Yeryüzünün ve gökyüzünün çocukları

yazan Dersim UĞUR KAYMAZ

KIZ COCUGU

Önce durdum anlamaya çalıştım olanı biteni, anlamak mümkün müydü acaba? Sonra önümde duran tüm sözlükleri, Türkçe, Kürtçe, Arapça ve diğer dillerde karıştırdım, yaşadıklarımızı tanımlayacak bir sözcük bulabilir miyim diye. Binlerce yıldır yaşanan vahşeti tanımlayan birçok sözcük ile karşılaştım. Vahşet, barbarlık, hovîtî, ancehiye, alwachya, brutallity… Bunlar sadece birkaç dilde bulduklarım daha da fazlası sıralanabilir elbet. Ama bu sözcüklerin hiçbiri bu yüzyılda yaşananları tanımlamaya yetmiyor. Diktatörlük, faşizm, monarşi vb. hiçbir sözde yönetim rejimi, bugün birçok devletli gücün yaratmış olduğu kültür, ahlak, tarih, bilinç ve insan öğütme, yok etmeye dayalı olan bu sistemi tanımlamaya karşılık gelmiyor.

İçinden geçtiğimiz sözde bilim-aydınlanma yüzyılının farklı bir tanımı olmalıdır diye düşünüyorum. Bizler belki şu anda yaşananlar karşısında sarsıldığımız için bir tanım yapamıyoruz ama inanıyorum ki gelecek yüzyılın çocukları bu vahşet ötesi sistemi tanımlayıp çözümleyebilecek, formüle edebilecek ve daha yaşanılır bir dünyayı yaratabileceklerdir. Ama şu da bir gerçek; gelecek yüzyılın çocukları ve özelde de Ortadoğu topraklarının çocukları yüreklerinde, zihinlerinde hep bugünlere ait bir iz taşıyacaklar.

Akıl ve vicdan sınırlarımızın zorlandığı bir yüzyılda yaşıyoruz. Her gün, her an adeta iliklerimize kadar sarsılıyoruz. Bazen bedenimizde dolaşan kan yaşananlar karşısında donuyor kalıyor ama buna rağmen bizler yaşamaya devam edebiliyoruz. Peki bu nasıl oluyor? Bu soruyu kendime binlerce, milyonlarca defa sordum. Sonra anladım ki, bizleri ayakta tutan umutlarımız ve umut için savaşanlarımız var. O yüzden ayaktayız, o yüzden hep direngen hep mücadele içindeyiz.

Örneğin Dehak gibi bir zalim vardı, ama Kawa gibi halkı için direnen bir kahraman da vardı. Şimdi de kapitalizm ve faşizm ile şahlanmış bir modernite gerçekliği ve o gerçekliğin yarattığı zalimler var ama onun karşısında da demokratik uygarlık direnişi ve bu direnişin yarattığı kahramanlar da var. Bugün dünya tam bir kaosu yaşıyor ama Ortadoğu toprakları kaosun ötesinde bir cehennemi yaşıyor. Her gün, her an ölümler, yıkımlar var bu topraklarda. Zihne, yüreğe, vicdana yönelen tecavüz girişimleri yaşanıyor. Hedef yalnızca insan bedeni değil, böyle olsa bir anda yok edebilirler tüm bölgeyi, ama onlar hedeflerini çok bilinçli seçmektedirler. Bu toprağın insanlarının en çok nerede ve nasıl kırılmaya yaşacağını bilerek yöneliyorlar. Dini, inancı, vicdanı, ahlakı, kültürü ve bunların tüm bileşkesi olan kadını hedef alıyorlar. Çünkü kadın artık bir cins olmanın çok ötesine geçmiştir, kadın artık demokratik uygarlığın temsili, sembolüdür. Halkların birlikteliğini sağlayacak en temel güçtür. O yüzden düşürülmesi gerekilen en temel tehdittir. Bu yüzden kadını, kadın üzerinden toplumu yok etme yöntemlerinde sınır tanınmamaktadır. Bir yandan kapitalist modernitenin yüzü gibi gösterilen ve altında erkek zihniyetinin barındığı maskeli-makyajlı kadınla kandırılmaya çalışılan toplum, bir yandan feodalizmin namus olgusunda sıkıştırılan kadının bedenine yönelimlerle çökertilmeye çalışılan bir toplum, diğer yandan ise direnen her daim mücadele içinde olan kadının zihnine, yüreğine saldırılarak esir alınmaya çalışılan bir toplum. Belki ilk iki tanımlamadaki toplumlar yenilgiye uğrayabilir ama kadın eksenli yaşamı, zihniyeti kendisine esas almış ve yüreğini kadın yüreği ile birleştirmiş toplumun yenilgiye uğraması mümkün değildir.

Bugün Kürdistan’da yaşananlar bunu en anlamı şekilde ortaya koymaktadır. Kürdistan Özgürlük Hareketi kırk yılı aşan mücadele tarihinde kendisine her daim kadın eksenli yaşamı esas aldı. Mücadelesini kadın özgürlüğü temelinde geliştirdi. Örgütlendi, partileşti, ordulaştı… İdeolojik alandan sosyal alana, askeri alandan siyasi alana müthiş bir gelişme yaşayarak, muazzam adımlar attı. Kürdistan’da verilen özgürlük mücadelesinin kıvılcımları dünyanın birçok yerinde ateşe dönüştü. Ama en çok da Ortadoğu topraklarında. Özellikle Rojava devrimi ile kadının devrimlerdeki potansiyel gücü açığa çıktı. Amansız giriştikleri mücadelede birçok başarıya imza atan YPJ’li kadınlar QSD’nin geçtiğimiz aylarda gerçekleştirdiği, Êlîn ve Cudî İntikam Hamlesi’nde de en aktif şekilde yerlerini aldılar.

ELIN U CUDIİki yürek parçası: Êlin ve Cudî

Sosyal medyada bu iki güzel kız çocuğun resmini gördüğüm zaman his dünyam bir kere daha alt üst olmuştu. O anda bir, on, yüz, bin çocuğun fotoğrafı geçmeye başladı gözlerimin önünden. Sadece bu toprakların değil, bizlere binlerce kilometre uzak olan ülkelerin çocukları da geçti açmaya zorlandığım gözlerimin önünden. Nijerya’nın, Hindistan’ın, Afganistan’ın, İrlanda’nın, İspanya’nın, Halepçe’nin, Şengal’in, Sur’un, Cizre’nin, Türkmen Hamam’ın yani yeryüzünün ve gökyüzünün tüm çocukları…  İşte o anda durdum ve anlamaya çalıştım olanı biteni anlamak mümkün müydü acaba?

Bizler hangi dilden, dinden, ırktan, ülkeden olursak olalım öncelikle insanız ve insanların tek bir yurdu var o da dünya. Sanırım bu hakikat şu anda sadece çocuklar için geçerli, bu hakikate sıkı sıkı sarılanlar ve buna inanarak yaşayanlar yalnızca çocuklar. Belki de kadın ve çocuk arasındaki en müthiş bağ bu olsa gerek. Kadınlar, çocukların hayal ettiği daha özgür bir yaşamı yaratmanın temsilcisi ve öncü gücü. Belki de bu yüzden çocukların bedenlerine, zihinlerine ve yüreklerine tıpkı kadınlarınki gibi saldırıyorlardır. Çocukların zihninde iyiye, doğruya ve güzele dair bir şeyler yok olmaya başlarsa o zaman gelecek diye bir şey kalmaz.

İşte Cudî ve Êlîn’in fotoğrafları tam da bu hakikati gösteriyordu.

Yer Rojava.

Tıl Abyad’a bağlı küçük bir köy.

Bu köyde Kürt, Türkmen ve Arap halkları iç içe yaşıyor. Ne Êlîn ne de Cudî yıllarca oyun oynamak istedikleri çocukları seçerken Türkmen, Arap, Kürt ayrımına girmiyor. Belki büyüklerin dünyasındaki bazı fısıltılar kulaklarında kötüye dair bir şeyleri duymalarına neden oluyor ama çocuk yüreklerinin direngenliği bunu bertaraf ediyor. Ama bu direngenlik onları DAİŞ ucubesinin vahşetinden koruyamıyor. Küçücük bedenleri karabasan misali çullanan iri yarı gövdelerin altında kalıyor, gözlerindeki gülümsemeyi kanlı bir perde kaplıyor, o perdenin arkasında çirkin, çığırtkan bir kahkaha beliriyor. Baştan aşağı çirkinlik, baştan aşağı vahşet. Hayır, rüyalarına kabus olan bu şeyin insan YIKIM - COCUKLAR - KURDISTANolmayla hiçbir alakası yoktu. Annesi daha dün anlatmıştı Cudî’ye insan olmanın güzelliğini. Êlîn yeni yeni anlıyordu iyinin ve kötünün nerde durduğunu. Peki, öyleyse bu üzerlerine çullanan ve vücut bütünlüğüne dahi tahammülü olmayanlar da kimdi? Onlarla aynı havayı soluyor, aynı kalbi taşıyor olamazlardı. Nasıl mahlukatlardı bunlar?

Eminim ki Êlîn ve Cudî gözlerini son defa kapatırken dahi gülümsüyorlardı. Çünkü gördüğüm fotoğrafta her iki çocuğun gözlerinde ölümün ve korkunun yok edemeyeceği bir gülümseme vardı. Vicdan sahibi olanları utandıran, ar sahibi olanları sarsan bir gülümseme.

Tıpkı Cîzre’de, Sur’da, Silopî’de  Helîn, İbrahim, Abdullah, Reşîd, Axîn, Rozerîn ve adlarını sayamadığım ve adlarını unutamadığım, bir, yüz, bin ile ifadelendirilen ülkemin yitik çocuklarının yarım kalan gülümsemeleri gibi. Kürt kadın savaşçıları nasıl ki yüzyılın cellatlarından, Êlîn ve Cudî’nin intikamını aldıysa, diğer çocuklarımızın intikamını da alacaklardır. Belki geleceğimiz olan çocuklara yeteri kadar sahip çıkamadık, onları koruyamadık ama gökyüzünün çocuklarına olan borcumuzu ödemek için de olsa mücadelemizi sürdürecek ve yeryüzünü çocukların gülen yüzlerine miras bırakacağız.