Kadın uyandı mı, gerisi kolaydır

yazan KAKTÜS

Neden bir erkeğe “ev beyi”, “ev erkeği” ne bileyim ya da “ev adamı” denilmez? Erkeklerin nesi eksik? Öyle bakmayın canım, düşünüyorum yani. Hakikatten erkeğin ne eksiği var ki, ev işleriyle ilgilendiğinde “kılıbık” lafına maruz kalıyor. Hiç dikkat ettiniz mi, bir erkek ile bir kadın herhangi bir resmi daireye gittiğinde işi ya da güncel deyimle mesleği sorulduğunda,  çalışmayan kadına “ev hanımı”, “ev kadını” denilirken, çalışmayan erkeğe ise “serbest meslek” veya “işsiz” denilir ve kayda öyle geçer.

Merak ediyorum, “serbest meslek” nedir? Neden çalışmayan erkeğe de “ev beyi” denilmiyor. Neden kadın “işsiz” olamıyor. Bu sözleri tırnak içerisine alıyorum çünkü, insan için meslek ya da meslekler, “iş” denilen mecburiyetler icat edilmeden önce, hanımlık ve beylik rolleri yazılmadan ve ev inşa edilmeden evvel ne yaparlardı? Yemek bulmaya giden erkek sıfatsız mıydı? Bu tipler ne zaman oluştu? Maçoluğu ilk kim icat etti? Kıl adam olmayı ya da kıllık yapmayı, aşağılamak için “kılıbık” demeyi insanoğlu nasıl keşfetti? İnsanoğlu, insankızının evine taşındıktan sonra kadını kafesleyerek o evi ona “hanımlık” adı altında nasıl zindan etti? Erkek bunun keşfini nasıl buldu? Kazığı kim icat etti? Çağın gerici buluşlarını kim buldu? Nıç nıç nıç …! Ben nereye daldım öyle. Neyse, ne diyorum, “serbest meslek” … Şimdi erkeğe atfedilen “serbest meslek” sözünü şöyle bir irdeleyelim. Tabii irdelemek için bölmek, derinlere daldıkça un-ufak etmek gerekebilir. Sözlükte serbestin karşılığı; “hiçbir şarta bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen” deniliyor. Şartlarını, şurtlarını bilemeyeceğim ama, istedikleri gibi davrandıkları kesin. Serbestlik için yapılan bir diğer tanım ise, “Tutuklu veya bağımlı olmayan, özgür, hür.” Zaten tüm gizem tutkuda. Tutkuyu atarsan, ne özgürlük kalır, ne hürriyet. Geriye bir şey kalıyor ama, onu da ben demeyeyim… “Bağımlı olmayan” ise yok gibidir. “Bağımlı olmayan” sözü de tamamıyla boş bir lakırdıdır. Yani “serbest” sözü kadar kof. Ama bu kadar kof bir şeyin tanımı için hiçbir şeyden kaçınılmamış. Mesela, “Yapacak bir işi olmayan.” “Bazı kurallara bağlı olmayan.” “Sıkılmadan, şaşırmadan konuşan ve davranan.” “Hareketi herhangi bir biçimde engellenmeyen.” “Rahat, özgür, bağımsız …” falan filan uzayıp gidiyor. Tüm bunlar “serbest” olmanın ya da olanın tarifi. Şöyle bir kuşbakışı bakıyorum da tarife, epey bir ürkütücü geldi. “Kuralsız, hareketi herhangi bir biçimde engellenmeyen, rahat, sıkılmadan, şaşırmadan konuşup, davranan.” Acaba erkeğe özelliğini veren bu kavram mıdır? Gözümde bazı şey hareketler canlandı da… O sokağa tükürmeler, yürürken apış arasını kaşımalar yani herhangi bir biçimde engellenemeyen hareketlere mi giriyor? Yayılırcasına oturmalar bir rahatlık belirtisi midir? Sıkılmadan ve şaşırmadan yalan söylemeler hep bu “serbest” olmanın bir ürünü müdür? Evet soruyorum çünkü, “serbest” kavramının tanımı kadın açısından, “Ağırbaşlı olmayan, hoppa” olarak tanımlanmış. Bu alıntıyı bir yere yazın, ben birazdan geliyorum.

“Serbest” kelimesi böyle tanımlanırken, “meslek” için yapılan tanım ise aynen şöyle; “Belli bir eğitim ile kazanılan sistemli bilgi ve becerilere dayalı, insanlara yararlı mal üretmek, hizmet vermek ve karşılığında para kazanmak için yapılan, kuralları belirlenmiş iş.” “Uğraş.” “Felsefi Öğreti.” “Çığır, okul, ekol” vs vs … böyle uzayıp giden bir tanımlar silsilesi var. Bir şeye bu kadar tanım getirilmesi insanda şüphe uyandırıyor. Bir şeye bu kadar tanım getirilmesinin iki nedeni vardır: Ya o şey çok güzeldir, tarif getirilemiyordur. Ya da kazıktır, üstü örtülüyordur. Şimdi, “Belli bir eğitim ile kazanılan sistemli bilgi ve beceriler” için bir kere tutku şart, disiplin şart, dürüstlük şart, kural şart. “Felsefi öğreti, çığır ve okul” için kendini yoğurma, yeni baştan yaratma şart. Yani öyle rahat, istediğimi yaparım havasıyla nereye? … Tabi adamın mesleğinin önüne serbestlik getirilince, hareketlerine de özgürlük tanımış. Bir hava, bir hava sanırsın ki dünya onun rastgele hareketleri sayesinde dönüyor. Öyle geziniyor uzay boşluğunda. Uyan, uyan! Yoksa hemcinslerinin ürettiği yeni bir kazıkta bulursun kendi…

Evet geldim. Şimdi değerli okuyucu, “ev hanımı” sözüne karşı kendimi bildim bileli bir alerjim vardır. Bu söz hep bir anti-pati oluşturmuştur. Ne zaman biri “ev hanımı” sözünü kullansa zihnimde hemen demir parmaklıklar canlanıyor. Köşeye sıkışmışlık ile ruhun mengeneye alınması hissi. Bunun için size sayısız tarifte bulunabilirim. Çünkü, “ev hanımlığı” ya da “ev kadını” kadar cilalanıp, renklendirilmiş hapishane yoktur. Öyle renklerle döşemişler ki o evi, kadın gözünün önündeki griliği göremiyor. Bilirsiniz gri renk faşizmi tanımlar. Ve hepimiz bir şekilde o evlerde faşizme maruz kalıyoruz. Ve her gün sil baştan yaşıyoruz faşizmi. O yüzden “ev erkeği” ya da “ev beyi” diye bir meslek yoktur. Çünkü, “ev hanımı” ya da “hanımlığı” da bir meslek değildir. Dikkat eden, bir erkek yemek yapıyorsa aşçıdır. Bir kadın yemek yapıyorsa sadece kadındır. Çünkü kadının doğuştan yemek yapması gerektiği hatta bilmesi gerektiği, daha da ileriye giderek genetiğinde olması gerektiği mantığı vardır. Erkek yemek yapmakla bir meslek edinirken, aynı şey kadın için bir ifade taşımıyor. Şunu da söyleyeyim; “serbest meslek” tamamıyla uydurmadır. Ve insanın kendisine yemek yapması bir iş ya da fedakarlık değildir. Tamamıyla ihtiyaçtır. Bunun tersini iddia eden sadece hoppa kapitalizmdir. Çünkü, “ev hanımı” gibi akla durgunluk veren bir meslek icat etmiştir. Tabi ki allayıp, pullayacaktır. Onun işi bu. Bizim işimiz ise önce uyandırmak. Uyanmıyorsa çimdik atmak, yine uyanmıyorsa tepik atmaktır. Ama mutlaka uyandırmaktır! Kadın uyandı mı da gerisi kolaydır. O neyi icat etmesi gerektiğini bilir!?!