Newroz mesajı ve İvana Hoffmann’ın mektubu

- Gönül Kaya
217 görüntüleme

2015 yılı Newroz’una Kürt Halk Önderi Reber APO’nun tarihi mektubu ve çağrısı damgasını vurdu. 40 yılı aşkın bir süredir Kürdistan’da sürdürülen demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış mücadelesi kadar, Ortadoğu halkları, inançları açısından da içinde bulunulan demokratik konfederalizm inşa sürecinin görevlerini çok net özetleyen mesaj ve çağrı tüm ezilenler tarafından büyük bir coşku ile selamlandı. Reber APO’nun çağrısı ve mesajı kadar, geçen ay 8 Mart’ta Rojava’da yaşamını yitiren büyük enternasyonalist İvana Hoffmann’ın anlamlı mektubu da tarihe imza attı.

Reber APO’nun ‘Tüm halklara’ diyerek başlayan Newroz mektubu, kapitalist-emperyalist sistemin vahşi saldırılarına bir kez daha vurgu yaptı. Rojava başta olmak üzere her coğrafyada kapitalist sistemin neoliberal politikalarına dikkat eken Öcalan, yaşanan yıkıcı krizi ortaya koydu. Rojava’da yaşamını yitiren MLKP üyesi büyük devrimci İvana Hoffmann da mektubunda bu sistemin yarattığı etkilerini şöyle ifade ediyor: Ben artık en güzel renkleri birbirinden ayırt edemiyorum, şehirde esen rüzgarı tenimde hissetmiyorum.’ Evet, kapitalist sistem en güzel renkleri birbirinden ayırt edemez hale getirir insanı. Yine ne güzel ifade etmiş İvana, ‘şehirde esen rüzgarı tenimde hissetmiyorum’ diyerek… Sistemin yol açtığı krizi ve yıkıcılığı çok çarpıcı dile getirmiş.

Sistem bu politikalarının ürünü olan IŞİD üzerinden Ortadoğu’ya, topraklarımıza, varlığımıza, kültürlerimize, inançlarımıza vahşi bir saldırı başlattı. Halklarımız, inançlarımızı, Reber APO’nun da belirttiği gibi ‘anlamsız, acımasız kimlik savaşlarıyla’ tüketmek istemektedir. Buna sessiz ve yabancı kalınamayacağını belirten Reber APO, bu duruma acil bir müdahalenin ahlaki ve siyasi sorumluluk olduğunu belirtti. İşte İvana bu ahlaki ve siyasi sorumluluk temelinde IŞİD şahsında kapitalist-emperyalist savaşa müdahale etmenin neferi oldu. İvana mektubunda diyor ki; ‘Atmak istediğim adım Dicle-Fırat’ın akışı gibi güçlü. Ben Rojava devriminin bir parçası olmak istiyorum ve gelişmek istiyorum. Tüm ezilen halkları birleştiren mücadeleyi tanımak istiyorum ve eğer olması gerekiyorsa da bunun için yaşamımı ortaya koyacak kadar savunmak istiyorum. Beni nelerin bekleyeceğinin ve bu mücadelenin ne kadar önemli bir mücadele olduğunun bilincindeyim. Zorluklar göreceğim, kapitalizmin bana verdiği özelliklerin üzerine gideceğim ve bunları gidermek için savaşacağım.’ İvana, mücadelesini işte bu şekilde çok güzel ve net tarif ediyor. 

Newroz mesajı, halklarımızın onurlu bir yaşam ve çözüm için yürüttüğü mücadelenin tarihi bir eşikte olduğunu vurguladı. Reber APO, tüm savunmalarında dile getirdiği ve son dönemde sunduğu 10 maddelik çözüm projesi temelinde tarafların gereken adımları atmasını istedi. Sürecin sadece sözlerle değil, pratik adımlarla ilerleyeceğini ortaya koydu. Çünkü ‘ne eskisi gibi yaşanabilir, ne de eskisi gibi savaşılabilir’ demişti önceki süreçlerde. Türk devleti ve AKP hükümeti 40 yıldır, en son da Kobanê ve Rojava devrimine dönük tüm anti-demokratik ve anti-insani saldırılarına rağmen bu mücadele bitmedi, bitmeyecektir. Tam tersine daha da büyümekte ve Ortadoğu’ya hatta dünyaya yayılmaktadır. Buna cevap olan İvana Hoffmann bunun en değerli ve onurlu öncüsü olmuştur.

Artık halklar, inançlar, kültürler, kadın ve gençler başta olmak üzere tüm ezilenler büyük bir demokratik güç olarak kendini hem var etmiştir, hem de özsavunması temelinde demokratik toplum inşası sürecine girmiştir. Kuzey Kürdistan’da bunun adı ve kararlılığı, HDP olmuştur. 7 Haziran seçimlerinde kazanacak olan da halklarımızın özgür gelecek inşasındaki bu kararlılığı olacaktır.

90 yıldır görüldü ki, TC ve diğer ulus devletlerin inkar ve imha politikaları çözümsüzlüğü derinleştirmektedir. Ulus-devlet politikaları, Kürt halkı başta olmak üzere, halklarımızın bu iradesini, demokrasi gücünü kabul etmelidir. Reber APO, Dolmabahçe Sarayı’nda okunan 10 maddelik deklerasyonla; ulus-devlet ve demokrasi güçleri arasında (sadece Kürt halkı değil) gerçekleşmesi hedeflenen demokratik çözümün adımları dile gelmiştir. Demokrasi güçleri, yani kadınlar, gençler, Kürt-Türk-Ermeni-Süryani ve diğer halklar, Alevi-Sünni, Ezidi-Hıristiyan inançları, tüm ezilen emekçiler kendilerini demokratik ve onurlu barış projesi için örgütlemeli, gereken mekanizmalarını kurmalıdır. Reber APO, mesajında başta kadın ve gençler olmak üzere tüm ezilenleri ‘…önümüzdeki dönemin ekonomik, sosyal, siyasal ve güvenlik alanlarında özgürlük ve eşitlik mücadelesinde en aktif bir biçimde yer almaya ve başarmaya çağırdı. Türk devleti şahsında tüm ulus devletlere de; ‘özgür ve eşit anayasal yurttaşlık temelinde demokratik kimik sahibi demokratik toplum’la ortak yaşama ve Ortadoğu’nun demokratik ortak evini oluşturma çağrısı yaptı. Kapitalist sistemin ve ulus devlet yapılarının son 200 yıldır uyguladığı ‘böl-yönet ve çatıştır’ tarihinin sonlandırılıp, demokrasiye geçiş yapma zamanının geldiğini belirtti. İşte İvana, halklarımıza dayatılan bu tarihi durdurmak ve sonlandırmak için yönünü Kürdistan’a, Rojava’ya, özgürlüğe çevirdi.

Ulus devlet tüm demokrasi güçlerine dönük politika ve uygulamalarını değiştirdikçe, demokrasi güçleri de ahlaki-politik toplumunu inşa ettikçe eşitliğe-demokrasiye geçiş sağlanacaktır. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu sağlandıkça silahlar susar, düşünceler özgürlük mücadelesi temelinde konuşur.