Merdiven yoksa, tanışmıyoruz!

- KAKTÜS
204 görüntüleme

Hayatını değiştirip, daha güzel bir yaşamı inşa etmek isteyenlere sesleniyorum: orada öyleee oturarak, “armut piş, ağzıma düş” ile güzellikler gelmiyor. Gelseydi, ayılar altı ay boyunca uyumazdı. Armudun güzelini onlardan daha mı iyi bileceksiniz?!?

Ayağa kalkın ve hayatın güzelliklerini keşfetmek için bir adım atın. Önce kendiniz, sonra insanlık adına, aşk adına, bir tutam sevgi adına tırmanın hayatın merdivenlerini… Ya da bir dakika, durun! Önce merdivenleri döşeyin. Ne o, zor mu geldi? Aşk ve sevgi adına merdiven döşeyemez misiniz? Beliniz mi ağrır? Ben, size bedelsiz bir şeyden bahsetmiyorum ki! Her güzel hayatın ütopyası ve her sonsuz aşkın yolu, bedellerle dolu… Diyetini ödeyemeyeceksen kardeşim, “ben aşığım! Verin bana aşkımı” deyip de alamadığında nefret ve kin duygusunu beslemeyeceksin. Özünde nefreti besleyeceksen eğer, aşık olmayacaksın…

Bakın, size bir bilge sözü (o, benim): nefret basamağıyla yükselen güzel bir hayat yoktur! Bütün güzellikler, aşkla döşenmiş, sevgiye çıkılan basamaklardan oluşmuştur. Ayrıca bu söylediklerimin sizin niyetinizle de hiçbir alakası yoktur. Çünkü niyet size ait bir olgudur. İçinizdekini bilemem… Hayyam’ın dediği gibi “ ben beni doğuranların günahını çekiyorum”,  bir de sizinkini çekemem…

Yani demem o ki, söylediklerimin niyetle bir alakası yoktur. “Niyet ettim, bugün herkesi aşkla, sevgiyle kucaklayacağım” deyip de elinizi, kolunuzu belinizde bağlarsanız, niyetinizin gerçekleşmemesinde benim kabahatim ne?  “Niyet ettim, bugün oruçluyum” deyip bütün gün yatarsanız, açın halinden ne anlayacaksınız? Yani pratiksiz niyeti ne edeyim ben? “Şimdi diyeceksiniz, bütün gün aç aç nasıl dolaşayım ben?” Orasını bilemem, demek ki, niyet kusurlu. Mesela Erdoğan sürekli söylüyor: “yaratılanı severiz, yaratandan ötürü” diye. Ama her gün meydanlarda insanların dine, mezhebine, kökenlerine hakaret etmeden duramıyor. Kucakladığı çocukları mıncıklamadan yapamıyor. Nerede kaldı yaratılanı yaratandan ötürü sevmek? Düşünün yani, bindiği at bile dayanmayıp, onu sırtından attı. Demek ki neymiş, fikirle zikir birlikteliğinin yanında amel de önemliymiş. “Niyet ettim, bu gün gaz çıkarıp, koku saçmayacağım” deyip kuru fasulyeye kaşığı daldırıyor adam…

Şimdi Erdoğan kendini uçaktan atsa, 72 milyon artı bir kişi (o benim) sevinçten takla atarız!?! Öyle bir sevgi yani… Ben buna toplumsal sevgi diyorum…

Bakın, toplumsal sevgi çok önemlidir. Bir kişinin sevgisinden yola çıkarak bir toplumu mutlu etmek, hayatı güzelleştirmek mümkündür.

Zamanın birinde, çokta eskiden değil, Hewraman bölgesinde bulunan Dereymer köyünde aşık olup da başlık parası yüzünden evlenemeyen adam yokmuş. ‘Berdel’ diye bir kavram lügatlerinde bulunmuyormuş. Başlık ve berdel onların tanışık olduğu bir şey değilmiş. Kadına yönelik fiziki şiddete rastlayan olmamış. Öyle, “evden çıkmayacaksın. İznim olmadan oraya buraya gidemezsin, çalışmazsın” gibi kadını ezen olayları duyan olmamış. Her şey biraz ortaklaşaymış… Kadın ve erkekler ortak üretir, ortak kullanır ve ortak tüketirmiş. Yani hayata birlikte can verirlermiş. Yaşamın filizlendiği yerde aşkın bitmemesi ise tabi ki düşünülemez. Dereymer’liler, başlık ve berdelle tanışık olmasa da aşık olanın hali pek bir yamanmış. Bir kere önce o aşkın topluma mal edilmesi gerekirmiş. Bir aşk, topluma hizmet etmeyecekse onun hiçbir değeri yokmuş. Yani Dereymer’liler için aşkın toplumsal olması şart!

Sadette gelirsek; geleneğe göre aşık olan kişi, kadını babasından istemeye gittiğinde başına gelecekleri önceden kestirebiliyor. Ama o bedel ödemeye hazır! Baba, kızını istemeye gelenlere “şuradan buraya kadar, (bilmem kaç metre istiyorsa)  merdiven döşerseniz, kızımı sana veririm” diyor. Evet, yanlış duymadınız, merdiven döşemelerini istiyor. Baya baya bildiğiniz merdiven… Eve değil ama köyün hemen üstünde yükselen dik, çıkması ve geçilmesi güç yani sarp ve keskin kayalıklara metrelerce merdiven yapılmasını istiyor. Çünkü bağa, bahçeye gidilmesi ve hayvanların otlatılması için köylünün bu merdivenlere ihtiyacı var.

Ne o, gözünüz korkuttu bakıyorum. Aşk için merdiven döşeyemez misiniz? Aşk buna değmez mi, beliniz mi ağrır? Dereymer’de 3 km merdiven döşeyen var be! Têw mala min e, iki basamak merdiven yapamıyorsunuz, bir de aşkın yüceliğinden bahsediyorsunuz. Gerçi günümüzde erkeklerin yüzde doksan dokuz virgül dokuzu, kapitalist mantığın bir ürünü olarak aşka inanmıyor, merdiven nasıl döşesin?!?  Şimdi ona göre, iki günlük bir birliktelik için ömürlük merdiven yapılır mı!?! Zaten en uzun ömürlü aşk 3 gün, en uzun evlilik 6 ay, hayat geçici, hepimiz de öleceğiz, tepmişim merdivenini! Anı yaşa, anı…

Sonra gelsin depresyon, gitsin stres… Eee mutluluk… Yok, canım! Tanışıyor muyduk? Hani her şey geçiciydi, ne varsa an’daydı… Ne oldu, mutluluğu arıyorsun bakıyorum. 3 günlük dünyaya ömürlük aşk merdivenini çok gören sana, hayatta bir tepik koymaz mı? Senin gibi bir egoiste, hayat gayet toptancı ve toplumsal yaklaşıyor. Ne demişler; “ ne ekersen onu biçersin.” “Rüzgâra karşı tükürme”, seni de yalar…

Demem o ki; nefret basamaklarında yükselen güzel bir hayat yoktur. Nefret egoist, aşk toplumsaldır. Her yeni yaşam sevgiyle filizlenir. Ve unutmadan, YENİ BİR YAŞAM İÇİN OYLAR HDP’YE!