Özgürlük hücre’de başlar

yazan Zerya GÜL

2019 8 Mart’ını açlık grevleriyle adım adım örülen direnişin doruğa ulaştığı bir atmosferde karşılıyoruz. Sevgili Leyla Güven öncülüğünde Amed Zindanı’ndan başlayarak diğer  cezaevlerine, Kürdistan, Avrupa ve dünyaya yayılan direniş, Önder Apo’nun şahsında direnen Kürt ve Kürdistan devrimine dayatılan tecridi kırmayı hedefliyor. 

Kadın öncülüğünde gelişen ve Leyla Güven’le özdeşleşen bu fedai eylem biçimi, her günün 8 Mart’laşmasını ispatlayan bir direniş örneği oldu. Leyla, zulme isyan eden tüm kadınların bileşkesi oldu. Özgürlükten, demokrasiden ve toplumsal kurtuluştan yana olan tüm kadınları buluşturdu. Kolombiya’dan, Batı Sahra’ya, Filistin’den Avrupa’ya erkek egemen sistemle sorun yaşayan, kadın özgürlük mücadelesinde karar kılmış tüm kadınların sembolü oldu. Yüreklerini, özlemlerini, özgürlük umutlarını ve direnişlerini buluşturdu.

Kadınların ulus-devlet sistemi içinde dahi kendilerine yer açabilmek, yaşam alanları yaratabilmek ve toplumsal sorumluluklarına sahip çıkmak için en radikal eylemlerle yola çıktıklarını biliyoruz. Ölümü göze alan süfrajetlerden, ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelelerine, sistem karşıtı hareketlere kadar açlık grevi eyleminin en zor eylem biçimlerinden biri olarak geliştirildiğini ve mutlaka sonuç almaya kilitlendiğini biliyoruz. İnsan iradesinin tüm saldırıları boşa çıkarabileceğini, hücre hücre erise de, bedenini insanlık dışı tüm saldırılara kalkan ederek durdurabileceğini kanıtlamıştır. Özgürlük ruhu, düşüncesi ve eyleminin birbirini tamamladığı böylesi bir direniş biçimine az rastlanır.

Bu anlamda Kürdistan özgürlük mücadelesinin her günü 8 Mart’laştıran, son örneğiyle 7 Kasım’dan itibaren büyük bir irade, özgürleşmiş, güzelleşmiş ve rafine olmuş ruhsal derinliğin direnişle özdeşleştiği açlık grevi eylemi bir tarih yazdı. Her adımına yeni bir direnişçinin eklendiği ve direniş ruhunu yenilediği, canlandırdığı, her günü büyük bir heyecan ve zorlukla karşılanan eylemli yaşam zamanına dönüştü. Günleri saymanın kaygıları artırdığı, direnişe katılma ve büyütme gerekçesine dönüştüğü, direnişin yüzleri, milyonları kapsayan yürek atışlarıyla birleştiği toplumsallaşan bir fedailiğe öncülük ediyorlar.

Yaşamı uğruna ölecek kadar seven 14 Temmuz direniş ruhunu yeniden canlandıran Leyla’lar, Nasır’lar, faşizmin soykırım saldırılarının böyle bir ruh ve direnişle boşa çıkarılabileceğini gösterdiler. 12 Eylül’ün rövanşını, işgali tüm Kürdistan’a yayarak alma hırsıyla tarihi hesaplar yapılıyor. Dağı, taşı, zeytin ağacı,  toprağı, suyu, kadını-erkeği, çoluğu çocuğuyla tüm zenginlik, güzellik ve direngenliği hedeflenmiş topyekun bir kırım, soykırım politikasıyla karşı karşıyayız. Bu yüzden direnişimiz dağımız, taşımız, toprağımız, ormanımız, halkımız, kadınımız-erkeğimiz ve tüm insanlığımızı ayaklandıran bir fedai ruhla gerçekleşiyor.

Bu sistem yenilgiyi içine sindiremedi, en çok da direnen kadına öfkeyi büyüttü. 12 Eylül faşizmini, erkeğin komplolarını direnerek boşa çıkaran, özgürlük aşkıyla özdeşleşen Sakine Cansız yoldaşın Paris’te katledilmesi bunun göstergesidir. Sakine’nin yoldaşları, onun izinde özgür yaşam arayışlarını boğmak isteyen komploları boşa çıkarmanın yeminli eylemcileri olarak  yoldalar. Tarih boyunca kadın, özgürlüksüzlüğü hiç içine sindiremedi, hep bereketli baharlarını, coşkulu, üretken toplum kültürünün yeniden açacak şafaklarını bekledi. Çok cılızlaştı, zayıf düştü, zorlandı, ama yenilmedi. Üretimden gelen gücünü, kültür yaratan geleneğini ilmek ilmek ördüğü yaşamın gizinde taşıdı. Ölümlerden ölüm beğendiren erkek egemen sistem ve komplolarına karşı, yaşamla bağını kıskançlıkla korudu.

Bundandır ki, açlık grevi eylemcileri, bu topraklarda ölüm çizgisine karşı, yaşam eylemcileridir. Eriyen bedenlerinden hücre hücre özgür yaşam çiçeklerini açtırmakta, güzelleştiren direnişle tüm dünyayı sarmayı, ayaklandırmayı ve kazanmayı anlatıyorlar. Yaşam kaynağı olan, insanlığı besleyen, büyüten ve yürüten bu topraklardan ölüm tanrılarının kovulmasını amaçlamaktadırlar. Yakılarak katledilen emek direnişçisi kadınların süren ve her 8 Mart’ta ivme kazanan emeği özgürleştirme, kardeşleştirme mücadelesiyle buluşan yaşam eylemleri, bu yılki 8 Mart’ı hücre hücre yürekleri, beyinleri ve bedenleri ayaklandırarak karşıladılar. Bu yıl 8 Mart, dünyanın her köşesinde böyle bir direniş örgüsü, yaşam sevgisi, anlam derinliği ve xwebûn olma iddiasıyla karşılanıyor.

Hiçbir tecrit yaşam ve anlam arayışına sınır çizemez. İradeleşen insan beynini, yüreğini ve bedenini tutsak alamaz. Özgürlük aşkını tutsak edemez, özgür yaşam için atan yürekleri durduramaz. 8 Mart tecridi kırmanın, yürekleri birleştirmenin, emeği özgürleştirmenin, özgür yaşam harcına dönüştürmenin inancı, umudu ve iradesiyle karşılanıyor ve yeni bir anlam kazanıyor. Bu topraklarda yaşam kazanacak, sevgi, özgürlük aşkı, aşkın emekçileri kazanacak ve yaşam anlam kazanacak. Direnen kazanacak!