Toplumcu akademiler Rojava’da güncelleniyor

yazan Çarçel ENGİZEK

Akademiler denilince ilk akla, herkesin gidemediği, ancak “seçkin”lerin  gidebildiği resmi devlet mekanları gelir. Ancak artık bunun böyle olmadığını yaşadığımız toplumdan öğreniyoruz. Akademilerin bir tarihçesi var elbette. Ortadoğu ve dünyada alternatif örnekler  de var. Devlet dışı halk örgütlenmelerinin geliştirdiği komünal yaşam alanları olarak akademiler, her zaman toplumun doğru bilgi ve bilince ulaşmasında nefes borusu olmuştur. Akademilerin tarihini sırf Atina’ya, Platon vb filozoflara dayandırmak yetersiz bir ele alış olacak. 

Uygarlığın ana akışında gerçekleşen bilmelerin merkezi,  her kuram ve kavramın sistemleştiği alan Sümer akademileri olmuştur. Üretimin her biçimi akademilerde tartışılıp geliştirilmiştir. Tapınaklarda gelişen üretim kendisiyle aydın ve yazarlar kesimini ortaya çıkarmıştır. Neolitik birikimi üzerinden inşa edilen Sümer (Edduba) kültür akademileri önemli bir gelişme sağlamıştır. Mitoloji’den teolojiye, edebi destanlardan bilimsel çalışmalara kadar birçok düşünce birikimi bu mekanlarda geliştirilmiştir. Grek’ten Romen uygarlığına kadarki süreçler de doğu’nun bu akademik mirası üzerinden gelişir. 

Sonrasında Atina’da kurulan ve “zeytin ağaçları” anlamına gelen akademilerin topluma katkısı büyük olmuştur. Toplumlar bugüne kadar da kendi bilimsel, toplumsal tartışmalarını komünal ortamlarda geliştirmek istediklerinde akademiler kurmuşlardır. Böylece merkezi devlet düşüncesi ve iletişiminin dışına çıkmış olurlar. 

Kadın bilgisiyle toplumcu akademiler…

Akademiler; özgür düşünce mekânları olarak üretim ve teorinin iç içeliğinde gelişen, bireylerin belli toplumcu hedefler üzerinden bir araya geldiği yerlerdir. İhtiyaca göre kurulan akademilerde açık tartışma ve düşüncenin özgürleşmesi esas alınmıştır. 

Daha çok erkeklerin tartışma mekanları olan (Sokrates’in demokratik ve halkçı bilgi ve çabalarını dışında tutarsak) Atina elit demokrasisinin uygulamaya koyduğu akademilere karşılık, bugün Rojava’da yaşı, cinsiyeti, ulusu ne olursa olsun tüm bireyleri kapsamına aldığı demokratik ulus akademilerinin belirginleştiğini görmem mümkün. Bilgiyi tekelden çıkarmak, bireylerin toplum için değişim gücünü ortaya koyan sonuçları açığa çıkarmaktadır. Sosyal,  bilimsel ve toplumcu düşüncenin serbest ve özgür tartışma, uygulama alanlarıdır. Kapitalist bilimin, elit bilginin üniversitelerine alternatif olarak yaşamsal bilgiyi esas alan, her boyutunda kadın bilmeleriyle buluşan ortam ve pratik esas alınmaktadır. Bu akademiler aynı zamanda toplumcu düşüncenin, kültür, ekonomi tartışma mekânları olarak yaşamsallık buluyorlar. 

Bilgi toplumcu süzgeçten geçmekte

Bilginin ve düşüncenin sadece bir cins üzerinden gelişmesinin önünde ciddi bir engeldir toplumcu akademiler. Tüm ezberi bozacak biçimde yeniden tüm kuram ve bilgiyi toplumcu süzgeçten geçirmekte bu mekanlar. Bilginin işlevselliği ile yaşamda karşılığı olan tartışmalar yürütmek toplumsal hafızayı da geliştirmektedir. Yaşamın bir karesi, bir sevinç, kadınların sömürüsünün bağı enine boyuna analiz edilebilmekte. Yaşam bir bütündür demek tanrıça toplumsallığının, kültürünün öz güvene dayalı düşünce ve uygulamalarının kadınca devamını bizlere göstermekte. Erkekler olmadan jineolojik, teknik, ekonomik, politik, ekolojik gelişmeleri, yaşama dair her şeyi özgürce tartışmak, özbenliği geliştirdiği gibi, toplumun aktif katılımının da yolunu açmakta. Yaşamsal ve tarihsel bilginin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulması, kadınların bilincinin pratikleşmesi ile de ilgili gelişmektedir. 

Demokratik toplum ekonomisi akademileri

Rojava Kürdistanı’nda farklı alanlardaki birçok akademinin yanı sıra, demokratik toplum ekonomisi akademileri de gün geçtikçe işlevliliğini belirginleştirmekte. Ekonomi alanında yer alan tüm bireylerin bir araya geldiği ve ortaklaştığı akademiler tarihin yanı sıra, demokratik kültür ve bilincin gelişimine katkı sunmaktadır. Bu çatılar altında kadınlı-erkekli karma, yine sırf kadınlara özgü eğitimler görülmekte, ortak tartışmalar yürütülmekte. 

Sırf kadınlardan oluşan bileşimde; her şehirden katılan kadınlar bir ay boyunca ortak toplumcu ekonomi ve kadın tarihi üzerine tartışmalar yürütmekte, eğitim görmekte. Ekonomi ve kadın ilişkisi, erkek egemen sömürü çarkının yaşamdaki yansıyışı, doğa ve kadın ilişkisi gibi birçok konu masaya yatırılmakta.  Bu tartışmalar sonucunda bileşimin üyesi kadınlar, eril ideolojilerin ezber bilmelerinin dışına çıkarak öz bilinç ve öz güvenlerini yükseltmekte. 

Tarih; kadının bilgisiyle yeniden yeşermekte 

Bu tartışmalar, kadının tarihteki kaybedişini yeniden kazanmanın düşüncesini, eril sisteme karşı öfkenin bilince dönüşmesini de gerçekleştirmekte. Toplumcu ekonomi tartışmaları kadın lehine bir ortam ve birikimi de açığa çıkartmakta. Ekonominin yaşamdaki analizi yapıldığında başat rolün ve gerçek kaynakların kadın pratikleriyle örtüştüğünü, yaşamda arkadaş, dost olma duygusunu derinleştirdiğini hissetmek mümkün. 

Yaşamsal olan bu eğitimlerin üretimle buluşması, yönetim ve eş sözcülükte somutluğa kavuşması, toplumcu kültürü geliştirmektedir. Eril düşüncenin kısırlaştırdığı yaşam kavramlarını yeniden yaşamla ve kültürle birleştirmektedir. Yaşamın sadece kurgulanan suni bir var oluş hali olmadığı, doğa ve ekonomi yapısının bütünselliği ifade ettiği, kadın düşüncesiyle yeniden resmedilmekte. Ekoloji, kadının ekonomi ve toplum ile ilişkisi sosyal yaşam ve dayanışmayla yeniden şekillenmekte. Tanrıçaların yaratıcı düşüncesi ve bereketli  pratiklerinin güncel yaşamda yeniden tartışılması, kökleriyle yeniden doğru buluşmayı sağlamakta, öz güveni pekiştirmekte. Tartışma ve sosyal etkinliklerin yanı sıra yeni tarih okumalarıyla toplumcu bilinç hakikatine kavuşmakta. Bu hakikat ile tarih; kadının toplumsal bilgisiyle, ana tanrıçalar kültürüyle kadınların yüreğinde ve bilincinde yeniden yeşermekte.