İşte tam da şimdi “yaşasın halkların kardeşliği”‏

yazan Vildan Dirik

Böylesi bir direniş görülmedi. Dünya bu direnişi ağzı açık izledi, gözlerine ve kulaklarına inanamadı. Tüm derdi kendisi olan Avrupalılar, nasıl olur da böylesi bir fedakarlık ve cesaret gösterilebileceğini anlamakta güçlük çektiler. Bu direniş sadece Ortadoğu’yu sarsmakla kalmadı, dünyayı da uyandıran bir etki yarattı. Öyle ki yıllardır Kürt halkının eylemlerde sürekli haykırdığı “Hoch die internationale Solidarität” yani “yaşasın uluslararası dayanışma” sloganı tüm dillerde atılmasına rağmen bir tepki almazken, bu direniş sayesinde sağır kulaklara da ulaşıldı. Bunun etkisi hem eylemlere uluslararası demokratik çevrelerden katılımlara, hem direkt eylem organize etmeye hem de IŞİD çetelerine karşı birebir savaş cephesinde yer almaya kadar yansıdı. Gün geçmedi ki haber sitelerinde bunlara ilişkin bir yazı ya da video yayınlanmasın. Elbette Kobanê’de yaratılan direniş destanı tüm insanlığın dikkatini faşist ve barbar IŞİD’e çekerken, diğer yandan savaş ve silah tacirlerine, devletlerin sömürgeci ve emperyalist politikalarına da dikkat çekti. Bir yanıyla “bakın ben halkımı, toprağımı, kültürümü, kimliğimi ve inancımı böyle ölümüne korurum” mesaji verilirken, bir yanıyla da kendi öz yaşamını adil, eşit ve özgür temelde nasıl kurduğunun ilanı yapıldı. Özelde Kobanê, genelde Rojava halkı aslında ezilen halklara bir umut vaadetti, bir ışık sundu.

Kobanê direnişi, Kürt halkını Avrupa ülkelerinde biraz daha görünür ve kabul edilir kıldı. Herşeyi kendi çıkarlarına göre yorumlayıp, değerlendiren batı devletleri yarattıkları canavarın bir bumerang gibi kendilerine dönebileceğini anladıkları andan ihtibaren, bu canavarla korkusuzca savaşan direnişçilerin ve onların ait olduğu Kürt halkının sırtını sıvazlamaya başladılar. Kürt direnişçilerine silah vermekten, onları sözüm ona desteklemekten söz etmeye, hatta daha da ileri giderek muhattap almaya başladılar. Kürt direnişçiler sadece kendi halkları için IŞİD’le mücadele etmiyor, aynı zamanda hem bölgedeki Arap ve Türkmen halklarının güvenliği için hem de farkı inaç grupları için tarihi bir kahramanlık sergiliyorlar.

Kürt halkının kendisini hem Avrupa’da hem de Türkiye ve Kürdistan’da görünür kılabilmesi için yıllarca yürüttüğü mücadele ve verdiği  bedeller göz önüne alındığında, son süreçte neden bu denli gündemde olduğu dikkate değer bir noktadır. Kürt halkı yıllarca katliamlara uğramış ve bu katliamlara karşı sayısız direnişle tarihini fedakarca yazmıştır. Kürt tarihi bir direniş ve kahramanlık tarihi olduğu kadar, aynı zamanda işkenceye uğrayan, zulüm gören, katliamlardan geçirilen bir halkın tarihidir.  Bu halk gerek Avrupa’da gerekse de Türkiye’de sesini duyurabilmek için sayısız eylem yapmış ve bundan ötürü işkencelerden geçirilmiş, tutuklanmış ve sokak ortalarında öldürülmüştür. Buna rağmen hiç bir sol ve demokrat çevreden, Kürdistani partilerden ve devletlerden doğru dürüst bir dayanışma görmediği gibi, çoğu zaman da milliyetçilikle suçlanarak yok sayılmıştır. Şimdi ise yıllardır kendinden başkasını görmeyen ve görmek istemeyen bu çevreler birden bire Kürt halkının yanında yöresinde toplanmaya başlamıştır. Birlik ve dayanışma içerisinde olmak çok önemlidir, ama bundan daha değerli ve anlamlı olan şey ise haksızlıklara en başından ‘dur’ diyebilmek ve ezilen kesimlerin yanında yer almaktır. Silahların ucunun kime ne zaman döneceğini beklemek büyük bir yanlışlıktır, ya da silahlar sana döndüğünde harekete geçmek ahlaki bir yaklaşım değildir. Son Düsseldorf yürüyüşü göstermiştir ki birliktelik bir güç oluşturmuştur. Çoğulculuk, çok renklilik, çok görüşlülük zayıflatmaz, tam tersine, eğer doğru temelde bir birlik yakalanırsa bu birlikten müthiş bir güç doğar. Bu birlikteliğin çoktan yakalanması ve demokratik bir güç birliğine dönüştürülmesi gerekirdi. Geç olsa da, bu şans yakalanmıştır. Bu şansı kaçırmamak, sürekli kılmak tüm halkların yararına olacaktır. “Halkların kardeşliği” sloganı da “yaşasın uluslararası dayanışma” sloganı da ancak bu şekilde gerçek anlamını bulacaktır. Aksi takdirde havada asılı kalan sözler olarak anlamsızlaşacaklardır. Halklarımızın umudu yeşermiştir ve bu umut yepyeni bir yaşamın umudu olarak tüm insanlığa örnek olacaktır.