Anadil ve varolma mücadesi…

- Kayuş G. Çalıkman
234 görüntüleme

Geçtiğimiz aylarda seçim hengâmesi içinde demokratik çevrelerde önemli günlerin kutlanması veya anılması da ihmal edilmedi. Dünya anadil bayramı da bunlardan biriydi ve ben bu bayramı Eğitimsen Malatya şubesinin davetlisi olarak Malatya’da kutladım. Anadilin anlamını kendimce çözmem henüz 5-6 yaşlarımdayken gerçekleşti. İlkokul 1. sınıftaydım, Ermeni okuluydu ancak Ermeni öğretmenler Türkçe, tarih, coğrafya gibi dersleri veremedikleri için bu gibi derslere -ki sosyal bilgiler denirdi- devlet tarafından atanan Türk öğretmenler girerdi. Bu yüzden olsa gerek bizler, Türkiye’deki Ermeniler coğrafi terimlerin Ermenicesini ya bilmeyiz ya da kendi gayretlerimizle çok sonraları oradan buradan öğrenmişizdir. Yine biz Ermeniler, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihini ezberlemişsek de,  hatta tüm okul hayatı boyunca ‘hain’ Ermenilerin Türklere karşı hıyanetlerini fazlasıyla idrak etmişsek de, Ermeni tarihi hakkında hemen hemen hiç bir şey bilmeyiz. Keza sosyolojik terimleri de pek bilmeyiz. Daha sonraları üniversitede sosyoloji okuyan arkadaşlarımız merak edip Ermenice sosyoloji çalışmaları yaptıkça öğrenmişlerdir ve hayret içinde Ermenicenin ne çok bilimsel terim barındıran bir dil olduğunu görmüştür. Ama olsun, ne olursa olsun sosyal dersler Ermeni okullarında Türk öğretmenler tarafından o-ku-tu-la-cak-tır, bu kadar. Oysa Ermeni eğitim tarihi meşhur Türkçe  (Osmanlıca) öğretmenleriyle doludur ama biz gene de dönelim benim birinci sınıftaki Türkçe öğretmenim Nezihe hanıma. Nezihe hanım bugüne dek pek dillendirilmeyen bir terim yerleştirmiştir o günlerdeki küçücük dimağıma. Dediğim gibi 5-6 yaşlarında birinci sınıf öğrencisiydim, Türkçe öğretmeni olduğu söyleyen bir kadın girdi dersimize. Tüm bir sene boyunca üstünden çıkarmayacağı yeşil bir tayyör giymişti, kısa hafif dalgalı saçları, mavi gözleri vardı. Tam bir cumhuriyet kadını edasıyla o iri vücudunun gölgesini üzerimize salarak kuruyordu hâkimiyetini minicik sınıfta. Ders Türkçe olsa da ne gam, o uzun uzun bize Kurtuluş savaşını anlatır, Atatürk’ü anlatır, bizim yaşımızda okuma yazma öğrenen Ülkü’yü, ilk kadın pilot Sabiha Gökçen’i anlatır, biz de beynimiz bir yandan böylesine yıkanırken masal dinler gibi huşu içinde öğretmenimizi seyrederdik.

Nezihe hanım bir gün Türkçe dersi de yapmak istemiş olmalı ki, anadil konusundan girdi. Sınıftaki öğrencilere “çocuklar anadiliniz nedir” diye sordu. Sınıfta bir suskunluk, o güne dek duymadığımız bir kelime bu, ama ben ana ve dil kavramlarından hemen çözdüm olayı,  öğretmen annemin dilini soruyordu. E annem de Ermenice konuşurdu, var gücümle patlattım bombayı ve “Ermenice hocam” diye bağırdım. Sınıftan birkaç arkadaş da beni tasdiklediler. Öğretmen tabii olgun, güngörmüş bir kadındı, ‘cehaletimizi’ bağışladı ve olanca sevecenliğiyle “hayır yavrum” dedi, “Ermenice sizin ek diliniz, anadiliniz ise Türkçedir” diye devam etti. İşte o gün, o gün benim “bu topraklarda çekeceğim var” diye düşündüğüm ilk gün oldu. Susup öğretmene eyvallah edip içimden “sen öyle san” diye isyan ettiğim ilk gün oldu.

İlerde büyüdükçe anadilimin geniş okyanusunda boğulmadan yüzmeye çalıştıkça, özgüvenim arttı, anadilim bana kimseye eyvallah etmemeyi öğretti. Anadilimin 5-6 bin yıllık yaşam mücadelesi bana bu topraklarda var olma gücünü verdi. Şimdi ise tek bir mücadelem var, 36 farklı ses veren bu güzelim dilimin Batı lehçesini yok olmaktan kurtarmak…

Eski çağlardan günümüze dek, Ermenilerin sosyo-ekonomik, sosyal, siyasal hayatını sürdürdükleri, ulusal devlet ve kültür anlayışlarının şekillendiği tarihi ve coğrafi ortam Ermenistan Platosudur. Ermeni dili de kaynağını buradan almış ve günümüzden yaklaşık 5-6 bin yıl önce ait olduğu Hint-Avrupa dil ailesinden ayrılarak kendine özgü bir kök dil olarak yoluna devam etmiştir. Ermeni dilini incelerken pek çok bilim dalından yararlanmakla birlikte Ermeni tarihini, kültürünü iyi bilmek şarttır. Hint Avrupa dil ailesini görmezden gelmek ise imkânsızdır. Ancak aynı zamanda birlikte yaşadığı, komşu halkların dillerini de farklı dil ailelerine ait olsalar dahi iyi incelemek ve özümsemek çok önemlidir.  Çünkü Ermeniler binlerce yıl ilişki halinde oldukları toplumlarla dilsel alışveriş de yapmışlar, binlerce kelime alıp vermişlerdir. Sümer, Asur, Hitit, Frigya, Yunanca ve daha niceleriyle ortak kelimeler kullanılmış olsa da bu konuda Farsçadan alınan kelimeler sayısal olarak en büyük çoğunluğu teşkil eder. Ermenice ile komşu ulusların dilleri arasında dilbilgisi açısından da etkileşim olduğu dilbilimcilerin ortaklaştığı konulardan biridir. Bu etkileşim Ermenicenin gelişme dönemlerinden, yazı öncesi- sözlü edebiyat döneminin ve halk konuşma dilinin 500-600 lehçesinin varlığıyla kendini gösterir. Genel olarak tüm diller gibi Ermenice de yazı öncesi ve yazı sonrası olarak 2 bölümde incelenir;

Ermeni Dünyasında ortaya çıkmış en eski kaya yazıtları arasında tapınak duvarları, seramik objeler üzerindeki piktografik işaretlerdir. Bunların tarihleri günümüzden 5-6 bin yıl öncesine dayanır ve ilerde gelişecek yazı türlerine (çivi yazısı ve hiyeroglif gibi) öncülük eder.

Bu yazı türleri arasında yer alan çivi yazıları özellikle Ararat Krallığı döneminde ortaya çıkmıştır. Ermeniler M.Ö. 9-7 yüzyılda tarihlenen bu yazı türünü, kurdukları Mittani Devleti yıkıldıktan sonra Ermeniler arasında asimile olan Hurilerden almışlar ve dolayısıyla yazıları da çivi yazılı kayıtların geleneksel dili olarak kabul ettikleri Hurice olarak kaydetmişlerdir.   (İleriki dönemlerde de Ermenistan’ın resmi dilinin bazen Aramice bazen Yunanca olduğu gibi)  Bu dönemlerden günümüze ulaşan irili ufaklı kayıtlar, yazılı kaya parçaları veya yine üzerinde yazılar bulunan farklı objelerin miktarı yaklaşık olarak 600e yakındır ve en iyi örnekleri bugün Erebuni-Erivan’da bulunan Ararat Kıralı 1. Argişti’nin (M.Ö.786-764) Erebuni şehrinin kuruluşunu anlattığı kayıttır. Bu dönemden başlayarak Hıristiyanlığın kabulüne dek yönetici sarayları ve tapınaklar kütüphane açısından oldukça zengin olmuşlardır. Bu kütüphaneler özellikle hiyeroglif Ermenice veya yabancı dillerde pek çok kayıt açısından oldukça zengin olmuşlardır. Ne yazık ki Hıristiyanlığın kabulü ile birlikte pagan dönemi yazı ve edebiyatı yok edilmiştir.

19. yüzyılda ne yazık ki Ermeni dili  büyük bir yarılma yaşadı ve Ermeni edebiyatı 2 lehçeye ayrıldı, doğuda Yerevan merkezli Doğu Ermenicesi ve batıda İstanbul merkezli Batı Ermenicesi.

Bugün Ermenicenin oldukça zengin bir sözlüğü vardır.  Hala Doğu Ermenicesi ve Batı Ermenicesi olarak 2 diyalekte ayrılmış haldedir. Doğu Ermenicesi 1915’ten sonra ciddi bir kırılma yaşayarak bugün sadece Ermenistan, Dağlık Karabağ Cumhuriyeti, Kafkasya, İran, Rusya ve Batı diasporasında konuşulur durumdadır. Hemşin Ermenicesi, Sasun Ermenicesi bugün varlığını sürdüren ender Doğu Ermenice ağızlarındandır. Batı Ermenicesi ise tarihi Giligya ve Sivas’ın batısında konuşulan Ermenice olup bugün Türkiye, Orta Doğu ve diğer diaspora merkezlerinde yaşayan Ermeniler tarafından konuşulmaktadır. Ancak bir az önce de değindiğim gibi Batı Ermenicesi günden güne eriyip yok olmaktadır.

Toplam olarak Ermenice konuşanların sayısı yaklaşık 6,5- 7 milyon arasındadır.