HDP, halkları kucaklayan siyasetinden taviz vermemeli

- Kayuş G. Çalıkman
224 görüntüleme

Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi olmayan tarihi Eylül ayının ılık günlerinde kızgın bir kalemle hafızalarımıza kazınmıştır. Geçtiğimiz Eylül ayı da bundan öncekileri aratmaz nitelikte yüreğimizi dağladı, ruhumuzu parçaladı, bizi kanlar içersinde inletirken aklımızla, zekâmızla dalga geçercesine oynaya zıplaya çekip gitti, giderken de ardında derin yarıklar bırakmayı ihmal etmedi.
Bugüne dek sürdürülmek istenen ulus-devletin yerine milli bir devlet kurma hayali (yoksa yeni Osmanlı imparatorluğu mu desek?) seçim yenilgisinin acısıyla yumruya dönüşüp boğaza takılınca, ülkede  yeniden Kürt –Türk savaşı hortlatıldı. Bir yandan Kürtlere karşı ırkçı söylemlerini var gücüyle dışa vururken, diğer yandan da Müslüman’ın Müslüman’ı vurmaması gerektiği gibi dini saiklerle olsa gerek eski ve daimi düşman Ermeni de yeniden hedef tahtasına yerleştirildi. Cumhur Reisi’nin üzerinden cumhuru atıp sadece “reis” olarak uzuuun yıllar tepede ikamet etme savaşında yine Ermeniler paylarına düşeni aldılar. Ne hikmetse yargıçlar birden bire Ermenistan diye bir devletin varlığını hatırlayıp oraya kaçıverdiler, derken PKK’nin Ermenistan’da da bir “Kandil”i olduğu ortaya çıktı, bazı pipiseverler ölen gerillaların hepsinin de sünnetsiz olduğunu öne sürdü. Aba altından sopa politikası semeresini verdi, çünkü bu politikayı güdenler kendi halkını çok iyi tanıyordu, sorgulamayan, cahil, her şeye inanmaya hazır halkın büyük çoğunluğu kolayca kendilerine sunulan düşman hedefine yöneldiler. Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları semtlerde yürüyüşler yapıldı, gencecik çocuklar durup dururken sırf Ermeni oldukları için sokak ortasında bıçaklandı, karakola müracaat doğal olarak sonuç vermedi. Feriköy’de, Kurtuluş’ta gövde gösteren sürü, buraların Ermenilere mezar olacağını salyalarını akıtarak haykırdılar. Oysa her bir Ermeni biliyordu; sadece buralar değil, üzerine ayak bastıkları her bir karış toprağın 100 yıllardan beri kendilerinin mezarı olduğunu…
Bu çok tanıdık bir yöntemdi, taa Osmanlı’dan kalma bir yöntem… 31 Mart vakası mı oldu, vurun Ermenileri. Birinci Dünya savaşı mı yaşandı, kırın Ermenileri? Memlekette para mı bitti, Ermeniler’den varlık vergisi! Yetmedi mi? Bombala Atatürk’ün evini, 6-7 Eylül, bak ne güzel sebep sana, nasıl olsa memlekette bir elinde bayrak diğer elinde sopa sokaklara fırlayıp önüne geleni ezip geçerek, yakıp yıkarak darpla gaspla insanları yıldırmaya hazır bir güruh iştahla işaret bekliyor. Tıpkı bugün olduğu gibi…
Çok tehlikeli bir oyun oynuyorlar, alışıldık her zaman istenen sonuca kolayca ulaştıran ama kötü bir oyun. HDP’nin halkların siyasi temsilcisi olması, her türlü engellemeye rağmen baraj denen korkuluğu yıkıp meclise 80 milletvekili taşıması belli bir kesimde şok etkisi gösterdiği kesin. Ve bu zaferde tüm bileşenler gibi Ermenilerin de katkısı yadsınamaz bir gerçek. Bu gerçek bir yanda dururken, Ermeniler verdikleri oylara kesilen cezalarını ödeyedursunlar beklenmedik bir yerden aldıkları darbe artık bardağı taşırma noktasına getirdi. Bu kez kendilerinde “yakın” ağızlardan, Türk-Kürt dostluğunu pekiştirme çabaları uğuruna “memleketin bölünmezliğine, milli birlik ve beraberliğine, düşmana karşı akıtılan kana” bir kez daha kurban gittiklerine seyirci kaldılar. Ermeniler, Kürtlerle birlikte ortak bir siyaset gütme çabası içindeyken, Kürt siyasetinden kimi söylemlerin yükselmesi kırıcı olmaktadır.
Oğlan bizim, kız bizim, laf getirtmek istemeyiz ama eleştirmeden de olmaz, bunu da biz gururumuza yedirmeyiz. Bugün çok zor bir süreç yaşıyoruz, bunun bilincindeyiz. Ancak HDP bu süreci ancak ve ancak, Kürt Ulusal Hareketi’ni kitlesel bir harekete dönüştüren ve bunu yaparken de birlikte yola koyulduğu tüm halkları kucaklayan siyasetinden ödün vermediği zaman başarıyla atlatacaktır.
1908 Anayasası’nın ilanında Ermeniler geçtiğimiz günlerde belki de son kez yaşadıkları “birlikte yaşam” coşkusuna benzer hatta bu coşkuyu aşar bir heyecan içinde karşılamışlardı yeni düzeni. Katkıları da, gururları da son derece büyüktü, ancak hemen sonrasında kanlarıyla canlarıyla ödediler bu coşkunun bedelini. Yeni bir düzenin kuruluşu için “Ermeniler bir kez daha canlarını verdiler” diyerek kaybettikleri milyonlarca canı heba ettiklerini ilan ettiler. Bugün aynı bu topraklarda yeniden farklı bir düzen arayışı var, hatta bu çok yakın gibi görünüyor, ancak artık Ermenilerin bu uğurda kurban edilecek canı kalmadı.
Önümüzde coşkusuz bir seçim süreci var, Ekim ayı boyunca tüm Türkiye Kasım başında gerçekleşecek seçime endekslendi, umarım seçmen olan Ermeniler bir kez daha oylarını esirgemez ve meclisteki HDP milletvekillerinin sayısını düşürmeden, hatta daha arttırma çabalarının bir parçası olurlar. Gerisi helalleşme vakti…