Kürt kadınlarının direniş tarihi: Zarife

- Jinda DENİZ
185 görüntüleme

Kürt  kadını Tanrıçaların direngen damarlarından aldıkları mirası çağlar boyunca koruyarak günümüze kadar getirmişlerdir. Çağlar boyunca bu mirasın taşıyıcıları olan kadınlar her dönem varlığını göstermiş ve  öne çıkmıştır. Örneğin Leyla Qasım, Bese, Zarife ve adını sayamadığımız  bir çok Kürt kadını bu gün yaşanan direnişin, kahramanlığın bir parçasıdır. Bu gün yaşanan mücadele temelini  bu tarihten almaktadır ve bu temel üzerinden büyümektedir.

Neolotik devrimin uzun süreli yaşam bulduğu Mezopotamya toprakları, Neolotik kültürün kadın eksenli komünal, sınıfsız ve eşitlikçi özeliklerini bağrında saklayarak az da olsa günümüze kadar gelmesinin zemini olmuştur.

Zarife yukarıda dile getirdiğimiz tarihin bir kesitidir, aynı zamanda bu zengin  mirasın bu güne taşınmasında direniş tarihimizi oluşturan zincirin bir halkası olmuştur.

Zarife ile Alişer’in hikayesi oldukça çarpıcı bir hikayedir. Zarife ve hevali Alişer (hevali diyorum çünkü o dönemden kalma yazılardan Zarife’nin eşi Alişer’e hevalim diye seslendiği yazılmaktadır) bugünkü Sivas dediğimiz Koçgiri bölgesinde dünyaya gelirler, ikisi de Alevi Kızılbaş inancının mensubudurlar. 

Sömürgeciliğe karşı omuz omuza savaşıyorlar

Alişer  Sivas’ta eğitimini görür okulu bitirdikten sonra o dönemde Koçgiri yöresine hükmeden Mustafa Beyin yanında katip olarak yer alır. 1902’de Osmanlı yöneticileri Mustafa beyi Sivas’a görüşmeye çağırıp zehirleyerek öldürürler. Bunun  üzerine daha önce yöre halkıyla iyi ilişkiler geliştiren Alişer ve Zarife daha da aktif olmaya  başlarlar. Halkın içerisinde örgütlenmeler yaparlar. 1×919’da Koçgiri aşiret lideri Mustafa beyin oğlu, Koçgirili Haydar bey ile birlikte Koçgiri isyanını başlatırlar. İsyanda Alişer askeri alanda da yeteneklerini ortaya koyar ve isyanın komutanlığını yapar. Ancak isyan 1921’de bastırılır. Bunun üzerine Alişer ve Zarife Dersim bölgesine geçerler. Oraya ulaşır ulaşmaz örgütlenme çalışmalarına orada da devam ederler. Dersim’de, Dersim isyanına öncülük yapan Seyid Rıza’nın yanında yer alırlar. Bu arada Rusların  Osmanlı ordusunu yenip Erzincan’a girmesiyle beraber, Alişer Ruslarla ilişki geliştirir. Yine o dönemin tanıklarından anlaşıldığı üzere Alişer iyi Rusça konuşmaktadır. Bu dönemde bir süre Erzincan’da Rusların yanında  kaldıktan sonra tekrar Dersim’e geçerler. Alişer ile Zarife bütün bu süre zarfında birlikte hareket ederler. Alişer savaşırken zarife de boş durmaz oda halkı örgütler ve savaşa hazırlamak için eğitir ve aynı zamanda silahı omuzunda savaşa katılır hevali ile omuz omuza savaşır. 

Zarife Kürt toplumundaki erkek-kadın ayırımına hiç boyun eğmedi

Nuri Dersimi bir yazısında Zarife’yi şöyle anlatır. “Zarife güler yüzlü, konuksever ve sosyal ilişkilerinde çok başarılı bir insandı. Dersim’in ileri gelenleri arasında yapılan bir çok politik toplantıya bizzat katıldı, tartışmalarda yer aldı. Zekası ve bilinciyle  katkı sağladı. Pratik yaşamında, Kürt toplumunda güçlü şekilde var olan erkek-kadın ayırımına hiç boyun eğmedi. Aşiretçi geleneklerin çok güçlü olduğu Dersim’de, erkeklerle aynı toplantılara katılıp tartıştı, aynı sofrayı paylaştı, aynı sengerde silah attı.” Nuri Dersimi’nin anlatımlarında Zarife’nin ne kadar güçlü bir kadın olduğunu ve ne kadar gelişkin bir kişiliğe sahip olduğunu görmekteyiz.

 Ayrıca iki can Kızılbaş Alevi inancına bağlı ve inancın gereklerine göre yaşamayı esas alırlar. Aleviliğin özünde olan haq ve hakikat yolunda zalime karşı mazlumun yanında en ön saflarda yer alırken toplumsal Aleviliğin bir olmazsa olmazı olan can olmayı kadın erkek arasına fark koymadan yaşamın her alanına eşit katılım sağlamayı esas alırlar. Yine o dönemin tanıkları Alişer’in önemli kararlar alırken mutlaka Zarife’nin görüş ve düşüncelerini aldığını ve Zarifenin düşüncelerini önemsediğini anlatırlarmış. Zarife ve Alişer için önemli olan bir diğer konu ise Kürt kimliği, Kürt ulusal değerleri ve Kürt dilidir. Alişer aynı zamanda iyi bir şairdir. şiirlerini Kürtçenin zazaki lehçesinde yazardı. Hatta Koçgiri ve Dersim isyanlarına dönük bir destan yazdığı ancak katledildiği zaman bu destanın tüm yazı ve belgeleriyle beraber devlet yetkililerinin eline geçtiği söylenmektedir. O dönemlerde ve koşularda Kürdistan’da okuma yazma bilen kadın sayısı çok azdır ve o çok az olan kadınlardan biriside Zarife’dir. Zarife Kürt kadın tarihinde direnişiyle, düşmanına boyun eğmeyen kahramanlığıyla Dersim ve Koçgiri çevresinde destanlar yazmış, bu destan günümüzde de Kürt kadınlarına ilham kaynağı olmuştur. Ve tarihle günümüz arasında direnişin köprüsü olmuştur. 

“eline, diline, beline sahip ol”

9 Temmuz 1937 tarihin de,  Zarife ve hevali Alişer, Türk Devleti tarafından uzun zamandır yapılan hazırlıklar sonucunda görevlendirdiği yerli işbirlikçileri Zeynel Reyber ve Efendi adlı ihanetçiler tarafından  katledilirler. Alişer, Seyit Riza tarafından Dersim’deki direnişi dışarıda duyurması için yurtdışına çıkması için görevlendirilir. Alişer başta bu göerevi kabul ettmez bunun üzerine Seyit Rıza Alişer ve Zarife’yi de yanına çağırıp ortak bir tartışma yürütür. Bu konuşmadan sonra Alişer bu görevi kabul eder. Tüm hazırlıklarını tamamlar. Ancak hareket etmeden bir gece önce Alişer ve Zarife, Kafat köyü yakınlarında kaldıkları bir şikefte Seyit Rıza’nın yeğenleri Zeynel ve Reyber, görüşme talebiyle yanlarına gelirler. Alişer onları karşılamak için şikeftin çıkışına gelir ve gelmesi ile beraber ateş edilerek vurulur. Bunu gören Zarife silahına sarılarak ateş eder ve onlardan birisini öldürdükten sonra oda vurulur. Alişer ve Zarife vurulduktan sonra kafaları kesilerek albay Nazmi Sevgen’e teslim edilir. 

Zarife ve Alişerin hikayesinde elbete çıkarılması gereken bir çok ders vardır. Ancak Alevilerde sıkça dile gelen temel ilkeler vardır. Hep söylenir  “eline, diline, beline sahip ol” geçenlerde yaşlı bir Alevi amca anlatıyordu “kızım bu sözün bizim için bir çok anlamı vardır. Eline sahip oldan kast edilen el bizim için yurt anlamına gelir” dedi ve buna örnek olarak ‘’vay göresim geldi oy bizim eller” şarkısındaki ‘el’lin anlamını verdi. “Belden kast edilen ise soyumuzdur, neslimizdir, soyumuz belden gelir. Örneğin Aleviler hep söylerler elden gelen mi? Yoksa belden gelen mi?  Pirliğin kimin devam edeceğini, ocakzadelik böyle tarif edilir”  dedi. Ve devam etti “Dilden kast edilen ise Kızılbaş Aleviliğin dili olan Kürt diline sahip ol deniliyor” dedi. Amcanın söyledikleri çok mantıklıydı, üstelik bildiğimiz anlamınıda yadsımıyordu. Bilinen anlamıyla doğru ahlak ölçülerini veriyor bu ilkeler. Kaldıki yılardır Kızılbaş Alevi toplumunun maruz kaldığı baskı ve katliamlara baktığımızda, bu temel ilkelerin olabilmesi için özgür vatan, özgür ulus olmadan özgür inançta yaşanmıyor.  

Na haq olanlar Aleviliği kendileri için hep bir tehlike olarak gördüler

Tamda bu noktada Zarife ve Alişerin hikayesinde bu temel ilkelere bağlılığı ve bunun için sonuna kadar kahramanca verilen bir mücadele gerçekliğini görüyorum. 

Bu gün hakim devletin Aleviler üzerinde yürütüğü politikalar doğru okunmalıdır. Alevi toplumu varlığını sürdürecekse tıpkı Zarife ve Alişer gibi “eline, beline, diline” sahip çıkmalıdır. Diğer bir deyişle yurduna, ulusuna ve diline sahip çıkmalıdır. Aksi takdirde Dersim’de hedeflenen Alevileri bitirme harekatı başarıya ulaşmış olur ki bu aynı zamanda Kızılbaş Aleviliğin sonu olacaktır. Egemen devlet için Alevilik her zaman bir tehlike olmuştur. Çünkü Alevilik demek doğruyu, adaleti güzeli savunmaktır. Na haqa karşı haklının yanında olmaktır. Bundandır ki  na haq olanlar Aleviliği her zaman karşılarında bir tehlike olarak gürmüşlerdir. Zarife ve Alişer’in mirasına sahip çıkmak ve geleceğe taşırmak Aleviyim diyen her bireyin temel görevi olmalıdır.