Mutsuzluk anketinden mutluluk bakanlığına hakkınızda herşey

- KAKTÜS
188 görüntüleme

Ömrümde kesmediğimi saçımı keseceğim!?! Beyazlar giyip, gece yarısı sokaklara çıkacağım… Ben, beni caddelere vuracağım sabahlara dek! Güneşin insafsız ışığı vuracak alnıma ve o an ben, Arabesk filminde olduğu gibi kendimi çöllerde bulacağım: ‘… Aksın gözümün nuru aksın, bundan böyle kör baksın…”

Fantastik filmlerde gezineceğim, bilim-kurgu filmlerinin vazgeçilmezleri arasına gireceğim… Avatar olacağım örneğin… Başka dünyaların ağır elementleri altında yürüyecek, yeşil denizinde yıkanacak, mavi-yeşil gökyüzünde uçağım… Bugüne kadar rastlanmayan yaratıklarla savaşacağım mesela…

Niye olmasın? Yapamaz mıyım yani?  El alem aya gidiyor da, Mars’ta suyu keşfediyor da, Venezüella ‘Mutluluk Bakanlığı’ kuruyor da, ben niye yapmayayım? Çok asabiyim zaten bu aralar…

Bırakın Venezüella’yı, Ekvator’da bile ‘Mutluluk Bakanlığı’ kurulmuş. İnsanın gayri safi ‘ulusal’ mutsuzluk hasılası fırlıyor… Baksanıza el alemin ‘Mutluluk Bakanlığı’ var, Türkiye’de bir Kadın Bakanlığı kurulamıyor.

Sonra diyorlar: “143 ülke içerisinde mutsuzlukta biz neden Bangladeş ve Sırbistan’la sondan üçüncülüğü paylaşıyoruz?” Paylaşırsın tabii… Ben olsam sondan birinciliği Sudan’a değil Türkiye’ye verirdim.

Gerçi bu saçma anketi kim, niye yapmış onu da bilmiyorum. Ama bu anketi yapanın ağzını, burnunu kırası’m var. Türkiye’nin milli mutluluk hasılasında sondan dünya üçüncülüğünü yakalaması şaşırtıcı değil, ama Güney Amerika ülkelerinin dünyanın en mutlu insanlarına sahip olması oldukça şaşırtıcı.

Düşünebiliyor musunuz, Amerika Birleşik Devletleri gibi bir ülkeyle neredeyse içli dışlı olacaksınız, hatta aynı havayı soluyacaksınız ve buna rağmen de mutlu olacaksınız!?! Oysa ne diyordu Meksikalıların özlü deyişleri: “zavallı Meksika, Tanrıya o kadar uzak ve ABD’ye o kadar yakın ki!” O da bir tarafa Guatemala dünya üzerinde gayri safi yurtiçi hasılasının en düşük olduğu ülkelerden biri. Ama ona rağmen gayri safi mutluluk hasılasında birinci gelen ülkeler arasında. Affınıza sığınarak söylüyorum, salağın biri de çıkmış diyor ki, “demek ki, mutlu olmak için para gerekmiyor.” Bunca yıl yaşamış, kafası anca buna basmış. Şimdi kalkıp cebinden bir tomar para çıkarıp versen, ağzı kulaklarına varır demiyorum, yılanlar gibi tüm kafası ağız olur. Gayri safi milli bireysel egosu tavan yapar.

Hele anketin sorularına bakın: “Bir önceki gün gerginlikten uzak, rahat bir gün geçirdiniz mi? Kendinizi neşeli hissettiniz mi? Güldünüz mü? Ya da saygı gördüğünüz duygusunu hissettiniz mi?”

Şimdi birincisi bu sorular bir insanın mutluluğunu ne kadar belirler? Mesela ben bütün bir yıl mutlu, neşeli, sevinçli, kahkahalarla dolu bir zaman geçirdim –desem de inanmayın- ama dün bir şeyler oldu ve son derece neşesiz, kahkahasız ve elektriğe çarpılmışçasına gergindim.  Dün yaşadıklarım yüzünden şimdi milletçe mutsuzuz. Mutsuz olduğumuzu bir tek biz değil dünya alem biliyor artık! Çünkü katıldığım mutluluk sınavından geçemedim. Sadece ben değil, halkımızda bu sınavın mağduru…

Gerçi çok dert etmeyin, ne de olsa Türkiye’de kadınların kahkaha atması devletçe yasak. Yasaklar ülkesinde, mutluluk sınavından kalmışsınız ne olmuş. Kafanıza taktığınız şeye bakın!

Bir de çıkmış bu durumu haber yapmış. Dert üstüne dert eklemiş… Mutsuzluk üsten türkü yakan bir toplum haline gelmişiz. Bilmem hatırlayanınız var mı; “bana ne yazdan bahardan, bana ne borundan kardan. Aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünmüyor” diye bir türkü vardı. Hadi gel de anlat, elin yabancısına… İngilizceye tercüme etsen işin içinden çıkamazsın. Adam sevgisini anlatacak söz bulamamış, şöyle demiş: “benden bu ömrümü çalanı getir, git ara bul getir, saçlarından yol getir.” Hayda, buyur çay iç yanında. Bu da toplumumuzun neferi olan erkeklerin sevgi anlayış… Sonra diyorlar niye gerginsin? Gergin mi… Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi, bizde en sakin insan bile birkaç dakika sakin kalabiliyor. Üçüncüye kendi gerilmezse, mutlaka gereriz. “Ne oldu, niye sinirleniyorsun? Hadi sinirlendin, niye bağırıyorsun?” Bu sözden sonra kesinlikle bir gerginlik, agresiflik baş gösteriyor… “Demedi mi, sinirlisin işte!” Gerisini benim söylememe gerek yok, karşıdaki vatandaş kırıp, dökmeye başlamış bile…

İşte böyle değerli okuyucum! Biz birbirimizin damarına nerede basacağımızı iyi biliyoruz. Gülen birini iki dakika sonra ağlatabilir, ağlayan birini mezara koyabiliriz… Hatta gidip mezarına, “gayet sağlıklıydın, niye öldün?” diye sorarız. Şimdi mutlulukta dünya sıralamasının altında kalmışsın ne olmuş! Bir ‘Mutluluk Bakanlığı’ kursan kurtulur musun? Yok! Neden çünkü hayatı güzel kılan kadınlar için bir bakanlığın yok. Seni hangi Mutluluk Bakanlığı kurtarsın? İşte bütün mesele “olmak ya da olmamak” üzerine kurulu… Olmak, hayatına kendin yön vermekse eğer, çekin elinizi biz kadınların yakasından. Şunun şurasında bu dünyada herkes misafir, misafirliğinizi bilin be! Aklınızı kapısından girdiğiniz şu dünya evinin dışında bırakın. Evde temiz yer kalmadı. Şimdi kalkıp, ben beni caddelere vuracağım, arabeske saracağım hepinizi. Başka dünyaların ağır elementleri altında kalırsınız vallahi. Zaten gerginim!..