Eksilere düşen seviyenin sonu

- KAKTÜS
231 görüntüleme

Kıyamet nedir? Deccal’ın ortaya çıkıp, insanları kandırmaya başlaması mı? Gökyüzünün bir anda kızıla çalması ve herşeyin yerle bir olması mı? Nedir bu kıyamet dedikleri?

Aç olanın kırılması veya tok olanın yemekten kusması mı? İnsanların birbirine kıyması mı? Güçlünün zayıfa, büyüğün küçüğe eziyeti mi? Kıyım, soykırım, kökten yıkım mıdır, nedir bu kıyamet dedikleri? Çünkü bir şey koptu ve kopan şeyi tanımlamak şart. Evet, yaşanılanlara bir isim koymalı, ne de olsa bulanık suda yüzmek mümkün değil. Baksanıza ülkede “darbe girişimi” diye birşey oldu. -Ki, kimin kime, nerede, ne zaman, nasıl ve niçin “giriştiği” belli olmamasına rağmen kırk tane isim konuldu- Sanırsınız “girişim” olayında tanımlama yarışmasına girişilmiş. Aslında kendini ispatlama yarışması demek de mümkün. Ne de olsa ortada bir “girişim” durumu var. Kimin kime nerede ‘girişeceği’ belli olmadığından herkes biraz kendini kollama seansında… “Darbeye karşıyım!” demek girişimleri engellemeye dönük ilk ‘ihtiyati tedbir’ çabası oluyor. Hemen ardından ‘seçilmiş hükümeti destekliyoruz’ sözü geliyor ve laf nereye oturacağını bilmiyor. O kadar yersiz, zamansız ve de manasız yani. Ama işte sırt açıkta kalınca ister istemez… Ne’ma lazım, sonra zurna olayı falan, davul bile… Ne diyom ben ya?!?

Daha önceleri şükür ediyordum; “Allah’tan Hz. Muhmmed, Allah’ın son gönderdiği peygamber olduğunu açıkladı da bu AKP’liler İslamiyet’te bir açık bulup Erdoğan’ı son peygamber ilan edemiyorlar” diye. Ne sevindirik oluyordum anlatamam… Fakat üzüntü ve şaşkınlık hali tez vakitte geliyor. Derin bir nefes alarak söylüyorum ki, geçende sözün ona  üniversite rektörü, profesör, üstüne üstlük doktor diye bilinen biri Erdoğan’a yönelik “darbe girişimine”,  “Allah’a karşı bir kalkışmadır” tanımını yaptı. Allah sizi inandırsın bir an yutkunmakta zorlandım. ‘Beterin beteri vardır’ diyorlar ya durum aynen öyle. Ben peygamberimizin yeri sağlam diye sevinirken, haşa huzurdan, meğer onların gözü Allah’ın yerindeymiş. Vay be! Kaderde bunu da görmek varmış. Bu nasıl bir hırs ve hırsızlıktır ki, Allah’ın koltuğuna kadar elini uzatıyorsun… Haşa sümme haşa!… Pes, demekten kendimi alıkoyamıyorum. “Var mı bunun ötesi?” diye soracaksınız. Ho hooo bu ne ki, daha neler göreceğiz… ‘Kıyamet’ diyorum anlayan yok. Allah’a şirk koşmakta kıyamet alemetlerinden değil mi?  Ama garibim işte (o garip ben ve benim gibi düşününeler) biraz sevindirik olmuştuk dinimizde açık yok diye. Demek ki, sevinmeden önce tüm açıkları bir daha gözden geçirmek lazımmış! Gerçi hiç açık yoktu ama kimin aklına Allah’a şirk koşmak gelir, bilemiyorum. Bildiğim kadarıyla İblis’in de aklından geçmemiş. Elbet Tanrı’ya “darbe girişimi” ya da “kalkışma”nın da bir gazabı olacaktır… Umarım o gün geldiğinde birileri çıkıp “seçilmiş Allah’ı destekliyorum” gibi gereksiz bir laf etmez. Çünkü arkanda dağ olsa kendini kollayamazsın!?! Benden söylemesi…

Ama ben size dedim tanım çok önemli diye. Öbür tarafa gittiğimizde Allah soracak; “ne yaşadınız?” diye. “Çok şey gördük, yaşadık Allah’ım. Bu fitne, fesatçılar bize birşey yaptı ama ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece bir sonsuzluktur canımız yanıyor” diyemezsiniz. İşte Minbic’te takmışlar gerizekalının boynuna bir tane anahtarla bir düdük, o da durmadan kafa kesiyor. Sanıyor ki akıttığı kan onu cennete taşıyacak ve cennetin kapısına ulaştığında o anahtarla kapıyı açacak. Çaldığı düdükle de huriler kapıda sıralanacak. Eee sıralanmışken, “huriler rahat! Buraya kadar gelmişsen cennetin de açılışını yaparak sevaba girelim. Kurdele nerede?..” Alışkanlık işte, elde anahtar, boyunda düdük, oohh! Gelsin şarap, gitsin yemek… Vur patlasın, çal oynasın…

Ben bu işin mantık boyutunu geçtim anam. Aramıyorum mantık falan. Ama merak ediyorum; bu nasıl bir açlıktır ki, Allah sizi bu dünyanın nimetleriyle doyuramıyor? Bu nasıl bir cinsel duyumsuzluktur cennetteki hurilere musallat oluyorsunuz? Bakın, demedi demeyesiniz diye diyorum; sizi hiçbir cennet fikri terbiye edemez. Bitmez, tükenmez bir açlık haline hangi huri dayansın?

Düşünüyorum da, (bazen düşünmeden de aynı sonuca varabiliyorum) bence ‘cennet’ erkeğin ruhuna atılmış en büyük kancadır. Erkeklik, erkeği boyunduruk altında tutmak ve kadından yana kültür geçişini engellemek için böyle bir cennet tasviri uydurmuş. Duygularını terbiye etmekte zorlanan ve yaptığını “şeytana uydum” ile açıklayan bir erkeği “nasıl en iyi kontrol altında tutarım” olgusuna takılmış bir kancadır. O gün bugündür de peşinden gidiyor. Düşünsenize hiç bir şeyin doyuramadığı erkekliği cennette doyuma erdirmek… Bir de sonsuzluk gibi bir kavram içinde… Bunun için “denizden babası çıksa” yer yani…

Bu ara böyle tiplerle karşılaşmaktan hakikatten seviye düzensizliği yaşıyorum. Zaten bir medcezir hali var üzerimde, üstüne bir de yerleri süpüren bir seviye olunca bünyem eksilere düşüyor. Dikkat edin “eksiler” diyorum, rakam vermiyorum. O derece yani… Zaten bir seviye sorunu vardı, şimdi o da yerde kaldı. Açık söylüyorum bu cennet tasviri oldukça, hangi erkeğin adını bilmem ne koyun kurtarmaz yani. İster Rahim, ister Rahman, bilemediniz Azad, ne olursa olsun kurtarmaz. Erkek yuttuğu kölelik zokasından kurtulmadıkça daha çok böyle anahtar ve düdükle dolaşır… He heeey! Durun siz böyle, bir de “kadın çabuk kandırılıyor” diyorlar. Bakın size birşey diyeyim, kadın atılan yalana değil, yarattığı şeye inanır. Siz ise yarattığınıza değil attığınız yalana inanırsınız. Bunu neden söyledim, hani diyorsunuz ya “kadın ile erkek arasındaki fark nedir?” diye. İşte o farklardan biri de budur. Umarım bu söylediğimizi unutmazsınız.

Demem o ki, değerli okuyucular, küfür Erdoğan’a mahsustur. Yanlıştan dönmek insana hastır. Sevmek kadına da, erkeğe de yakışır. Fakat bu işler öyle Allah’ın koltuğuna el atma, elde anahtar, boyunda düdükle olmaz. Kıyamet alametleri bunlar… O yüzden seviyeyi eksilere düşürmeyelim. Eksiklere düşen seviyenin sonu ‘kara toprakta biter’!?! Bilmem anlatabiliyor muyum?