Alevilik, kadınlar ve eşitlik…

- Dilşah DENİZ
357 görüntüleme

Alevilik merkezinde cem/cıvat ritüelinin oluğu, tarihsel açıdan kadim ve tüm tarihsel katmanların tortusunu içinde barındıran, en köklü inançlarından biridir. Müstakildir, hiçbir dinin/inancın uzantısı değildir. İçinde totemizmin, animizmin, güneş kültünün, ışık inancının, Mitraizmin, Budizmin, Zerdüştliğin, Sümer, Babil, Mısır inançlarının hepsinin izleri bulunabilir. Ama toplama ya da senkretik bir inanç olarak yorumlanmamalıdır. Sadece sürekliliğinin izleridir bütün bunlar. Bu açıdan dinsel tarih, insanlık tarihinin tüm dönemselliklerinin izlerini taşır, o kadar.

Alevilik olarak şimdi adlandırılan esas “Rê/Raa/Yol” olarak bilinen bu inanç biçimi, derin ve kolektif bir birikimin havuzudur. Günümüzdeki adıyla Alevilik, hiçbir devletin resmi dini olmamış ama büyük bir kitleyi devletsiz olarak sevk ve idare eden bir inanç olmuştur. Günlük sosyal hayatın uygulanmasından, sosyal dayanışmaya; topluluk olarak hayatta kalmaya, geleceği örgütlemeye ve kitlesinin başka din ve topluluklarla karışarak erimesine karşı benzersiz bir yapısal ve düşünsel birlik inşa etmiştir. En karakteristik özelliği demokratik özü olan cem/cıvat, yani kolektif aklın topluma göz kulak olduğu o kutsal toplantı ve uygulamaları olarak belirir. Dolayısıyla Cem/Cıvat Alevilik inancının şifresidir. Alevilik ile ilgili bir konuyu aydınlatmak istediğimiz zaman ilk başvuracağımız yerdir. Bu nedenle konumuz olan Alevilik inancında kadının konumu da bu minvalde ele alınmalıdır.

yasayan alevilikCem ritüeli ve toplumsal ortaklık

Cem/Cıvat dediğimiz Aleviliğin, toplumsal tüm sorunlarının konuşulduğu ve çözüme ulaştırıldığı; inancını güncellendiği, tebaasını toplum içinde sorun ve suç olarak kodladığı her türlü edimden arındırdığı veya böyle suçlara yönlenmeyi önceden uyarıcı bir nitelikle önlediği; toplum içinde her türlü sorunu tartışarak, oluşabilecek negatif enerjiyi boşalttığı; musahiplik ile toplumsal kolektif dayanışmayı bireyler üzerinde zimmetleme yoluyla en küçük birime kadar örgütlediği ve denetlediği; kirvelik üzerinde toplumsal asimetrik güçlendirici örgütlemeyle hem toplumunu birliğini, hem de oluşabilecek negatif olay ve olguları önlediği; bütün bu işlerin sevk ve idare edildiği yerdir. İnancın tüm felsefesinin kuşaktan kuşağa aktarıldığı yer ve zamandır. Bütün bu iş ve işlemlerin yapıldığı, tüm demokratik katılımcı karakteriyle işlediği ve işletildiği mekandır. Dolayısıyla da kadının konumu ile ilgili olarak bir söz söylemek için bakmamız gereken de yerdir.

Cem/Cıvat’ın yapılma biçimine bakılarak bir tartışma yaptığımızda, mekânsal görünüm ya da biçimlenme önem kazanır. Cem ritüeli için belli bir odak vardır: ışık/çerağ. Öndeki çerağın arkasında onun felsefesini ve inancını temsil eden temsilciler var. Yani pir, rehber, zakirler… Pir Cem’in yürütülmesinden sorumlu olan, inancın yani Yol’un bilgisini, felsefesini, hukukunu ve diğer tüm toplumsal ortaklıkları, Yol hukuku içinde yönetecek kişidir. Bir anlamda orkestranın şefidir. Herkes ona bakar, o çerağın/Işığın/Nur’un sözcüsüdür. Yanındaki rehber (ki pir olmadığı zaman rehber de bu işleri yapabilme bilgi ve yetkisine sahiptir) Yol’un öncüsüdür. O, ritüele kadar Yol için tüm gerekli hazırlıkları yapar, cem/cıvatın yürütülmesinde de birinci derecede rol oynar. Olmadığı zamanlar da bunu yürütecek bir görevli, geçici onun işlerini yapar. Zakirler ise Pir’in ve cem/cıvat’ın uygulama safhalarında inancın kelamını, kutsal enstrüman bağlamanın kutsal sesi ile iletmede yer alırlar. Bunların dışında da on iki hizmeti tamamlayan görevliler vardır. Ve elbette inancın tebaası.

semah 3Alevilik inancı ve kadınların temsili

Işık ve arkasındaki temsilci ekip, tüm tebaanın önünde ve herkes bu temsilin yer aldığı yere, yarı dairesel ve eşit mesafede yer alacak şekilde oturmaktadır. Nerdeyse herkes birbirinin yüzünü görebilecek şekilde dizilmektedir. On iki hizmet görevlileri de buna dahildir. Görev süreleri geldiğinde kalkar, görevleri bitince yerlerine otururlar. Bütün bu saydıklarımız içinde kadının yer almadığı tek yer pir ve rehber mekanıdır. Yani posttur. Diğer bütün yer ve makamlarda, hizmetlerde kadın erkek ayrımı yoktur; her görevde kadınlar yer alır, erkeklerle eşitlik gözetilir. Oturma düzeninde –şimdi kentlerde bazı cemevlerinde yapılanın aksine- kadın erkekler ayrı bölümlerde oturmazlar. Kadınlar ve erkekler cem/cıvata eşit şekilde katılır ve birlikte semah dönerler. Kadın ve erkeklerin semah dönerken yaptıkları figürler bile çoğunlukla aynıdır. Cem/cıvat süresince hizmet, hem kadınlar hem erkeklerce ortak yapılır. Hiçbir iş kadın ya da erkek işi değildir. Kasaplık/lokmacı gibi bazı işler fiziksel bir güç ilişkisi nedeniyle genellikle erkeklerce yapılsa da kadının yapamayacağına dair bir yasak da yoktur.

Başka bir konu; cemlerde, sorguya kadın ve erkekler birlikte çıkarlar. Hatta eşlerden biri kalktığında diğeri de ona eşlik eder. Ya da bir kadın eşini orada pir huzurunda şikayet edebilir. Veya herhangi bir kadın, herhangi bir erkek gibi o ritüelde kalkıp haksızlığa uğradığı ya da başkasının uğratıldığı bir konuda şikayetçi olabilir, itirazda bulunabilir, fikrini söyleyebilir, kararı onayabilir ya da reddedebilir. Yine musahiplikte, yani ikrar ceminde iki erkek, iki kadınla ancak katılabilir. Musahiplikte haklar ve sorumluluklar kadın ve erkeğe eşit dağıtılmıştır. Kirvelikte de olduğu gibi musahiplikte hitaplar cinsiyete, yaşa göre değişmez. Bra/xwangê ya da Mısawi veya kirvelikte sadece kirva hitabı yapılır. Bu hitaplar yaşa ve cinsiyete göre değişiklik geçirmez; eşit bir ilişkidir ve eşit bir hitaba kavuşur. Keza nikah kıyımında Pir mutlaka kadına sorar ve rızası olmayan hiçbir kadının nikahını kıymaz.

Bütün bunların toplamında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: esas olarak eşitlik üzerine bina edilmiş, eşi benzeri az bir şekilde demokratik katılımla yürütülen bir inançtır Alevilik. Esası, dürüstlük ve her türlü yaşama saygı üzerine bina edilen, ortaklaşmayı talep eden ve uygulayan, ender biçimlerden biridir. Bireylere dışarıdan zorlamayı reddeden, ama içeriden sorumluluk yükleyen bir inançtır. Bütün bunları yaparken de cinsiyet farkı gözetmez. Bu nedenle son derece eşitlikçi bir inanç olarak, kadınları da eşit olarak içinde temsil eder.

ALevi kadin-KocgiriAlevi inancı erkek egemenliğinden etkilenmiştir

Ancak, mevcut erkek egemen kültürel ortamdan elbette etkilenmiştir. Günlük hayatta, inancın içinde eşit olarak konumu korunmuş kadın, Alevi toplumunun günlük hayatında erkek egemen baskının ve yönlendirmenin tahakkümü altındadır. Dolayısıyla Alevi kadınları “eşit” ve “mutludur” diye bir şey söylenemez. Zira bu, inancı gereğince hayata geçirmeyen erkek egemen zihniyetin bir yansımasıdır ve büyük oranda inancın ata kültünün hakimiyetine girmesiyle çok bağlantılıdır. Bu da ocak sistemi ile hızla doğaya olan tapınım kısmının azalması, ruhgöçü inancının –ki Aleviliğin özüdür- hızla diğer dinlerin bilgisiyle silinmeye çalışılması, bunun en temel nedenleri arasındadır. Bu yüzden doğa tapınımı kısmında kadınların izlerine rastlanırken, ocak sisteminde her şey erkeğe endekslenmiş, analık zayıf bir konuma itilmiştir. Bu da Ocak sisteminin erkek egemen bir sisteme evrilmesinin bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Buna en güzel örneklerden birini Tokat Alevilerinin önemli bir kolu olan Sıraçlar’da görürüz. Diğer Türkmen Alevileri bir miktar dönüşme (örneğin cenaze ritüelleri) uzlaşması üzerine radikal bir karar alan Anşa Bacı’nın kişiliğinde somutlanır. Bu uzlaşma/dönüşme ilişkilerini reddeden Anşa Bacı, sürgüne gider ama ne kendisi, ne de tebaası inançlarından taviz vermezler. Bu yüzden de gerek Sünni İslam’dan, gerekse diğer Alevilerden dışlanan bir kesim olarak Sıraçlar, bundan doğan tüm ayrımcı, dışlayıcı ve baskıcı pratiklere günümüze kadar direnirler. Bu, bir kadının direnci, bilgisi ve temsili üzerinden yapılmaktadır. Bu da Aleviliğin en eski özünde, kadınların konumunun daha güçlü olduğunu söyleyebilme imkanı tanır bize.

Alevi kadınlar sorguluyor

Sonuç olarak; Alevilik eşitlikçi ve demokratik bir inançtır. Ancak Alevi kadınları o kadar da eşit koşullara sahip ve demokratik bir ortamda bulunmamaktadırlar. Bu da bu ikincilliğin, Aleviliğin kendisinden değil, Alevi toplumunun erkek egemen bir kültürün hakimiyetine girmesiyle ilişkili olduğu anlamına gelir. İyi yan; Alevi kadınlarında ciddi bir sorgulama ve değişim talebinin gelişmesidir. Bu da inancın eski eşitlikçi karakterini topluma yansıtma olanağı yaratabilir.