Yerelden evrenselle kadın ağı

yazan Rojda YILDIRIM

6-7 Ekim tarihlerinde Almanya’nın Frankfurt kentinde “Yapım aşamasındaki Devrim” başlığı altında uluslararası kadın konferansı düzenlendi. Konferansa dünyanın birçok ülkesinden kadınlar katıldı. Açıkçası daha önce de birçok konferans yapmamıza rağmen bu konferansın ayırt edici özelliği farklı uluslardan yüzlerce kadının katılmış olmasıydı. Üstelik bu kadınların büyük çoğunluğu genç kadınlardı. Gençleri yaygın bir şekilde görmek ve ilgi düzeyinin bu denli olması oldukça heyecan ve umut vericiydi.

Ortak itirazlar

Konferans bir kez daha şunu gösterdi: Hangi coğrafyada olursak olalım dünyanın en büyük “ulusu, sınıfı ve cinsi” kadınlardı. Bizi bir araya getiren ortak kimliğimiz, yaşadıklarımız, tarihimiz ve ideolojik-politik nedenlerimizdi.

Ortak itirazlarımız vardı; ataerkilliğe, ezilmişliğe, adaletsizliğe, kadın kırımına, erkek egemen sistemin ‘dünyayı istediğim gibi yönetirim’ diyen fütursuzluğuna karşı redlerimiz vardı. Sadece redlerimiz de değil aynı zamanda inşa etmek istediğimiz yeni bir dünyaya dair çözümlerimiz de vardı.

Hangi ulustan olursak olalım konuşan bütün kadınların ses tonuna yansıyan bir çeşit başkaldırı ve bilinçli kadın duruşuydu. Afro-Amerikalı bir kadın sadece kadın olduğu için değil aynı zamanda renginden dolayı da  ezilen ve geçmişinde köle olarak getirilen binlerce kadının tarihi adına konuşuyordu. Afganistan’dan gelen kadın aktivist sadece Afgan kadınların uğradığı zulmü vurgulamakla yetinmedi, ortak acılarımıza, din adına uygulanan ataerkil faşizmin farklı biçimlerine de dikkatimizi çekti. Latin Amerika’dan ya da Filipinler’den veya Avrupa’dan ya da Kürdistan’dan katılan bütün konuşmacılar görünmeyen kadın tarihine, geçmişimize, ama geleceğimize dönük de kadın eksenli inşalara ve çözümlere odaklandı. Bir kez daha gördük ki coğrafyalarımız farklı olsa da yaşadıklarımız aynıydı. Sadece biçimleri ve nüansları farklılaşıyordu. Kapitalizme, feodalizme, ataerkilliğin her biçimine karşı itirazlar yükseldi.

Birbirimizin deneyimlerine odaklandık. Kadınların dünyanın her yerinde mücadele içinde olması yeni bir kadın dalgasına işaret etti. 200 yıllık feminist, sol sosyalist hareketlerin olumlu deneyimlerinin yanısıra eksiklikleri, başarılı ve başarısız noktalarına da değinildi. Eleştiriler ve öz eleştirel konuşmalarda yapıldı. Kadın hareketlerinin çıkış noktaları kesinlikle tartışmasız bir haklılığa dayanıyordu. Ama haklı olmanın yetmediğini tarih bir kez daha gösterdi. Haklılıkla birlikte mücadele yol ve yöntemleri, devlet ve iktidar karşısındaki duruşumuz, toplumlarla kurulan bağ gibi toplumsal dönüştürücülüğü esas alan yaklaşımlardaki yetersizlik haklı olanı eksik ve kısmen de başarısız kılmıştı.

“Teori ve pratik” bütünlük

Feminist hareketin toplumsallaşmaması, zamanla bir sokak hareketi olmaktan çıkması, sol sosyalist hareketlerin cins sorununa yeterince önem vermemesi gibi tespitlerin yapılması oldukça önemliydi. Sadece düşünsel radikalizmin ataerkilliği dönüştürmeye yetmediği, aynı zamanda bu düşüncenin kendini toplumsallaştırması gerektiği, tek tek bütün kadınlarla buluşmayan bir kadın hareketi formasyonunun sistemiçileşmekten kurtulamadığı bir kez daha görüldü.

Her düşünce kendi yaşam tarzını ve savunucularını tıpkı “teori ve pratik” bütünlük içinde oluşturmak ister. Bir ayak eksik kaldı mı haklı olsanız bile gerilemekten kurtulamamanın diyalektiğine bir kez daha dikkat çekildi.

‘Ortak yapmalıyız’

Bütün dünyada kadın kırımı devam ediyor. Sadece kendi coğrafyalarımıza odaklı kadın mücadelelerinin de yetmediği görüldü. Daha evrensel, birlikte hareket eden, dünyanın neresinde olursa olsun aynı anda kalbi atan bütünsellikli bir kadın cephesinin oluşturulması en hayati ihtiyaç olarak tespit edildi. Hem yerel ama aynı zamanda evrensel bağı da kurabilen bir kadın hareketleri ağı acil olarak örgütlenmeyi dayatmaktadır.

Kürt kadın hareketinin deneyimleri ise ayrıca etkileyiciydi. Bu konferansın ideolojik çekim gücü Kürt kadınlarıydı. Kendi deneyimleriyle bütün dünya kadınlarına umut verici olduğunu bir kez daha gösterdi. Rakka’dan gelen Arap kadın meclisi sözcüsünün DAİŞ zulmene karşı konuşmaları ve şimdi inşa ettikleri özgürlükçü deneyim aktarımı oldukça çarpıcıydı. Rojava deneyimlerini aktaran bütün kadın konuşmacılar alternatif sistem inşasının mümkün olabileceğini bir kez daha gösterdi. Eleştirmek yetmiyordu. Kadın özgürlükçü sistem inşalarının toplumsallaştırılması ve toplumun her kesimine erkekler de dahil edilerek bir dönüşüm dinamiğine çevrilme deneyimi devrimi inşa edilir, dokunulur, gözle görülür bir somutlukta tutuyordu.

Bu konferans güler yüzleriyle ve umutlarıyla kendi ülkelerine dönen yüzlerce kadının geleceğe dair ortak umudunun konferansıydı. Demek ki yan yana gelirsek kadın gücü karşısında hiçbir şey duramayacak.

Son söz ise Meksika Yerli Halklar Hareketi’nden Sylvia Marcos’un olsun: “Bir şey yapacaksak ortak yapmalıyız. Paylaşmalıyız, ilerlemeliyiz.”