Şaşırmadığınıza şaşırdım!

- KAKTÜS
212 görüntüleme

İnsanız ya da doğada farkındalığımızı oluşturmak için kendimizi öyle tanımlıyoruz, yani İNSAN! Eee tabi insan olarak yine insan tarafından yapılan pek çok şeye şaşırırız. Şaşırmak bir kavramdır ve aslında doğada birçok canlı şaşırmakla eş değer olan refleks olgusunu taşır. Bunu niye söylüyorum? Çünkü insan kendini biricik sanıyor ya, öyle olmadığını anlasın diye. Söylüyorum da ama kime?!? Ha, ne diyordum, şaşırmak. Şaşırmaktan kastım merak değil, lütfen bazı şeyleri birbirine karıştırmayınız. Sözünü ettiğim şey; insan beynini ve yahut doğada karşılığı olmayan şeylerin yapılıyor olmasına karşılık gösterilen ani refleks ya da refleksizlik. Merak edip, kurcalamak, anlamak filozofluğa giden yol için kırk takla atmak değil. Şöyle şöyleyeyim; birilerinin yaptıklarına tanık olmak, maruz kalmak, maruz kalanı görmek vb durumlarda dili tutulmak, kilitlenmek, donmak, buz tutmak, aklı gitmek, ruhu kaçmak… Ötesi yok! Ötesi kalbi durmaktır. Biz bir adım öncesinden söz ediyoruz. Aslında benim şaşırdığım şey, insanların artık şaşırmıyor olması. Ciddiyim. İnsanlar artık yaşadıkları hiçbir şeye şaşırmıyor. Gördüğü hiçbir şeyi aklında tutmuyor. Sanki hayatı anlık yaşıyor. Neredeyse akvaryumdaki balık kadar hafızası var artık. Sabah kalktım, haberlere bakayım dedim, ya STAR! Daha sabahın körü bu kadar haber bir ajansta! Diğer ajansları düşünmek bile istemedim. Okudum, okudum ve şaşırdım. Akşam hiç bir haber yoktu aklımda. Niye? Bana öyle ruhu kaçmış gibi bakmayın. Şaşırıyorum. İnsanların refleksizliğine şaşırıyorum, titremeyen sinirlerine şaşırıyorum, toplumsal reaksiyonsuzluğuna şaşırıyorum. Şaşırıyorum da şaşırıyorum egosuna dokunduklarında kopardığı kıyamete… Ya insan bir çıkıp demez mi “ey edepsizler, siz bu ülkeyi nereye götürüyorsunuz?” Yok, bacım yok. Bazıları da çıkıp, şaşırıyoruz diye bize şaşıyor. Şaşırdığımızla kalıyoruz, şaşkın şaşkın…

Şaşırdığımıza şaşıranlar diyor ki, “anam, ma sizin yeni mi haberiniz oldu? Dünyada böyle şeyler çok oluyor.” Biz de diyoruz ki, “olabilir bacım. Ma biz, aynı olay her olduğunda şaşıranlardanız. Neden? Çünkü alışmadık, alışmıyoruz, alışmayacağız ve tabii ki alıştırmayacağız”.

Hepsi bu mu? Değil elbet. Gelmiş, geçmiş birçok filozofa ve kutsal suya bulandırılmış söze, lafa, cümleye yani her ne varsa kadın için sarf edilen söze küfür edesim var. Hem de bir dünya dolusu. Fakat orijinal, duruma uygun bir küfür bulamadım. Malum son zamanlarda her şeyin orijinal, doğal yani natür halini arıyoruz ya, mutlaka küfürlerin de orijinal halleri vardır diye düşünüyorum?!? Gerçi bu konuda iktisat yapan var, yok değil. Ama benim etmek istediğim küfür henüz icat edilmemiş galiba. Fakat iki çift söz söylemek için de icat edilmesini bekleyemem. Bu dünyada kadın için söylediğiniz ve söyleyemediğiniz bütün iğrenç sözler size gelsin. Hema hepsini size armağan ediyorum!

Size acımasız gelebilir bu sözler. Lakin söylemeden geçemedim. Ya var mı bu dünyada suçüstü yakalanıp da böyle kolay sıyrılmak? Adamı suçüstü yakalıyorsun diyor; “bana komplo kurdular, bu bir kumpas.” Ya STAR! Adamı küçücük çocuğu taciz ederken yakalıyorlar diyor; “bunlar HDP’li, ben onları ispiyonluyum diye bana iftira atıyorlar.” Adam kadını suda boğarak öldürüyor. Adli tıbbın açıklaması: suda boğularak öldürülmüş, tecavüze uğramamış.” Yani şimdi tecavüze uğramamış olması kadının bir erkek tarafından öldürüldüğü gerçeğini ortadan kaldırır mı? Ne yani kadınlar sadece boğularak öldürülmesine sevinip; “çok şükür tecavüze uğramamış, hadi evimize gidelim” mi desin. Şimdi adam, kadını çok sevdiği için öldürmüş diye adamı af mı edelim? Adam, mahkemede “evet hakim bey, ben onu çok sevdiğim için öldürdüm. Sevmeseydim öldürmezdim. İstemeyerek oldu” diyor. Tabii ben de “istemeyerek”, ulan bit, pire, kene, asalak, sürüngen familyası, insan istemeden belki bir karıncaya basabilir, istemeden birini incitebilir. Ma bu insan, istemeyerek öldürmek ne demek? Görmeden bir şeye sebep olursun bu istemeyerek olur. Ama defalarca bıçaklamak, beş kurşun sıkmak, akla hayale gelmeyecek işkencelerle öldürmenin istememesi mi olur? Adam resmen organize ederek, bilerek, isteyerek tutup kadını öldürüyor, pencereden atıyor. Günlerce katil aranıyor. Mahkeme oluyor. Adam mahkemede; “sevgilim değil, bir şeyim değil niye organize ederek öldüreyim” diye kendini savunuyor. O sürüngen familyasından hakim de cezada indirimi yapıyor. Diğer bit ise otobüste yaptıklarını “şeytana uydum” diyerek açıklıyor. Sonra serbest bırakılıyor. Sürüngen familyasının başındaki zat ise ülkeyi çöküşe götürürken: bu bir rejim değişikliği değil, sistem değişikliği diye milletin aklına kimyasal sıkıyor. Tabii familyanın başı milletin aklına kimyasal sıkarsa, familyanın üyeleri de anca “şeytana” uysun, “istemeyerek” kadın öldürsün. Organize vahşetten yakasını sıyırsın. Çocuğa cinsel istismardan yakalanıp, ispiyonculuktan devletten ödül alsın. Garip, hem de çok garip, buna da hiç kimse şaşırmıyor. Sanki milletçe sinirlerimizi aldırmışız, reaksiyon nötr! Hatta “milletçe var mıyız” diye düşündüğüm bile oluyor. Çünkü bu yaşadıklarımız normal değil, bilmem farkında mısınız? Hışşşt size diyom. Bir bakar mısınız. Şaşırdınız mı? Şaşırmadığınıza şaşırdım!..

Size diyeceğim şu: Toplumun ahlaki yapısıyla oynamak ateşle oynamaktır. Yangın çıkarsa rüzgar bir ülkeyi önüne katar. Ne bir geçmiş ne bir gelecek kalır avuçlarında. Kadında kadınlığından olmuşsa eğer, o vakit külde gider bir fırtınayla… Demem o ki, kadınlar, halklar, toplumlar böyle kaybetmiş, böyle yok olmuşlardır. Şaşırdınız mı? Sinirlerinizi mi almışlar? Düşüncelerinizi mi dondurmuşlar? Toplumsal olaylar karşısında nötr kalmaya ne diyorlar biliyor musunuz? ALIŞMAK! Peki toplumda “alışana” ne derler biliyor musunuz, “kudurmuştan beter” derler. İşte milletçe yaşadığımız sorun bu: alışarak kudurmuştan beter olma durumu. Bundan kurtulmak çok zor değil: “alışmadık, alışmıyoruz, alışmayacağız ve tabii ki alıştırmayacağız” diyerek evdeki ince uzun saplı tavamızla sokağa çıkıp Meleklere uyarak bu dünyaya bir iyilik yapacağız. Şaşıracağız!..