Zararın neresinden dönülürse…

- KAKTÜS
216 görüntüleme

Size bir şey soracağım, ama kızmaca yok! Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle bir hafta-on günde yapılan eylemler tüm yıl boyunca haftada iki gün yapılsaydı ne olurdu? Düşünmeyin cevap verin. Ne olurdu?

Yapmayın, gözünüzü seveyim yapmayın! Haftada iki gün kendimiz, çocuklarımız için sokağa çıksaydık, bu ahlaksız, insanlıktan nasibini almamışlar, ne çocuklarımıza el atabilirdi, ne biz bu kadar çok ölürdük. Türkiye’de bu ay hariç, bir yıllık bilançoya baktım –ki o da kayıt altına alınanlardır- katledilen kadın sayısı 400’ün üzerinde. Bu rakam sadece ölüm oranını gösteriyor. Şiddetin ise haddi-hesabı yok. Gerçi kimisi hiç şiddete denk gelmediğini, yaşamadığını söylüyor. “O da neymiş” havasında geziyor. Oysa yalan! Böyle bir dünyada yaşayıp da “şiddete maruz kalmadım” diyecek ne bir kadın, ne de bir erkek tanıyorum ben. Varsa böyle biri, beri gelsin. Selamlayacağım!?!

Ama hala ısrarlıysanız, gidin cellada sorun; ne yaptığını, nasıl yaptığını, ruhunun karasının gözlerine nasıl vurduğunu en iyi o bilir. Bakıyorum da ürperdiniz. Ürpeririz tabi, acı duyuyoruz ve başkasının acısını da yüreğimizde hissediyoruz. Ama celladımızı bir bakın, ne ruhunun ne de gözlerindeki zifiri karanlığın bir dibi var. Zihni karanlık, bakışları karanlıktır celladın. Hem de kapkaranlık… İşte o cellatların elinde birçok kadın ya canını ya da ruhunu verdi. O yüzden kimi öldüğünün farkında, kimi değil…

Güzel ve çirkini ayırt etmek

Biraz daha işin derinlemesine dalarsak; geçen seneye şöyle bir göz ucuyla baktım. Memlekette “olmaz” diyebileceğimiz her şey oldu. Artık gam yemiyoruz şükür! Dert, keder, hatta kafamızın etini yiyoruz. Anlayacağınız bundan böyle akılı firarlardayız artık… Ma nasıl olmasın ki? Taciz, tecavüz sıradan, gündelik olaylardan oldu. Heykeli bile “ellemişler”… Aklım kilitlenip, dondu kaldı. Hayallerimin ufku buzlanmış. Öyle bir üşüyorum ki, sanki bir zaman döngüsündeymişçesine sonsuza dek ısınamayacak gibiyim… Allahtan şarkılar var da biraz ruhumuzun buzu çözülüyor, ısıtıyor. Ne diyordu USTA;

“Dostum, dostum, güzel dostum

Bu ne beter çizgidir bu

Bu ne çıldırtan denge

Yaprak döker bir yanımız

Bir yanımız bahar-bahçe.”

İyi ki, bir yanımız “bahar-bahçe”dir. Yoksa ruhumuz güzel ve çirkini nasıl birbirinden ayırt edecekti? Dolu-dizgin bir hayatın, bir nefeslik dahi olsa, özgürlüğün ruhumuza kattığı mutluluğu nasıl keşfedecektik?…

İnsan kalabilmek

Tabi insan düşünmeden de edemiyor. Hep düşünüyor böyle… Bunca güzelliğe karşı onca kötülüğün, çirkefliğin ardında ne var? Bu tür sorular hep akla bazı klasik sözleri getirir. Mesela; “Renkler ve zevkler tartışılmaz!” Sebep? Allah’ın kelamı mıdır ki tartışılmaz. Bal gibi tartışılır da, ben bu meseleyi başka bir zamana bırakıyorum. Ya da ne bileyim, “Olanlar” ya da “Olaylar bakış açısına göre değişir” gibi insanı kadınlıktan eden sözcükler, peşi sıra İzafiyet Teorisi’ne sarılmalar falan. Sonra? Sonra mı, “Bana göre” ile başlar, mangaldaki külü rüzgara verirler. Oysa insan kalabilmek kimseye göre değildir. Başkasının özgürlüğüne el attığın an sana göre bir şey kalmamıştır. Bu durumda ne yapsın kadın, hıımm? Söyle, sana övgü methiyeleri mi dizsin? Yok ya! Sövgü methiyeleri ne güne duruyor? Hatırlar mısınız o uzun etekli, pembe hırkalı, eşarbını önden ilikleyen, Romen şiveli bir ablanın görüntüleri vardı internetlerde. Hani bir sokak röportajında hayatın gerçeklerini haykırıp, ardından Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir balya dolusu sövgüde bulunan abla var ya, işte o ablaya buradan selam olsun! O sözleri burada yazamayacağım ama, heepiiisine katılıyorum. Ne bakıyorsunuz dostlar? Kadınlıktan ettiler bizi… Ne diyordu şair, Hava Raporu adlı şiirinde;?

“Herkes bir düşünce kuşanıyordu

Muhtelif muhalif zamanlara

‘Çüklerini dikiyorlardı dünyanın tepesine’ birileri

Acayip artıyordu nüfus.”

İşte mesele bu. Ne yaşıyorsak bu kendini bilmez erkekliğin cinsel performans saplantısı yüzünden yaşıyoruz. Erkeğin bu her açıdan kendini kanıtlama psikozu, sapkınlığı, saplantısı tüketti bizi. Bu ne ya? Biraz cinsel perhiz yapsanız ne olur? Aklıma Gandi geldi. Gerçi o da yaşadığı kötü bir olayın ardından cinsel perhize giriyor ama olsun. Zararın neresinden dönülürse … iyidir yani. Ne oldu? Fırtınalar kopuyor içinizden değil mi?

Ölünüz değil, yaşamınız bizi Nirvana’ya taşısın

Bakın size şöyle söyleyeyim, o sürekli yapılan reklamlara bakmayın. Emin olun o reklamlarda söylenen hiçbir şey kadınları ilgilendirmiyor. Hele “performans” meselesi tamamıyla sizdeki bir saplantı. Şimdi diyeceksiniz “ama, kadınlar bunu kullanıyor.” Tabi kullanır. Acının, hüznün, kederin terazisi olsa sizin kadınlara yaşattığınızı tartamaz be! O acıyla fırsatı yakalayan kadın, tabi o senin saplantılı zaafını kullanır. Yoksa “performansının” meraklısı falan değil. Öyle uzatmayın, sıkmayın canını insanın. Vallahi televizyonlara çıkar, o ana gibi, “Mêrik hin saxe? (Kocanız hala yaşıyor mu?)” sorusuna “Na, na şukur mir! (Yok, yok şükür öldü!)” derim, bir güzel kahkahayı da koyuveririm. Üstüne de bir parti veririm. Herkesi de “tek kişilik halaya” davet ederim. “Ben bilmem, beynim bilir. Olmazsa, keyfim bilir” deyip, “vur patlasın, çal oynasın” derim. Ne oldu? Donup kaldınız öyle!?! Yapmayın, size diyorum yapmayın. Ölünüz değil, yaşamınız bizi Nirvana’ya taşısın. Ama nerdee! Örnekte görüldüğü gibi ana, kocanın ölümünden sonra ancak huzura ermiş. Ve ben de bu huzura “Nirvana’ya ulaşmak” diyorum. Tersini iddia eden?!? 

Şimdi değerli bacılar, kadınlar, genç kadınlığa yeni adım atanlar, olaylara farklı bakmak diye bir şey var. Erkeğin kadında en gıcık olduğu şey nedir? Hele bir düşünün. Bir kadının topluluk içerisinde kahkaha atmasıdır. Neden? Neden içinde yaşamı barındıran, insana neşe katan, hayat veren, insanın içini bir hoş eden bir kadının kahkahası erkekliği bu kadar rahatsız eder? İşte eril zihniyetin bu noktasını çözersek hayatımızdaki, bakış açılarımızdaki kör noktaları da çözeriz. Ve çözülen her bir kör nokta direncimizi arttırır. Kendimize özgüvenimiz gelişir, tabi öz savunmamız da… O zaman ne yapacağız, 2019 yılına kahkahalarla girip, yaşamı bize çok görenlere azıcık daraltacağız dünyayı. Bizi çıldırtan geri-geleneksel dengeleri kökünden sarsıp, her iki yanımızı “bahar-bahçe” yapacağız. Gerisi mi? Gerisi kolaydır, hele siz yola çıkın, “çok şükür” geliyor…