Kaybedenlerin Belleği*

yazan Rûşen CELAL

Söylenecek çok söz var, yapılacak çok iş!

Birikmiş çok öfkeler var, birikmiş çok ödüller!

Yiten dostlar var, kalan, kaybolan…

Yüzleşmeler var, hesaplaşmalar var!

Muktedirler yapacağını yapar; hesaplaşmalar var; kendinle, dostlarınla, birbirinle.

Kavramların içi boşaldı, eylemelerin/yapıp etmelerin hedefi, hedeflerin yolu yordamı şaştı!

Bazen insan nereden başlayacağını bilemez, rastgele sözcükler seçer.

Sözcükler yolunu bulur, söylenecek olan söylenir.

En iyisi doğrudan lafa girmek!

“Büyük büyük laf etmeden” diyesi geliyor insanın

ama ‘laf etme meselesi’nin kendisi hükümran! Ne desen büyük!

Belki en iyisi durmak! Şimdi durmak!

Derin bir soluk almak!

Yeniden doğacağın güne birikmek!

Erken doğum yapmamak, doğayı takip etmek!

Beklemek, izlemek, birikmek!

Anı geldiğinde, doğururken doğmak!

Yaşam/Ölüm/Yaşam döngüsünün raksıyla

esrimek/erimek/ölmek/doğmak/ölmek/doğmak!….

Sanki şimdi, yeni süreci görüp birikme zamanı! Yeni/başka bir hal ile başka bir hal içinde doğmak için birikme zamanı. Zor bir süreç. Sabır, sükûnet ve daha çok çalışma istiyor. Mesela, alışılmış olanların tamamını geri dönmemecesine çöpe atıp başka bir hal bulmak gerekiyor. Doğa gibi, yaratıcı olmak gerekiyor.

Oyuncak kovalayan silahlı güçler

Hatırlayan var mı, bir diktatörü Lahey’e gönderen sade bir eylemdi… Arkasında başka bir görme biçiminin yattığı hazırlığın sade bir eylemi!… Bir tören sırasında yüzlerce pilli oyuncağı bölük bölük ağır silahlı güçlerin arasına salmışlardı. Şişirilmiş huşu içinde güce tapınan milletin gözleri önünde, ayaklarının arasında dolanan, oraya buraya zıplayan, uçuşup duran, o karanlık ciddiyeti, bütün o hükümran düzeni bozan oyuncakları tarayamayan silahlı güçler otomatik bir düğmeye basılmış gibi onları yakalamaya çalıştılar. Silahlar bir yana, kasklar bir yana meydanda pilli oyuncaklar peşinde, oyuncak kovalayan silahlı güçler… Milletin gözü önünde! O ciddi kalabalıkta önce utangaç kıkırdaşmalar, sonra usul usul yükselen bir kahkaha tufanı. Yenilmez/sarsılmaz güçler işte böyle komiktiler! Yenilmez/sarsılmaz güçler işte böyle kahkahalarla püskürtülebilirlerdi!

Zulümkar ile aynılaşmamak

Sonra, -hangi ülkedeydi önemli değil-; bütün TV kanalları hepsi bir ağızdan sadece diktatörün konuşmalarıyla doluyken, biri televizyonunu kapatıp sokağa bakacak şekilde kapalı televizyonunu pencereye koyar… Tek tük karşı komşular da… Pencerelerden sokağa bakan kapalı televizyonlar. Pek bir ses getirmez. Ama bir gün bir sivri zekânın aklına el arabası gelir. Konuşmaların en çok pompalandığı haberler saatinde el arabasında televizyonu mahalle meydanında dolaşmaya çıkar. Ertesi gün başkaları, başkaları da… Sokaklarda, meydanlarda, çocuklarını gezdirir gibi televizyonlarını güle eğlene gezdiren insanlar… Tutuklanamazlar, dağıtılamazlar. Diktatör haberler saatini değiştirir ama değişen saatte yorgun halk uyumaktadır zaten!…

Dünyada milyon tane örnek var böyle. Memlekette de… Zulümkar ile aynılaşmayan… Toprağın derinliklerinden gelir gibi…

Sakin, yaratıcı eylemler… Doğa gibi, neşeli, doğurgan, özgürlük kokan…

Birikme, yeni doğumlar arama zamanı 

Her özgün dönemin mücadele biçimleri farklı. Açık diktatörlük zamanlarının da… kimi zaman sessiz sedasız… yaratıcı… doğurgan… süreğen… damlaların taşı delmesi gibi, süreğen!

Bilim insanları yakın zamanlarda, dünya üzerindeki türler üzerinde diktatörlüğünü ilan etmiş insan türünün canlıları yok ettiği bölgelerde farklı bilinmeyen mikroorganizmaların oluşmaya başladığını keşfetti. Oksijeni tüketilmiş okyanus diplerinde. Yeni hayatlar oluşmaya başlıyor. Velhasıl, şimdi, doğa gibi, elimizdekilerle yeni metotlara kafa yorma zamanı!

Ama önce, sanki, sabır ve biriktirme zamanı. Usul usul, sakin sakin. Nadasa yatma, sorgulama, yeni doğumlar arama zamanı. Kendimizi kutsamayı bırakıp, yanlışlarla yüzleşme zamanı. Zulümkarla aynılaşan, iç iktidar halleriyle sahici bir yüzleşme zamanı. Romantik göz boyamaları, yalan süslemeleri, sahte şişinmeleri bırakma zamanı. Kendini çürümüş iktidar hallerinden ayıklama, yeniden doğmaya hazırlanma zamanı. Kaçan göçen bir şey yok, telaşa mahal yok. Diktatörler hep vardı ve mazlumların içindeki ‘erk’ gömülene kadar da var olmaya devam edecek zaten! İçimizdeki ‘erk’i görmeye çalışma ve mahkûm etme zamanı! Oradan yeni yollar doğar.

Nadas zamanı! Zor zaman!

*Kaybedenlerin Belleği – Michel Ragon. Okumayanlara önerilir.