Bu erkekliği öldürün!

- KAKTÜS
24 görüntüleme

Oturdum, yazdım da yazdım. Yazdıklarım içimi açmayınca sil baştan yaptım. Sil baştan yazılarımın ardı arkası kesilmeyince anladım ki, insanın içi kederle dolu oldu mu, ağzından sadece acı sözler dökülüyor. Ne yaparsanız yapın sözleriniz ve gözleriniz yüreğinizdekini yansıtır. “Herkes mi böyle?” diyeceksiniz. Tabi ki değil. Ama böyle olmasını isterdim. Benimkisi bir istek, yoksa böyle olmadığını ben de bilmiyor değilim. Mesela şu an yüreğimden geçen o kadar çok şey var ki yazılması gereken. Fakat nereden ve nasıl başlanmalı? Bu soru benim temel derdim. Hangi kadının yaşantısını anlatayım, hangi kadının dramla sonlanan hayatına dokunayım? Sevinçlerini, umutlarını, beklentilerini hangi kelimelere yükleyeyim? Acılar ve sevinçler kelimelere yüklenince ruhumuz hafifler mi, yoksa ağırlaşır mı? Dile getirdiğimiz her acı ve sevinç, umut ve beklenti yeni bir yükümlülük yani sorumluluk anlamına gelmez mi? Dile getirdiklerimiz omuzlarımıza yeni görevler yüklemez mi? Durum böyleyse, anlatmayalım mı? Kaçalım mı, görmezden mi gelelim yaşadıklarımızı? Kadınlığımızdan, insan oluşumuzdan istifa mı edelim(?) !!! … Hmm, istifa (?), istifa önemli bir mevzu. Bilindik kadın rolünden istifa etmek… İstifa ediyorum kız, bu adamların anası olmaktan, bacı olmaktan, kızkardeşi olmaktan, sevgilisi olmaktan, eşi olmaktan. İstifa ediyorum erkekle bilcümle tüm akrabalık bağlarından. Ne siz bizim oğlumuz, ne biz sizin anneniz? Olmaz olsun öldüren bağınız, “aşkınız”, kendini bilmez anlamsız sevginiz. Yerle bir olsun o kendini beğenmiş erkekliğiniz. İltihaplanmış kırık kaburgalarınızın acısında ölesiniz ya Star!.. Bize gösterdiğiniz kadar gün yüzü göresiniz. Bize verdiğiniz özgürlük kadar özgür olasınız, mutluluğunuz acı gülümsememizden öteye geçemesin… Dualarımız kadar beddualarımızda boğulasınız. Böyle söylüyorum diye bunlara üzülüyor musunuz? Star aşkına yapmayın, bunlara cidden üzülüyor musunuz? Ah benim saftirik kalplilerim, gönlü deryalılarım, beddua ettiğimizde tutuyor mu sanıyorsunuz? Off anam, offff! Devresi yanan aklıma şaşayım emi…

“Seni medyada rezil ederim”

Adam kalkmış kadının iki gözünü mosmor etmemiş. Diyor, “elim kazara değdi.” Hay senin yaşanmamış geleceğinin ortasına kavak ağacı diksinler. Hadi kazara elin bir gözüne çarptı, diğer gözüne ne oldu? Kazara ikisini de mi morarttın? Hele diğer sürüngene bak; hem kadına saatlerce şiddet uygulamış, hem de üstüne gidip şikayetçi olmuş. Vah zavallı, kadın kendini duvardan duvara vurmuş, saatlerce tehdit etmiş, “Seni medyada rezil ederim” demiş. Aslında kadın değil kendi şiddete uğramış, o yüzden de davacıymış. Ulan şerefsiz, darp raporu alan kadın, işkence gören kadın, telefonunda delil olan kadın, ama şikayetçi sen! Şimdi gel de böyleleriyle bir bağ kur?!? Yani bunun ağzıyla burnunun yerini değiştirip, bir darp raporuna kavuştursan hak değil mi? Soruyorum yani, haksızsın deyin. Kadın, bilmem kaçıncı kez tecavüze uğramış, psikolojik, fiziki saldırıya maruz kalmış. Bu durumdan kurtulmak için gitmiş şikayet etmiş, devletin şerefsiz polisi ve askeri, şerefsiz adamı bırakmış. Koca da denilen şerefsiz ise “şerefi” adına tecavüzcüyü öldüreceğine gelip kadını öldürmüş. De gel de böylelerinin mezarını tükürüğe boğma!?! Şakasız diyom, bunları mezarında bile rahat bırakmamalı kadınlar. Sevgiliymiş! Neyin sevgilisi? Bir de önüne eski yeni getiriliyor. Hatta eks bile deniliyor. “Eks sevgilisiymiş.” Böyle denilince önceki sevgililiğe bir kalite havası katılıyor. Kalitesi olsa ne olur, sonuçta terk edilmiş sevgililik hali. Aslında sevgisizlik hali. Şimdi bu sevgisizlik haline bir kalite katma çabası ancak sevgiyi, sevgililiği katletme halidir. Zaten adi adamda aynen böyle yapmış. Kadını önce öldürmüş, sonra parçalayıp bidona koymuş. Ardından yakmış. Bakmış olmuyor, üstüne beton dökmüş. Şimdi bu caninin adı “sevgili”. “Sevgili” kalkmış, SEVGİ’yi katletmiş. Doğru mu? Doğru. Peki bu caninin adı niye “eks” ya da “yeni” ile sıfatlandırılarak açımlanıyor? Demem o ki, katletmeye neden gerekçe aranıyor. “Eski sevgilisiydi, bırakmak istemiyordu, o yüzden öldürdü.” “Adam yeni sevgilisiymiş, kesin kadının eski bir şeylerini öğrendi. Belki de kırığı vardı, adam dayanamamıştır, vurmuştur.”

İçinizdeki erkekliği öldürün

Ya bizim kadar öldürmeye mazeret arayan bir toplum var mı? Soruyorum yani, söyleyecek sözünüz var mı? “İnsan mısınız?” denilince de tepeleri atıyor. “Çok abartıyorsunuz. Bütün erkekler aynı değil ki!” Hadi canım, aynı değilseniz olmuş yani? Tamam aynı değilsiniz, o zaman bunu yapan erkekliği lütfen, bir zahmet içinizden söküp atın. İstifa edin bu erkeklikten! Cesaretiniz yok mu? O zaman susun, bir zahmet çenenizi kapatın. Kadına akıl vermekten vazgeçin. Siz bu erkeklikle yaşadığınız sürece, bizden saygı beklemeyin. Size saygı göstermeyeceğiz. Bu erkekliğe de boyun eğmeyeceğiz. İtaat ise hiç etmeyeceğiz. Ölüm mü, zaten ölüyoruz. Hatta ölümden ölüm beğeniyoruz. Bir bedende kırk çeşit ölüm biçimini görüyoruz, yaşıyoruz. Düşünün ya, Ankara’da biri komşusuna dişi köpeğini emanet etmiş. Adam tutmuş hayvana tecavüz edip, öldürmüş. Şimdi biz kadınların, böyle bir erkeklik yapısıyla niye bir bağımız olsun? Hadi onu da geçtim, siz böyle bir erkek ya da erkeklikle nasıl yaşıyorsunuz? Böyle bir erkeklik ve zihniyetten ne zaman istifa edeceksiniz? İstifa edemiyor musunuz? Öldürün o zaman içinizde bu kendini bilmez erkekliği. Yapamıyor musunuz? O zaman bizden saygı beklemeyin. Biz böyle bir erkeklikle bağımız olsun istemiyoruz. Bakın söylemedi demeyin, eğer siz böyle bir erkeklik ve zihniyetten istifa etmezseniz biz sizin anneniz, bacınız, eşiniz, sevgiliniz olmaktan istifa edeceğiz! Böyle giderse istifamız pek yakında. Bekleyin siz! Değil mi kızlar?.. Hadi canlarım, İştar’ın rahmeti üzerinizde olsun, öptüm sizi…