Kadınlar sınırsızlığa yürüyor

yazan Rojda YILDIRIM

Kimisi Latin Amerika’dan, kimisi Katalanya’dan, Bask ülkesinden, kimisi de Almanya, Fransa ve Belçika’dan gelmiş. Kalabalık kadınlı erkekli bir grup. Hepsi genç ve pırıl pırıl. Tartışmak için can atan onlarca genç. Sadece dünyayı konuşmak istemiyorlar. Dünyanın içinde bulunduğu küresel çıkmazlara ve krizlere karşı Ortadoğu’yu, Rojava’yı, Kürt hareketini ve kadın özgürlük deneyimini konuşmak, sormak ve tartışmak istiyorlar. 

Dağlık bir alan diyeceğimiz, sessiz, sakin ve de doğayla iç içe olduğumuz tarihi binamızda bir haftalık atölye çalışması yapmak için dünyanın farklı coğrafyalarından gelen gençlerle bir araya geliyoruz. 

Kürt özgürlük hareketi, deneyimleri, tarihsel süreçleri, pratik ve teorik olarak ürettiği tezleri, düşünsel ve pratik gelişme biçimini, nasıl başarıldı ve dünyanın kısmen de olsa kaybettiği devrimin tılsımlı büyüsünü nasıl korudu ve yakaladı gibi konuları eksenine alan yoğun tartışmalar yürütüyoruz. Özgürlük en büyük çelişki. Kürt hareketinin dervişane yaşam tarzı ise en büyük merak konusu. 

Tabi ezber bozan bir çok teorisi de… Kadın özgün örgütlenmesi, Kopuş Teorisi, Erkeği Öldürme teorisi, Sonsuz Boşanma teorisi, Kadın Kurutuluş İdeolojisi, Özgür Eş Yaşam, Jineoloji derken adım adım Kürt hareketindeki özgürlüksel gelişimin de parametreleri ele alınıp tartışılıyor. Erkeği Öldürme teorisi her zaman tabu yıkan bir kavramsallaştırma olmaya devam ediyor. “Erkeklik” ve “kadınlık” kavramları bildiğimiz gibi değil. Yani öğrenildiği gibi değil. 

Kapitalizm’den kopuş…

Birçok tartışmada kapitalist modernitenin özgürlük yanılsamasının ne kadar güçlü olduğuna şahitlik ediyoruz. Düzene ve sisteme muhalif olan birçok insanın kendini “özgür” görmesi tam da tartışmanın ana odağını oluşturuyor. Yani sistemle temel çelişkiyi kendinde görmemek, özgürlüğü kendi dışında toplumların ya da tüm ezilenlerin sorunu olarak ötelemek halen sol hareketlerin derin hastalığı olmaya devam ediyor. Özgürlük yanılsaması kapitalist modernitenin algısal bir başarısı. Çünkü en solda duranda dahi etkileri var. Bireycilik ise tartışmalarda ulaştığımız en önemli sonuçlardan biri. Sisteme muhalif olmak ama kopmamak, farklılık istemek ama farklı olmamak, cinsiyetçiliğe karşı olmak ama maço ve geleneksel kültürden kopmamak ise cabası…

Şunu fark ettik: Farklı coğrafyalardan olsak bile cinsiyetçilik, sistemden kopamamak gibi birçok sorun benzer. Tanımlamalar ve kültürel farklılıklar olsa bile işin özünde bir değişiklik yok. Sadece nüans farklılıkları var. Sol, sosyalist, anarşist ya da hangi adlandırma içinde olursak olalım, kadına dönük cinsiyetçi yaklaşımlar, algılar, geleneksel dayatmalar biçimsel farklılıklar gösterse bile özünde aynı. Kadınların özgün örgütlenmesine açık olmamak, “ne gerek var zaten birlikte mücadele ediyoruz” diyen cümleler de oldukça tanıdık. 

Kadınların otonom örgütlenmesi

Bu konularda Kürt kadın hareketinin genel olarak tarihsel gelişimi ve deneyimleri oldukça dikkat çekici bulunuyor. Farklı ülkelerden gelen kadınlar, hararetle kadınların otonom örgütlenmesinin önemini tartışıyor. Tıpkı Kürt kadınlarında olduğu gibi ayrı örgütlenip kadının gücünü açığa çıkarmak istiyorlar. Asıl tıkanma noktalarını, ya da kadınların kendi yapıları içinde güç olamamalarını otonom örgütlenmeyi başaramamalarına bağlıyorlar. Önemli sorular ve tartışmalar bu konularda da yürütülüyor. Oldukça hevesli ve istekli genç kadınlar. 

Erkekler ise “erkeği öldürmek” için önce kendilerindeki erkeklik sorununu tanımlamaları gerektiğine dikkat çekiyorlar. Tabi kendini ne “erkek” ne de “kadın” kategorisinde görmeyen, farklı kimlikler tartışması da sıklıkla yapılıyor. Çünkü kimlik sorunu oldukça geniş bir alana yayılan ve artık mevcut kalıpları da zorlayan bir tartışmadır. Ve bu tartışmalar bir kez daha kimlik eksenli toplumsal cinsiyet kritiğinin daha da derinleşeceğinin göstergesi.

Kadınlar sınırları aşıp, sınırsızlığa ulaşıyor

Tartışmaların ve soruların niteliği oldukça dikkat çekiciydi. Farklı coğrafyalardan gençlerle tartışmanın inanılmaz bir zevki ve ufuk açıcılığı olduğunu da söylemek lazım. Heyecan, sorgulama, tabuları zorlama bu tartışmaların en önemli karakteri… Ve farklılıkların açığa çıkarıcı zemini ise ayrı bir zihinsel zenginlik…

Brezilyalı genç bir kadın tartışma aralarının birinde sessizce yaklaşıp şunu fısıldadı: “Sizi dinlerken kendimi görüyorum. Acılarımız ortak. Ama sizde farklı bir şey de var. Defalarca gözaltına alındım ve polisin tecavüzüne uğradım. Halen ayaktaysam mücadelenizden güç ve ilham aldığım içindir. Onun için buradayım.” demişti. 

Rojava ve Kürt kadın hareketi deneyimi ilham olmaya devam ediyor. Yeni bir 8 Mart’a daha dünyanın her tarafında küresel isyana kalkmış milyonlarca kadının direnişiyle giriyoruz. Hindistan’da dini bağnazlığa karşı yürüyen ve 620 km kadın zinciri oluşturan milyonlarca kadın, Latin Amerika’da “bir kadın daha eksilmeyeceğiz” diyen milyonlarca kadın, İran’da, Suudi Arabistan’da direnen, isyan eden kadınların özgürlük çığlıklarıyla giriyoruz… Kadınlar sınırları aşıp, sınırsızlığa ulaşıyor. Tıpkı Leyla Güven’e dünyanın dört bir tarafından mesajları ve eylemleri ile sahip çıkan kadınlar gibi…