“Hatırası bile yabancı mı geliyor?”

- Kayuş G. Çalıkman
251 görüntüleme

Doksanlı yılların başlarını, kişisel tarihimde “en karanlık yıllar” diye hatırlıyorum. Faili meçhuller, devlet ve mafyatik ilişkilerin iç içeliği, kurşun atanın kahraman ilan edildiği, evlerinden alınan insanların aniden yok olduğu yıllar… Puslu, karanlık bir renkle hatırlıyorum o yılları. Daha önceleri Costa Gavras’ın “Missing” adlı bir filmini  izlemiştim, Şili’de1973 meşhur Şili Darbesi sırasında kaybolan gazeteci oğlunun izini süren bir babanın hikayesiydi. Filmin gerçek bir hikâyeden yola çıktığını bile bile böyle bir yaşanmışlığa inanmak istememiştim, “iyi ki böyle bir ülkede yaşamıyorum” demiştim. Henüz çocuk sayılırdım Yetmişlerin kaotik ortamı herhalde iliklerime kadar işleyememişti ama daha sonra 80 darbesi, derken doksanlar, topraktan sızıp havaya karışan cunta havasını soluya soluya büyüdüm, yaşlandım ve aslında ülkemin o yıllar önce seyrettiğim filmin doğal bir platosu olduğunu zamanla iyice idrak ettim…

İşte bugünlerde belli bir süredir unuttuğum o puslu gri hava çöktü yeniden. “Kürt sorunu bir gerçekliktir ve bunu ancak ben çözerim” diyen Tayyip Sultan ve şürekâsı da halktan kırmızı kart görünce, tıpkı Çiller’in o dönemler yaptığı gibi olanca gücüyle çözüm sürecini tıkamaya ve her türlü hile hurda ile savaşın önünü açmaya çalışmaktadır. Bu kez ders vermek istediği sanırım sadece Kürtler değil, “Seni başkan yaptırmayacağız!” diyen ve HDP’yi meclise taşıyan halklar yumağıdır. Yöntemi ise çok bildik, çok tanıdık, eski bir yöntemdir. Abdülhamit zamanından beri var olan, İttihat zamanında da uygulanan yöntemleri yeniden denemekte hiçbir sakınca görmüyor. Zaten sakınca da yoktur, her zaman tutmuştur bu yöntem. Batı oldum olası Türk yöneticilerin ayak oyunlarını yutmuş ya da yutar görünerek onlara eşlik etmiştir. Son günlerde toplu tutuklamalar -ki zaten bekleniyordu- hiç şaşırtmadı, masum gencecik bedenlere yönelik toplu katliamlar ve sınırları genişlemiş bir saldırganlıkla sınır ötesi operasyonlar halkta panik yaratıp, savaş korkusu tahrik edilmeye çalışılırken, Batılı ağalara da terörden mustarip masum körpe oynanıyor. Yap-işlet-devret dedikleri bu olsa gerek, saldır-yık-yok et sonra da “üzerime geliyorlar, onlar terörist” diye uluslar arası izin kağıdı ile savaş çıkar. Hazır savaş halindeyken aradan birkaç katliam da çıkar. Gazi saldırıları işte hep bu denenmiş yöntemin sadece tek bir örneğidir, hazır kaotik bir ortam varken Alevileri de aradan çıkaralım kaygısı. Yüz yıl önceki katliamlarda mezarsız kalan cenazeleri sırtlanlar parçalarken, bugün katledilen gençlerin cenazesine polis el koyuyor. Ölü bir bedenin aileden esirgenmesi nasıl bir anlayışın ürünü, hangi hırsın sonucu olabilir ki? Bitmek bilmeyen bu kin geçmişte gencecik kadınların el ele vererek kendilerini uçurumlardan aşağı atmalarına neden olurken, bugün el ele veren gencecik kadınların bedenleri bombalar altında paramparça oluyor. Kendi akıttığı kan ile Batı’da mağduru oynayan Türkiye, böylece güvenlikli bölgeyi de kapıveriyor. Şimdi sırada ne var? Taaa 1890’lardan, 1915’lere defalarca denenmiş yöntemler ve işte sırf bu katliamlar uğuruna hamisi olduğu DAİŞ ile dahi savaşmayı göze alan bir devlet.

Devlet bazında terörün her türü yaşanıyor ve yaşatılıyorken, halk arasında da durum pek farklı değil. Halk müthiş bir burhan içinde birbirini boğazlıyor, en önemsiz kavgalar soğukkanlı cinayetlerle son buluyor. Ceza alınmayacağına dair bir güven hali insanlara gayet rahat kendisine ‘yamuk yapanı’ ölümle cezalandırma hakkı veriyor. Ve illa ki kadın cinayetleri, kadına karşı şiddet tüm hızıyla devam ediyor. Eşinden ayrılan kadının, nişanlısından, sevgilisinden ayrılan kadının sonu malum.

Oldukça karamsar, geleceğe dair büyük umutlar beslemeyen bir insan olarak özellikle kadına uygulanan şiddet ve kadın cinayetleri konusunda ilk kez bu meclisten biraz umutluyum. Bu umudu yeşerten tabii ki  HDP’nin kadın milletvekilleridir, şimdi Tayyip Sultan ve şürekası yeniden seçime gitmez de azınlık hükümetiyle veya koalisyonla bu meclisi devam ettirirlerse HDP’nin kadın milletvekillerine hem barış adına hem de kadın sorunları konusunda çok görev düşecek. Eminim HDP’li kadınlar bu görevi bugüne getirdikleri kadın mücadelesinin bir yansıması olarak fazlasıyla yerine getireceklerdir. Zaten arkalarında kadın mücadele örgütleri dayanışmaya hazır halde bekliyorlar. Gönül ister ki mecliste var olan diğer partilerin kadın milletvekilleri de özellikle barışın tesisi konusunda ortak bir çalışmaya girsinler. MHP’nin böyle bir oluşum içinde olmayacağı kesin, zaten olmasın da, ancak öncelikle CHP ve AKP’nin kadın vekilleri barışa bir şans tanımak istemezler mi? Eminim kadın duyarlılığıyla, onlar da barışın ancak kadın eliyle inşa edileceğini biliyorlardır. Sevgili Selina Özuzun Doğan CHP’nin kadın milletvekili olarak ve Ermeni kadın mücadelesinde de var olmuş bir arkadaşımız olarak bu bilince sahiptir ve partisinde etkili olacaktır.

Savaşa karşı bir ülke, Ermeniler, Kürtler, Süryanilerle yeniden barışın tesis edildiği huzurlu günler… Hatırası bile yabancı mı geliyor? Şairin dediği gibi.