Kürtler ‘Ortadoğu Barışı’nın garantörü

- Abdullah ÖCALAN
136 görüntüleme

Barış değerli bir kavramdır. Zaten savaşlar da bir anlamda, ezilenler açısından daha hakkaniyete uygun, şerefli bir barışa ulaşmak için başvurulan bir araçtır. Savaş, kendi içinde bir amaç olarak değerlendirilemez. Bu çerçevede, dünya halklarının tarihinde önemli bir anlamı ve  barış tarihinde de önemli bir yeri olan 1 Eylül günü; adil ve anlamlı bir barışa olan bağlılığımızı göstermek, Türkiye’nin  içte ve dışta ağırlaşan bunalımlarına barışçıl bir koşul altında çözüm imkanlarını bulmak ve başta Kürt sorunu olmak üzere, diğer birçok temel soruna siyasi bir çözüm getirme imkanını denemek, bir de daha somut olarak, dolaylı yoldan karşı tarafın böyle bir niyetinin varolup olmadığını anlamak için, bu açıklamada bulunmayı uygun gördük. 

Barış atağına geçmenin tam zamanı

Şüphesiz bunun geçerlilik kazanmasında, uluslararası topluluk çok önemli bir rol oynuyor. Kürt-Türk barışı, gerçekten Ortadoğu Barışı’nın özü olduğu gibi; Ortadoğu barışı da, bölgenin, hatta dünyanın en temel barışıdır. Ortadoğu’daki barış, bir yerde dünya barışıdır. Yüzyıllardan beri, hakimiyet peşinde koşan Türk egemen sınıfının tüm halklara dayattığı zorba rejim eğer durdurulabilinirse, egemenler barışa zorlanırsa, bundan tüm insanlık kazanır. Şüphesiz, katliam sürecinde olan Kürt halkı da, ilk defa normal bir insani, ulusal, demokratik gelişme yoluna girer. Dolayısıyla, uluslararası topluluk; dünya barışı için de önemli olan bu sorunda, haksız ve neredeyse mafya yöntemlerini de aratmayacak bir biçimde kirli yöntemlerle yürütülen bu savaşı durdurma konusunda, ağırlığını koymalıdır. En az II. Dünya Savaşı sonrası kadar önemli olan böylesine bir barış için, gücünü kullanmalıdır. Bölge ve dünya barışının, hatta Avrupa’daki birçok sorunun kaynağında yer alan bu sorunu çözmenin, herkese çok şey kazandıracağını -buna Türkiye de dahildir- göstermenin ve gerçekten barış atağına geçmenin, tam zamanıdır. Ertelenmemelidir ve gerçek pratik adımlar atılmalıdır.

Kürtler’e dönük dostluk hareketi gelişmekte

Özellikle İtalya halkının barışa duyarlılığını biliyoruz. Ve yürüttükleri büyük mücadeleleri de vardır. Yeniden Yapılanma Komünist Partisi’nin de bu konuda yerine getireceği çok önemli görevler vardır. Kürt halkının mücadelesine karşı kapsamlı bir dostluk hareketi gelişmektedir. Bunu, bir somut desteğe dönüştürmenin tam zamanıdır. Bu duyarlılık, bu anlamda pratik bir maddi güç haline geldiğinde, Avrupa’da da sürükleyici bir rol oynanabilinir. Bunu bekliyoruz. Başarmadıkça, kirli savaşın peşini bırakmamak gerekiyor. Kürt halkının mücadelesinin de gerçekten ilkçağdaki Hıristiyan Hareketi kadar değerli bir barış hareketi, Ortadoğu’daki tüm kültürler, dinler için de özgürlük, ezilen tüm halklar için de bir umut olduğunu kesin gözönüne getirmek gerekiyor. Mücadelemiz, kendi asli mücadeleniz olarak değerlendirilmeli ve yerini bu temelde almalı; günümüzün en yakıcı, insani, uluslararası sosyalist dayanışmasının bir örneği olarak da, değeri çok iyi bilinmelidir.

Türkiye, yargılanması gereken bir ülkeyken, NATO içindeki konumu nedeniyle Avrupa ve ABD’nin sınırsız desteğine sahip. Yine, NATO’nun politikasının bir sonucu olarak Türkiye, İsrail ile işbirliği içine girmiştir. Bunun yanında devam eden bir Ortadoğu süreci var. Bu durumda Kürt sorununun, Ortadoğu barış sürecine dahil olması gerekmiyor mu?

Ortadoğu Barışı’nın önkoşulu Kürt sorununun çözümüdür

Şüphesiz, Ortadoğu barışının temelinde Kürt sorunu yatmaktadır. Hatta şimdiden, İsrail-Filistin-Arap sorunu, aslında bu soruna bağlanmış durumdadır. Dolayısıyla, sadece, İsrail’in Araplar’la olan sorununu barış sorunu olarak ortaya koymak, büyük bir eksikliktir. Kaldı ki Türkiye, İsrail ile önemli bir ittifak gerçekleştirerek, Ortadoğu’daki dengeleri zorlamaya çalışıyor. Şüphesiz bunun arkasında ABD ve NATO, dolayısıyla Avrupa da vardır. Fakat nereye sürüklendiklerini, nasıl bir barış karşıtı duruma geldiklerini bilmeleri gerekir. Özellikle Avrupa’nın, Türkiye-İsrail ittifakının Kürtler açısından yolaçtığı tehlikeyi çok iyi bilerek kendi rolünü biraz yargılaması, sorgulaması gerekiyor. Ortadoğu barışının, Kürt barışı olmadan gerçekleştirilemeyeceğini, hele hele Türkiye’nin dayattığı kirli savaşın önüne geçmedikçe Ortadoğu’da asla barışın, istikrarın olamayacağını bilerek; Kürt barışı, Ortadoğu barış sürecinin kapsamına kesinlikle dahil edilmelidir. Bu dahil edilmedikçe, barış adı altında yürütülen çalışmaların boş olduğunu bilmek gerekiyor. Hele hele Türkİsrail ittifakını sınırsız destekleyerek, NATO’nun güvencesine bağlayarak; Ortadoğu’da barış değil, savaş süreci gelişir. Bloklaşma gelişir ve bu temelde adeta yeni bir soğuk savaş ortaya çıkar. Yeni bir bloklaşma dünyayı ikiye böler ve şimdiden başlayan bu süreç, yaygınlaşarak devam eder. NATO, Türkiyeİsrail ilişkilerine böyle destek oldukça, ABD bunu himaye ettikçe, gelişecek olan barış değil, savaştır. Bunun ipuçları zaten şimdiden ortadadır. Dolayısıyla, Avrupa’nın  bu konuda oldukça gerçekçi davranması gerekiyor. Bu ittifakın hem Filistinliler, hem de Kürtler için teşkil ettiği tehlikeyi bilerek, barışa daha yakın bir programı devreye sokarak, bu tehlikeli tırmanışı durdurması gerekiyor. Ama tekrar vurgulayalım; Kürt sorunu konusunda adil bir çözüm başlatılmadıkça, Filistin sorunu etrafındaki gerginliklerden çok daha fazla bir gerginlik, belki de 21. yy’ın en temel sorunu olarak tüm bölgeyi etkilemeye devam edecektir. Bunun önüne geçmek mümkündür. Fakat, Kürt sorununa adil ve gerçekten tüm bölge halklarının çıkarına uygun bir çözüm geliştirilirse, bu böyledir.

Kapitalizmin küreselleşmesine karşı yeni dönem sosyalizmi

 Reel sosyalizmin çöküşü ve kapitalizmin küreselleşme sürecine girmesi devrimci marksist güçlerin rollerini, yeniden gözden geçirme temelinde önemli kılmaktadır. Ayrıca devrimci bir enternasyonal için yavaş yavaş bir tartışmanın başlatılması, önce ilkesel, programsal düzeyde, giderek pratik dayanışma düzeyinde bir çabanın sergilenmesi, ertelenemez. Unutmayalım ki PKK, dünya emperyalizminin ve gericiliğinin günümüzde en çok savaştığı bir harekettir. Ve PKK, bu saldırıya karşı direnebildi. Bu yeni dönem, devrimci sosyalizmin de nasıl olması, nasıl bir partiyle temsil edilmesi gerektiğine ilişkin sağlam bir örnektir. Dar bir ulusal kurtuluş partisi değildir. 

Biz reel sosyalizmin de alternatifi olduğumuza inanıyoruz. Yine, kapitalizmin küreselleşmesine karşı, devrimci enternasyonalizmin seçkin bir temsilcisi olmaya aday olduğumuzu da belirtiyoruz. Avrupa’nın birçok irili ufaklı devrimci sosyalist güçleri, bir girişim komitesi ile yeni dönem enternasyonalizmine ilişkin adım atabilirler. Buna oldukça katkıda bulunacağımıza inanıyoruz. Çünkü Kürdistan’daki devrimci halk, ilerici insanlığın da bir umududur. Mezopotamya insanlığın beşiği olarak değerlendirilir. Burada ölen insanlığın mezarından adeta yeniden diriltilerek ortaya çıkarılması, bizim yeni dönem sosyalizminde de önemli bir rol oynayacağımızı gösteriyor. Bunu paylaşmayı coşkuyla karşılıyoruz. Tüm dostlarımızın, bunu böyle bilerek, daha da güvenli adımlar atmasını bekliyoruz.

İtalya Yeniden Yapılanma Komünist Partisi’nin 1 Eylül vesilesiyle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile 1998’de gerçekleştirdiği röportajdan derlendi.