Kültüre dönüşen direniş komplocuları yendi

- Gönül Kaya
112 görüntüleme

Rêber APO’nun devletlerarası komplo ile korsanvari bir şekilde Türkiye’ye kaçırılmasının ve bir ‘rehine’ olarak İmralı Zindanı’na hapsedilmesinin 22. yılını karşılıyoruz. İnsanlık açısından en büyük suçlardan biri olan bu olay, kara bir leke olarak tarih sayfalarına geçti. Rêber APO, birinci doğuş olarak nitelendirdiği fiziki doğuşundan itibaren yaşamının her an’ına sığdırdığı düşünsel, felsefi, varoluşsal doğuş ve hakikat arayışı aşamalarının en önemli süreçlerinden birini, yani 3. doğuş gerçekliğini bu ‘rehinelik’ ve hapis koşullarında gerçekleştirmeyi başarmıştır. Kürt halk gerçekliği kadar, insanlık ve kadın açısından da tarihi doğuşları bu 22 yıllık sürece sığdırmayı bilmiştir.

22 yıl içersinde nefes nefese sürdürdüğü ‘özgür yaşam, özgür insan arayışı’nı sadece teorik temellere kavuşturmamış, aynı zamanda bu yaşamı pratikte inşa etmenin somut ilkelerini, bunun ahlaki ve politik temellerini de somutluğa kavuşturmuştur. İdeolojik temelde kendini mevcut sınırların ötesine ulaştırmak kadar, siyasal ve toplumsal mücadelesini, kendisine dayatılan ağır ‘tecrit-izolasyon’ koşullarında da sürdürmüştür. Bunun sonucunda demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü toplum paradigması’nı ve demokratik konfederalizm projesini tüm ezilenlere sunmuştur.

Kürt sorununun, toplumsal sorunların, en başta da kadın özgürlük sorununun çözümünü, iktidarcı-devletçi-ataerkil sistem güçlerine ait olan ‘savaş ve şiddet sarmalından’ kurtarmayı esas almıştır.

Özgür kadın sistemi

İmralı Ada Zindanı’nda 22 yıl boyunca ağır işkence koşullarında da olsa Kürt sorununun barışçıl ve demokratik siyaset temelinde çözüm arayışlarından asla geri adım atmayan Rêber APO, çözüm anlayışını ortaya koyarken barışın ‘onurlu olmasını’, devletin ‘demokratik iradeyi’ tanımasını, siyaset tarz ve dilinin ‘demokratik uzlaşı ve özgür siyaset’le işletilmesini, yine yerel çözümün evrensel çözümü de kapsaması gerektiğini ortaya koymuştur. Demokratik siyasal çözümün öncü gücü olarak da ‘özgür kadın sistemi’ni belirlemiş, bu sistemin etrafında inşa edilecek ‘ahlaki ve politik toplum’la demokratik siyasetin yapılabileceğini dile getirmiştir. Bu açıdan gerek 2011 yılına kadar devam eden avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde, gerek Kürt sorununa demokratik çözüm arayışı süreçlerinde İmralı’ya giden heyetlerle görüşmelerinde bu çerçeveyi hep güçlendirmiştir. Kürt halkına ve diğer halklara, yine her görüşmesinde mutlaka ele aldığı kadın özgürlük güçlerine bu temelde rol ve misyon yüklemiştir.

2011’den 2019’a kadar tam 8 yıl boyunca Rêber APO, hukuki ve yasal hakkı olmasına rağmen Türk devletinin gayri hukuki, keyfi ve faşizan politikaları nedeniyle avukatlarıyla görüşme yapamadı. Bu hakkı, anti demokratik temelde elinden alındı ve İmralı’da uygulanan ağır tecrit nedeniyle (İmralı’ya birkaç kez giden heyet dışında) hiç kimseyle görüşme gerçekleştiremedi. Bu politikalara karşı Kürt halkı Kürdistan, Türkiye ve dünya çapında geniş ve farklı eylemsellikler gerçekleştirerek İmralı tecritini kırmayı hedefledi; Kürt soykırımı, savaş ve şiddet dayatmalarıyla mücadele etti.

2018 Kasımı’ndan itibaren DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in öncülüğünde “Tecriti kıralım, faşizmi parçalayalım” hamlesi çerçevesinde başlayan, akabinde binlerce kişinin dahil olduğu ve 2019 Mayısı’na kadar devam eden büyük Açlık Grevi direnişi İmralı’daki ağır tecrit zincirini kırdı. Bu direniş sürecinde fedai eylemler gerçekleştirildi, şehadetler yaşandı.

Demokratik çözüm çağrısı ve devlet aklı

Dünya ilerici insanlığı Rêber APO’ya uygulanan tecritin kaldırılması için dayanışmada bulundu. Bu direniş sonucunda; 2, 22 Mayıs ve 12, 18 Haziran’da, Rêber APO’nun avukatları 8 yıl aradan sonra ilk defa müvekkilleriyle görüşebildi. Avukat görüşmelerinin dışında aileler de görüşme gerçekleştirebildi. Bu görüşmelerde Rêber APO, açlık grevi eylemlerine son verilerek, demokratik siyasal mücadelenin yükseltilmesi, yine devletin de Kürt sorununu siyasal temelde çözmeyi kabul etmesi çağrılarını yineledi. Devlet aklı, AKP-MHP-Ergenekon rejimi bu çağrılara tecrit politikasında ısrar ve Kürt soykırımına devam politikaları ile karşılık verdi.

Rêber APO, avukatların ve ailelerin uzun bir aradan sonra İmralı’ya gidişlerine çok büyük anlam verdi. Bu görüşmelerde 2013 yılı Newrozu’nda hem devlete, hem de topluma dönük verdiği demokratik çözüm, demokratik siyaset mesajlarını daha da derinleştirdi. Devletin tekrardan tecrit politikasında ısrar edeceğine dair  öngörüsünü belirtirken, “Ben 2013 yılında yaptığım çağrıda derinleştim, daha da güçlendim” mesajını verdi. Bu görüşmelerde dile getirdiği düşünce, tespit, eleştiri ve perspektifinde devlet kadar, en çok da demokratik siyaset güçlerine, halka ve kadınlara güçlü ve önemli mesajlar verdi. Ağır izolasyon ve tecrit politikası altında tutulmasına rağmen, Kürt sorununda ve toplumsal sorunlarda ortaya çıkan güncel gelişmeleri de yorumlayarak, daha önceden dile getirdiği çözüm projesini herkese hatırlattı.

‘Demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk’

Bu mesajların bir boyutu Kürt sorununun çözümünde ‘demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk’ belirlemesi olmuştur. Bu belirleme ile dikkatleri AKP-MHP-Ergenekon rejiminin, yani devletin demokratik uzlaşı çizgisine gelmesinin gerekliliğine ve önemine çekmiştir. Mevcut durumda Türk devleti, anti demokratik-diktatoryal çizgiye kaymıştır, kaydırılmıştır. Erdoğan yönetimi, Kürt sorununu demokratik siyasal temelde çözmekten çok, milliyetçilik, cinsiyetçilik, dincilik üzerinden hem ülke içinde hem de bölgesel düzeyde işgal, inkar, imha siyasetini devreye koymuştur. Bunu da Rêber APO’ya yönelik İmralı işkence sistemini ağırlaştırarak başlatmıştır. Devletin demokrasiyi, toplumu, kadını bastıran,  ‘soykırım ve çökertme’ politikalarındaki ısrara karşı demokratik güçlerin düşünce, söylem ve eylemlerini buna göre yeniden ele almaları gerektiğini belirtmiştir. En temel eleştirisi, ‘ölüme yatma’ değil, yaşamı her alanda inşa etme eksik ve yetersizliklerine dönük olmuştur. Faşizmin her alandaki saldırılarına karşı tedbirsizliğe, örgütsüzlüğe, hazırlıksızlığa düşmeye dönük olmuştur.

‘Pozitif çözüm’

Devletin demokrasiyle uzlaşıdan uzak duruşu karşısında, ‘demokratik uzlaşı’nın geliştirilmesi büyük önem taşımakta. Bu açıdan Rêber APO, devletin Kürt halkının ve toplumun demokratik haklarını anayasal temelde tanıması ve güvence altına almasının önemine vurgu yapmıştır. 2 Mayıs 2019 tarihli görüşmesinde ‘demokratik özerklik, federe sistem’ modelinin hem Türkiye’de, hem de İran, Suriye, Irak’ta uygulanarak yaşanan savaş ve şiddet sarmalından çıkılabileceğini belirtmiştir. Buna da ‘pozitif çözüm’ demiştir.

Bölge merkezli yürütülen ve halklar aleyhine gün geçtikçe tahribatları daha da derinleşen 3. Dünya Hegemonya Savaşı’na hiçbir güç çözüm üretememekte. Bu güçler bir yandan kendi aralarında hegemonya savaşı verirken, diğer yandan da üçüncü alternatif duruşu ifade eden demokratik çözüm projesini de elbirliğiyle bastırmaya, Ortadoğu halklarına ve evrensel alana yayılmasına engel olma gayreti içersindedirler.

Bu görüşmede formülleştirdiği 7 maddelik çağrıda Rêber APO; “İçinden geçtiğimiz tarihi süreçte derin bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır. Her türlü kutuplaşma ve çatışma kültüründen uzak, sorunların çözümünde demokratik müzakere yöntemine şiddetle ihtiyaç vardır. Türkiye’nin ve hatta bölgenin sorunlarını, başta savaş olmak üzere, fiziki şiddet araçlarıyla değil, yumuşak güçle yani akıl, politika ve kültürel güçle çözebiliriz. İmralı’daki duruşu, 2013 Newroz bildirisinde belirttiğimiz ifade tarzını daha da derinleştirerek ve netleştirerek sürdürme kararlılığındayız. Bizim için onurlu bir barış ve demokratik siyaset çözümü esastır.” dedi.

‘Demokrasi ittifakı’

Mevcut süreçte Türkiye açısından temel sorunlardan biri devlette faşizmin kurumsallaşması iken, diğer bir sorun da toplumsal, demokratik siyasetin geliştirilemeyişidir. Faşizm karşısında, demokrasi güçleri arasındaki ‘ittifak anlayışı’nın salt ‘seçim dönemlerine ve seçimlere endeksli olması temel yanlışlıklardan biri olmaktadır. Türkiye’de mevcut aşamada toplumsal siyaset diline, zihniyetine, eylemlerine çok ihtiyaç olduğu kesindir. Egemen zihniyetin dili küfür, hakaret, ezme, yani eril, kutuplaştırıcı, geriye çekici, parçalayıcı ve negatif bir dile dayalı yürütülmektedir. Bu, çatışma ve savaş dilidir. İçinde hiçbir toplumsal soruna çözüm üretme, umudu büyütme durumu ve derdi yoktur. Tek dertleri ‘rant’ olmaktadır. Böylesi bir dönemde hem de toplumsal sorunların en dibe vurduğu, toplumsal alanda ‘kadın, toplum ve doğa kırımı’nın zirveleştiği bir aşamada bulunulmaktadır. İşte bu dönemde demokratik siyaset güçleri, partileri, sivil toplum örgütleri vb arasında ‘pozitif, yapıcı, birbirini iyi, doğru, güzel işleri yapmaya iten’ bir siyaset dili, anlayışı olmalıdır. Rêber APO, 22 Mayıs görüşmesinde bunun altını çizmiştir. Yine 18 Haziran 2019 görüşmesinde de “Demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk… Bu üçlü saç ayağı üzerine Demokratik Siyaset”in geliştirilmesi gerektiğini belirtmiştir. İktidar dışı tüm demokratik güçlerin bu üçüncü siyasal duruşu esas alarak, mevcut savaşa dayalı iki kutuplu siyaset zemininden kendini kurtarması gerektiğini vurgulamıştır.

Evrensel hukuk, insanlık tarihi içinde yaşanan savaşların sonucunda 20. yy’ın sonlarına doğru netleştirilen, uluslararası sözleşmelerle devletlerin anayasalarında yerini bulan ilke ve esaslardır. ‘Düşünce, ifade, inanç özgürlüğü, mülkiyet hakkı, yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakları, masumiyet ve savunma hakkı, müktesep (kazanılmış) haklar, hakkını arama özgürlüğü, eşitlik vb birçok ilke ve esasları vardır. Rêber APO, bu ilke ve esaslar çerçevesinde demokratik bir anayasa ittifakının, demokratik siyaset güçleri arasında kurulması gerektiğini de söylemektedir. Yine Türkiye kadar Suriye ve diğer ülkelerdeki Kürt sorunu ve demokratikleşme sorunlarının bu üç sacayağı temelinde kurulacak demokratik uzlaşı ittifaklarıyla çözülebileceğini; “Demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk üçlü sacayağına dayalı çizgi, en doğru ve sonuç üretici siyasi platform durumundadır” sözleriyle belirtmektedir.

Yeniden inşa edilen kölelik ve egemenlik

Rêber APO ile yapılan bu görüşmelerde en önemli mesajlardan biri de kadına,  kadın özgürlüğüne ve toplumsal dönüşüme ilişkin olmuştur. Kürdistan özgürlük mücadelesinde en temel özgürlük ve demokrasi ölçüsü, kadının özgürleşme düzeyi olarak ele alınmaktadır. Bu anlamda Kürdistan’da ve Ortadoğu’da Kürt sorununun ve tüm toplumsal sorunların temelinde kadın köleliğinin ve erkek egemenlikli sistem gerçekliğinin aşılmaması yatmaktadır. Yine mevcut süreç açısından bakıldığında da, demokratik siyaset yapmanın önündeki temel engellerin başında kadın iradesi, düşüncesi, varlığı, duyguları, yaşamı, bedeni ve emeği üzerinden sürdürülen sömürgecilik ve savaş olmaktadır.

Türkiye’de kurumsallaştırılan ve Ortadoğu’da yayılmak istenen AKP-MHP-Ergenekon faşizmi, en çok kadın köleliğini ve erkek egemenliğini yeniden ve yeniden inşa ederek, canlı tutarak toplumu sömürmektedir. Toplumun siyaset yapmasının önüne geçmek için, büyük emeklerle, mücadelelerle ve bedellerle yaratılan kadın siyaset gücünü tecrit politikası ile tekrar dört duvar arasına hapsetmek istemektedir.

Erkek egemen zihniyeti kışkırtarak, erkek şiddetini her alanda yükselterek, bunu da dini ve yasal güvencelerle koruma altına alarak, kadını doğumdan ölüme kadar ayaktaki ölüler haline getirmek istemektedir. Kadını sokaktan, siyasetten, toplumsal alanlardan koparmak için her alanı kadın katliamları mahali haline getirmeye çalışmaktadır. Sadece işyerleri, okullar, sokaklar, siyaset kurumları değil, evler de kadın için tehlikeli hale getirilmiştir. ‘9 yaşındaki çocukların evlendirilebileceği’, ‘tecavüzcülerin kurbanlarıyla evlenerek affedilecekleri’, sadece erkek çocuklara dönük eğitim kurumlarının ve projelerinin geliştirilmesi, kısaca ‘şeriat’ kanunları temelinde sadece kadının değil, bir bütün toplumun siyaset yapması engellenmektedir.

‘İçselleştirilmiş kadın köleliği’ni çözümlemek

Rêber APO, bu politikaların sadece dar bir güncel politika olarak ele alınmaması gerektiğini belirterek, bu saldırıların aşılmasında zorlanmaların yaşanabileceğini, çözümü kısa sürede ve kolay beklememek gerektiğini, ‘15 bin yıllık içselleştirilmiş kadın köleliğinin çözümlenerek, kadının uzun süreli, sürekli ve istikrarlı bir mücadele çizgisine sahip olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Biliyoruz ki, mevcut toplum gerçekliği açısından toplumun demokratikleşme sorunu oldukça derin ve kapsamlı bir geçmişe sahiptir. Kadının köleleştirilme tarihinin bu kadar uzun bir geçmişe sahip olduğu bilinmezse, birkaç yasal, hukuki, somut hak kazanıldığında ‘artık kadın köleliği aşıldı’ yanılgısına düşülecektir. Bu açıdan ‘kadının demokratik siyaset duruşu ve çizgisi sürekli mücadeleyi, üretimi, yaratıcılığı ve ısrarı’, yine ‘özgün ve özerk kimliğinden, alanlarından vazgeçmemeyi’ gerektirmektedir. Kadının özgün ve özerk sistemi, siyaseti ve mücadelesi genelde toplumun demokratik siyasetinin devlet karşısındaki özgün, özerk yaşam alanının korunmasında ve yaşatılmasında temel bir güvence alanı olmaktadır. Bu açıdan kadın ne kadar güçlü demokratik siyaset yaparsa, toplum da o kadar güçlü demokratik siyaset yapacaktır.

On devrim gerekçesi

Güçlü demokratik siyaset yapabilmek bir devrim konusudur ve gerekçesidir. Kadının mülkleştirilmesi, erkeğin onu ‘malı, mülkü’ olarak algılaması, sahte aşk yalanlarıyla kadının erkeğe bağımlılaştırılması, taciz ve tecavüze uğraması, çocuk yaşta evlendirilmesi, sözlü-fiziki-psikolojik-ekonomik vb şiddet altında ezilmesi, demokratik siyaset alanında birer devrim gerekçesi olarak ele alınmayı gerektirmektedir. Bu olaylar toplumun doğal yaşam sorunları değildir çünkü. İktidarcılığa, sömürüye dayalı devletçi siyasetin kendini beslediği olaylardır. Doğrudan düşman gerçekliğiyle, sömürgecilikle ilgisi vardır. Dolayısıyla berdelden çocuk yaşta evlendirmeye, Özgecan-Emine Bulut gibi binlerce kadının katledilmesi, kaçırılması, ister adına başlık parası denilsin isterse başka şeyler, sonuçta kadının mal-mülk karşılığı erkeğe satılması, kadını yaşadığı köyünün/toprağının/ülkesinin işgal edilmesi, dilinin yasaklanması… Yine erkeğin de bu temelde köleleştirilmesi sistemin işçisi, askeri, uydusu yapılması mücadele konusu olmaktadır. Bu anlamda cinsiyetçi politikalara karşı daha güçlü, radikal mücadele etmek, varolan mücadeleyi birkaç hak elde edilince zayıflatmamak, devrimi bir duruşla daha da kapsamlılaştırmak gerektiği açıktır. Rêber APO devrim gerekçesi dediği ‘Çocuk yaşta evlilikler’ sorununa ilişkin “Sırf bu çocuklar için 10 tane devrim yaparım” belirlemesi, kadın özgürlük mücadelesinin daha da büyütülmesi, yükseltilmesine çağrı olmakta.

‘Varlığını koruma, özgürlüğünü sağlama’

Tüm bu gerçekler ışığında bakıldığında istenen demokratikleşme ve özgürleşme süreci, ancak temelinde kadın özgürlük mücadelesinin olduğu bir demokratik toplum mücadelesiyle yaratılabilecektir. Barış da, çözüm de egemenlerce değil, bu formülü güçlü uygulayan demokratik güçlerce sağlanabilecektir.

Rêber APO’nun tüm bu belirleme ve çağrıları, 2020 mücadele yılı perspektifi ve çağrısı olmakta aynı zamanda. Demokratik siyaset öz savunmasız yapılamaz; bunun için özgür bilinçlenme temelinde her alanda ‘varlığını koruma, özgürlüğünü sağlama’ esas alınacaktır. Bunun için Kürt kadın hareketi, Rêber APO üzerinde ağırlaştırılan tecriti parçalayarak, Türkiye’de ve Ortadoğu’da dayatılan inkar-imha savaşına karşı demokratik duruş ve direniş çizgisini hakim kılma mücadelesini yükseltecektir.