu ne kadar önemsiyorsun? 

Özgün derken kadınların ayrı örgütlenmesinden mi bahsediyorsun?

Ayrı olup olmamasından ziyade kadınların yaşadıkları sorunlar karşısında örgütlenmesi, özgün bir örgütlenme üzerine düşündünüz mü?

Tanja Nijmeijer posiert in Havana / Cuba fr ein Foto. Geschichte von Jonathan Stock

Tabii ki. Havana’dan beri feminizm, erkek şovenizmi gibi konular üzerine kafa yormaya ve ele almaya başladık. Gerilla içinde, dağda görevlerde hep eşitlik söz konusuydu. Ama dağda ataerkiye ve erkek şovenizmine karşı aktif bir mücadele başlatmayı hiç düşünmemiştik. Yani aslında bu ne hareketin bayrağını taşıdığı bir mücadele ne de teorik seviyede düşünülmedi. Daha çok pratik düzeyde ortaya çıkan problemleri tartışıp çözüyorduk. Aslında, hareket içinde kadın ve erkek arasında bir eşitlik söz konusuydu. Bu saygı hissediliyordu. Bir kadın da komutan olabilirdi. Havana sonrasında teoriyi ve onun arkasında yatan şovenizmi, ataerkiyi göz önüne almaya, konu üzerinde çalışmaya başladık. Ve kadınlar olarak harekete geçme gerekliliği üzerine kafa yormaya başladık. Havana’dan itibaren kadınlar olarak cinsiyetçi toplumun içine tekrar geri döndüğümüzde neler olacağını düşünmeye başladık. Ve çok net olduğumuz şey; silahların yerine tencere-tavaları elimize almak istemediğimizdi. Erkekler cephesinden bir direnişle karşılaşıyoruz. Hareketin içinde ataerkiye karşı ortak mücadele gerekliliği konusunda ikna olmuş erkekler var. Ama örneğin mücadele içersinde şunu söyleyen erkekleri de sıklıkla duyuyorduk; “İyi, güzel, mücadele edin ama benim şahsi hayatıma karışmayın!” Bunun tercümesi şudur; ‘benim eşime nasıl davrandığıma karışmayın, o beni ilgilendirir.’ Biz de ‘hayır kişisel olan politiktir’ diyorduk. Erkeklerin bunu anlaması uzun bir süreç oldu. Şu çok net; cinsiyetçilik ve erkek şovenizmi bireysel ilişkileri birebir etkiliyor. Ama önümüzde hala katedilecek uzun yol var. Kürt devrimcilerinin doğal ilişkilerde, örgütlenmenin nasıl olacağı konusunda daha fazla aşama kaydetmiş olduğunu düşünüyorum. Bizim bir cinsiyet komisyonumuz var, kadınlara oldukları yerlerde eğitimler veriyoruz.

Bu eğitimler barış süreci içersinde gerçekleşti değil mi?

Evet. Hatta Havana’da yerli kadınların yanı sıra Kürt kadınlarını, Brezilya’dan ve başka ülkelerden, Kolombiya’dan feministleri de davet ettik. Bize kendi deneyimlerini aktarsınlar istedik. Havana’da çok fazla eğitim ve atölye düzenliyorduk. Barış sürecinde cinsiyet alt komisyonu da oluşturuldu. Bunu oluşturmak ve devam ettirmek bir mücadele işiydi.  Zorlu bir mücadeleydi ama önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Şu an görmekte olduğumuz ise bunun nasıl pratiğe geçirildiğidir.  

Peki bu temsiliyet ihtiyacı hissettiğiniz için mi oldu, yoksa kota sistemi içindeki eşitliğin bir gerekliliği nedeniyle mi? 

Bu konuda çok açık yürekli olmak gerek. Barış süreci başladığında masada sadece 2 kadın vardı. FARC’tan ben ve hükümeti temsilen başka bir kadın. Bunun üzerine Kolombiya’daki kadın örgütleri seslerini duyurmaya başladılar. ‘Bizler de Havana’da temsil edilmek istiyoruz’ sesleri yavaş yavaş ama artarak yükseldi. Bu önemli. Bu gruplar baskı yapmaya başladılar.  FARC ve hükümet kanadındaki kadınlar olarak bu sese destek verdik. Toplumun içindeki kadınların yarattığı baskı sonucu cinsiyet alt komisyonu oluşturuldu. Bu çok anlamlı bir gelişme. Bu gereklilik daha sonra da konuşulmaya başlandı. Hükümet Havana’ya iki kadın ile katıldı ama asıl sorumlu bir erkekti. Böylece cinsiyet alt komisyonu oluşturuldu. 

Kolombiya’dasın ve yerel halk ile aranda sıkı sıkıya bir bağ oluştu, öte yandan ise enternasyonalist kimliğin var. Kendini nasıl tanımlıyorsun?

Açık olmak gerekirse kendimi nasıl tanımladığım üzerine hiç düşünmedim. FARC’ta iki enternasyonalist kadınız, diğeri Fransız. Çok yakın arkadaşız. Bilmiyorum… Ama dış dünyanın benim buradaki varlığımı nasıl gördüğünü düşündüm tabi.   Çok cinsiyetçi bir ele alış var. Örneğin benim FARC’a bir komutana aşık olduğum için katıldığım, Havana’ya FARC’ın medyatik silahı, güzel suratlı olduğum için götürüldüğüm söylendi. Yorumlar hiçbir zaman politik içerikte değildi, katılımım hiçbir zaman politik nedenlere bağlanmadı. Ben Havana’ya dil bildiğim için gitmemiştim, özveri gösterdiğim için ya da hareket içinde uzun süredir yer aldığım için gitmemiştim. Ben fiziksel görüntüm nedeniyle burdaydım. Çünkü kadındım ve komutanın sevgilisiydim. Bir savaşçı için bu acı verici. İnsan bunun böyle olmadığını göstermeye, anlatmaya uğraşıyor ama yansıtılan imaj ve algı çok baskın. Benim için acı vericiydi. Özellikle de Havana’ya geldiğimde bunu daha çok hissettim. Dağdayken hareketin içinde hiç böyle bir sorgulama yoktu. Dağda adapte olabilmek için birkaç sene geçirdim ama artık duruma adapte olduğumda insanlar yabancı olduğumun farkına varmıyorlardı, yani normal bir durumdu. Ama Havana’ya geldiğimde dış dünyayla karşılaştım ve şoke oldum. Çok cinsiyetçi geldi. Avrupa’nın kadına karşı davranışlarda ileride olduğu söylenir ama bu doğru değil. 

Dünya kadınlarıyla, devrimci kadınlar ve kadın örgütleriyle yakınlaştığımız uzun yıllardan sonra, enternasyonalist kadın arkadaşların harekete katılımıyla beraber tartışmalar ve çalışmaların içeriği de değişti. 2018’in Ekimi’nde Frankfurt’ta dünyanın farklı yerlerinden kadınları bir araya getiren bir konferans düzenledik. Demokratik özerklik temelinde küresel bir kadın konfederalizmini oluşturma iddiası ortaya çıktı. Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Çünkü bazıları çok ütopik buluyor. 

Bu konuda bilgi sahibi değildim. Eğer bu gerçekleşirse bence çok ilginç olur. Eğer dünyanın değişmesini istiyorsak bunu dünya nüfusunun beş bin yıldır istismar edilen yarısı olanlar gerçekleştirecektir. Bu kesin. Ben çok pragmatistim, çok geniş çaplı ortaklıklara girişmenin riskleri de olur. Sınırları ve hedefleri kesin belli olmalı. Ama bana ilginç ve uygulanabilir gözüküyor. 

Bu sürecin geniş çaplı hedefler içinde kaybolmaması, her bölgenin özerkliğini koruyabilmesi için belirli bir bakışa sahip olması gerekli. Senin bu hedefe ulaşabilmek için dünyadaki devrimci kadınlara önerin ne olur?

Halkların özgür şekilde kendi kederlerini tayin etmeleri ve ataerkiye karşı mücadele ilkelerine dayanması gerektiğini belirtebilirim. Siz zaten bu konuda organize oluyor ve bunu da iyi yapıyorsunuz. Ancak dediğim gibi küresel düzeyde bir işe girişmek kolay değil. Mesela bu düşüncenin kısa ve uzun vadedeki hedefi ne olacak? Sınırları aşan birçok feminist hareketin varlığını da göz önünde bulundurmak gerektiğini düşünüyorum. Kadınların konfederal örgütlenmesi bunlardan farklı olarak ne yapacak? Kendimizi diğerlerinden nasıl ayırt edeceğiz. 

Kadınların küresel ölçekli konfederal modeli bu hareketlere bir alternatif olarak sunulmuyor zaten. Hedef ayrıştırmak değil, var olan bütün bu hareketleri ittifak, konfederalizm ve özerklik temelinde birleştirebilmek. Bu tepeden gelen ya da tek doğrunun olduğu bir proje değil, bütün bu farklı hareketlerin arasındaki koordinasyonu sağlamayı amaçlıyor. Hedefimiz devletin sınırları dışında adınlar arasında devrimci ve diplomatik bir ilişki geliştirmek.

Dünyada o kadar çok kadın hareketi var ki şu hiç bitmeyen tartışma ortaya çıkıyor; Çok uluslu şirketlerin içinde onları yöneten kadınlar mı istiyoruz yoksa bunları yıkan, [bombalayan] kadınlar mı istiyoruz.

Alçakgönüllülük bir yana, kadın ve devrim konusunda küresel öncü sizlersiniz. Ancak, her zaman öncülerin olmadığı yerler de mevcut. Bizim Havana’da yaptığımız hata, feminizmi ataerkiyi ele almaya başladık, silahı bırakıp mutfağa dönmek istemiyoruz dedik ama şu anda pratikte gördüğümüz şu; dağda erkeklere eşit olan birçok kadın şu an çocuk sahibi oluyorlar ve geleneksel rollere geri dönüyorlar. Yani projeler ve çözümler toplumun tüm kesimlerini kapsamadığında bu tür olasılıklar ortaya çıkabiliyor. 

Dediğin çok önemli, öncü kendini hiçbir zaman halktan ayırmamalı. Bizde her adım tabanı temel alarak oldu. Çünkü bizler toplumla iç içeyiz. Günü birlik olarak toplumu değiştirme dönüştürme imkanımız oldu. Bu sayede öncüler toplumdan uzaklaşmadı. 

İyi de yapmışsınız. Ancak bu sorun küresel düzeyde geçerli. Bazı ülkeler var ki kadın mücadelesinde diğer ülkelerden daha ‘gerideler’. Bence bu göz önünde bulundurulması gereken bir durum. Çünkü küçük, ilerici bir grup içinde saatlerce dünyanın nasıl olması gerektiği tartışılabilir. Ama dünyayı pratikte değiştirmek istiyorsak belki de bir adım geri atmamız ve yanımızda bizimle birlikte kim var diye bakmamız gerek. 

Bu söylediğinle demokratik konfederalizme önemli bir ilke sunmuş oldun

Tanja Nijmeijer posiert in Havana / Cuba fr ein Foto. Geschichte von Jonathan Stock

Bazen kendimi aşırı pragmatik buluyorum. Çok konuşmayı, havada laflar etmeyi sevmiyorum. O zaman taşlar yerine oturmuyor. Örneğin kadınlara öncülük etmek konusunda, bölgelerde yaptığınız atölyeler çok hoşuma gitti. Çok pratik atölyelerdi. Kadınlara kişisel olanın politik olduğunu gösteren, ataerkinin hayatlarına nasıl sızdığını ve onları nasıl hor görülmeye baş eğdirdiğini anlattınız. 

Bizden ne öğrenebileceğinizi bilemiyorum. Ama bizler Havana’da kolektif olarak güçlenmenin önemini öğrendik. Şimdi görüyoruz ki iyi örgütlendiğimiz alanlar şu an en güçlü olan yerler, örgütlenmede zayıf olduğumuz yerler ise politik olarak çok da sağlam değiller. Bir bakıma, Kolombiya’da birçok güçlü kadın örgütü ve ilerici feminist hareket mevcut ama Havana’dan sonra bu kadın hareketlerini bir araya getirmeyi başarabildik. 

Havana’da üç oturum yaptık. Kadın örgütü temsilcisi olan on kadın katıldı.  Bu durum, anlaşmalarda kadınlara özel odak noktaları yaratmamızı sağladı. Bu uygulamayı genel oturumlarda da yapmaya çalıştık. Ama toplumdan alınan öneriler bence dikkate alınmadı. Bizler FARC olarak bu önerileri tabi ki dikkate aldık. Cinsiyet alt komisyonu ise toplumdaki kadınları dinleyip önerilerini alarak anlaşma masasına taşıdı. Toplumdaki kadınlar ile anlaşma tarafları kadınları arasındaki bu dinamik ve fikir alışverişi örnek bir çalışma oldu. 

Diğer yandan sivil hayata geri dönüş noktasında gerçekten yaptığımız şey çok az duyuruldu. Gerilla kadınlar toplumsal hayata  katmada zorluklar yaşadık. Zira Kolombiya toplumu bize bu konuda veri sunmuyordu, önerilerde bulunmuyordu çünkü bu yeni bir durumdu. O dönemde cinsiyet alt komisyonunun eli daha kuvvetliydi. Cinsiyet odağında büyük destek gösteren Norveç ve Küba’yla konuştuk. Uluslararası bir konferans düzenlemek istiyoruz dedik. Eski savaşçıların görüşlerini almak için çağırmak istediğimizi söyledik. Endonezya’dan, İrlanda’dan, Guatemala’dan, Güney Afrika’dan eski savaşçıları davet ettik. Yanılmıyorsam Mayıs 2015’di. Kolombiya’dan da vardı. Bu kadınlar sivil hayata geri dönüş konusunda bize çok ilginç şeyler söylediler. Örneğin, bir kadın için bu sürecin bir erkekten çok daha zor olduğunu söylediler. Çünkü ataerkil ve cinsiyetçi bir toplum silahlı mücadelede yer alan bir erkeği affeder ama silahlı bir kadın korkunç bir durum. Hiçbir şekilde affedilemez. Bunun gibi birçok şeyi bu kadınlardan öğrendik. Önümüzü görmemiz açısından bu deneyimler bizim açımızdan önemli ve yol gösterici oldu. 

Çeviri: Ekin EGE