Kandakalar’ın dirilişi

yazan Rojda YILDIRIM

Bir Doğu Afrika ülkesi olan Sudan, sadece yoksullukla değil son dönemlerde halk ayaklanmaları ve buna öncülük eden kadınların duruşuyla da dünya gündemine girdi. Belki de çoğu insan Sudan’daki isyan görüntülerinden sonra yeniden dünya haritasına bakma gereği duydu.

Genelde açlık ve yoksulluk görüntüleriyle hafızalarımızda yer edinen Sudan, kadim bir tarihe ve toplumsallığa sahip. Bir zamanların Mısır uygarlığına benzer dev piramitlerin olduğu antik kent Meroe ve ülkeyi boydan boya ikiye bölen efsanevi Nil nehrinin geçtiği ülke toprakları, derin bir tarihi de bağrında saklamakta. MÖ. 8. Yüzyıla kadar dayanan ünlü Kuş Krallığı’nın kurulduğu bu topraklar aynı zamanda insanlık ailesinin de evrimleşme sürecinin geçiş güzergahı konumunda…

Eski klanların ayak izinden

Sudan, insanlık hafızasının da saklı olduğu derin bir vadi gibi… Nice klan ve kabilelerin ayak izlerini taşıyan bu topraklar insanlık tarihi kadar eski… Ülke tarihsel olarak Afrika’nın en önemli arkeolojik alanlarından biri olarak görülüyor. 

Kadın eksenli toplumsallığın bütün Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında olduğu gibi Sudan’da da oldukça güçlü olması şaşırtıcı değil. Sudan’da halk ayaklanmaları olduğunda hepimizi Kandaka ile tanıştıran ise yine aynı kadın gücüydü…

Kandaka, Sudan’ın Nübye bölgesinde yaklaşık 4 bin yıl önce varolmuş antik hanedanlığın savaşçı kraliçeleri için kullanılan ünvanın adıdır. Kandakalar’ın tarihsel olarak en önemli özelliklerinden biri geleneksel beyaz elbise giymeleri ve savaş zamanında bir taşın üzerine çıkarak askerleri ve halkı savaşa hazırlamalarıdır. Beyaz bilinenin aksine savaşa yani mücadeleye çağrı niteliğini taşımaktadır. 

Toplumu ve kadınları mücadeleye çağırdılar

4 bin yıl önceki kadınların mücadeleci geleneğini esas alan Sudanlı kadınlar, diktatör El Beşiri’ye karşı halk ayaklanmalarına katıldıklarında aynı beyaz elbiseyi giyerek toplumu ve kadınları mücadeleye çağırdılar. Kadınlar, geleneksel ev kadınlığı dışında rol biçmeyen erkek egemen zihniyete karşı “kadının yeri devrimdir” şiarıyla sokaklara döküldü. Kadınlar ülkenin cinsiyetçi ve ataerkil toplum yapısına karşı tarihsel direniş geleneklerinin yani Kandakalar’ın diliyle çıktılar meydanlara. 

Sudan halkı beyaz elbiseler içinde halkı devrime çağıran kadınları görünce “Kandaka dirildi”  derken, tarihsel toplumsal hafızanın da ne kadar canlı olduğunu gösterdi. Ancak, İslamist-faşist diktatörlüğe karşı dört ayı aşkın bir süredir sokaklardan ayrılmayan Sudan halkının gözü genç bir kadındaydı. 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Alaa Salah kendi toplumuna seslenirken Kandaka’nın vücut bulmuş hali olarak konuşuyordu. Salah “Mermi öldürmez; insanların sessizliği öldürür. Sudanlı kadınları kitleler halinde sokağa çıkmaya teşvik ediyorum. Tiranı devirelim. Zafer bizimdir,” derken tarihsel bir dalganın öfkesiyle bağırıyordu. “Benim büyük annem bir Kandaka” diye seslenirken halk “devrim” diye karşılık veriyordu. Elbetteki bütün bu buluşmalar ve sözler tesadüfi değil. Egemenler bastırsa bile toplumsal hafıza yeri geldiğinde en güçlü biçimiyle yeniden dirilmesini biliyor. 

Halk diktatöre “git” dedi

Bu çağrının kadınlar arasında bir karşılığı vardı elbet. Diktatör Ömer El Beşir’in 30 yıllık iktidarı süresince uyguladığı tahakküm, özellikle kadınların hayatında cehennemli bir süreçti. Kadınların  pantolon giymeleri, saçlarının görünmesi veya bir erkekle arabaya binmeleri bile ahlâka aykırı kabul edilirken, kadınları cezalandıran yasalar da bu çerçevede çıkartılmıştı. Kadınların rejim karşıtı protestolarda ön saflarda yer almaları, çalınmış hayatlarını geri almak istemelerindendi. 

Son 30 yıldır Türkiye’deki AKP tarzı sağ, muhafazakar ve İslami referanslı iktidar, topluma her türlü gericiliği dayatmakla kalmamış, kadına dönük cinsiyetçilik, yolsuzluk, hırsızlık, sınıflar arası uçurum, baskı ve şiddet üreten politikalarıyla demokrasiyi de ortadan kaldırmış, ortağı Erdoğan gibi seçimle geldiği gibi seçimle gitmeyeceğini de ilan etmişti. Hal böyleyken halk sokaklara dökülmüş, diktatöre “git” demiştir. Kadınların da öncülük ettiği bu halk ayaklanmalarında diktatör El Beşiri istifa etmiş, peşi sıra tepkiler dinmeyince tutuklanmıştı. Ne benzerdir ki O’nun da evinde milyonlarca dolar nakit para bulunmuştu. 

Farklı kanallara kanalize olan ayaklanmalar!?

“Arap baharı” olarak da nitelendirilen ancak sonrasında farklı bir mecrada gelişme gösteren halk ayaklanmalarında dikkat çekici hususlar var. Mısır’dan tutalım Tunus’a kadar, Cezayir’den tutalım Fas’a kadar bütün gösterilerde en önde kadınları görmek mümkündü. Günlerce Tahrir Meydanını terk etmeyen kadınların görüntüleri halen hafızalarımızda…

Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde kadınların yoğun bir şekilde ayaklanmalara katılmaları elbetteki anlaşılırdır. En ezilen sınıfı oluşturan kadınlar sistemin değişmesini tabiki isteyecektir. Ancak öncülük, ideolojik doğrultu, nasıl bir toplum hedefi oluşturulmadığından bu ayaklanmaların farklı kanallara kanalize edilebilindiğini de yakın tarihimiz göstermiştir. 

Kahire’nin göbeğindeki Tahrir Meydanında kadınlar Hüsnü Mübarek rejimine karşı başkaldırdığında aynı meydanı paylaşan erkek direnişçiler tarafından da şiddete uğramışlardı. Ve ne acıdır ki aynı kadınlar sonrasında şu açıklamayı yapmıştı: “Mübarek rejimini devirirken her şeyin düzeleceğine, kadınlara özgürlüklerin geleceğine inanmıştık. Ancak anladık ki toplumu dönüştürmek bir diktatörü devirmekten çok daha zormuş”…

Ataerkillik sadece diktatörleri devirmek ile aşılmaz

Haklı olarak aynı kaygıyı Sudan için de taşımak lazım. Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde gelişen isyanların haklılığı tartışmasızdır. Ancak ideolojik öncülükten yoksunluk, bu hareketleri bir öfke hareketinin ötesine geçirmiyor. Hele hele söz konusu kadınlar ise bu topraklar, ataerkilliğin sadece diktatörleri yıkmakla geçmediğinin acı tecrübeleriyle doludur…. 

Ataerkilliğin doğduğu, filizlendiği bu kadim topraklarda bir şeyleri yıkmak elbetteki anlamlı ve değerlidir. Ancak bunun yetmediğini de biliyoruz. Fas ve Tunus’ta da benzer gelişmeleri gördük. Kadınlar isyandaydı. Ancak iktidarlar değiştikten sonra çıkardıkları ilk yasalar, kadınların kazanılmış haklarına göz dikmek oldu. 

Aynı durumun Sudan’da da tekrarlanması oldukça önemli. Kandakaların yurdunda kadın isyanı başlamışken, kadın eksenli toplumsal sistem inşaları ancak bu isyanı daha güzel kılabilir. Şimdilik yorum yapmak için erken olabilir. Ancak basına yansıyan, yapılan açıklamalar demokratik taleplerin ön planda olduğunu gösteriyor. Kadınlar bunun içinde ne kadar yer bulacak bunu da Kandakalar’ın direnişi belirleyecek… Umarız ve isteriz ki Sudan’daki kız kardeşlerimiz de kendi özgür toplumsallıklarına yeniden kavuşsunlar… Yüreğimiz, sevgimiz, dileklerimiz ve dayanışmamız Kandakalarla…