Devlet dersinde öldürülen çocuklar

- Site varsayılanı
327 görüntüleme

Cizre-genclik merkezi atese verildiDevlet ve iktidarların yürüttükleri kirli savaşlar, işledikleri cinayetler Durrenmatt’ın da ifade ettiği gibi “vatan” kavramı üzerine geliştirilmiştir. “Vatan” uğruna yürütülen bu savaşlar genel olarak insana ait değerleri hiçe sayarken, “vatan” kılıfı altında kendi iktidar alanlarını sağlamlaştırmaktan ibaret olan bir yönelimdir. Türkiye tarihine de baktığımızda özellikle “vatan” kavramı üzerinden iktidarlarını sağlamlaştıran yönetimler hep var olmuştur.  80 askeri darbesi sonrası gelişen Kürt Özgürlük Mücadelesi ile yükselen direnişe paralel olarak kavramsallaştırılan vatan, millet, bayrak, toprak gibi söylemler ile kirli savaş dönemi de başlamıştır. İktidarların yürüttüğü bu kirli savaş konsepti ile özellikle 90’lı yıllar olmak üzere birçok çocuk katledilmiştir. Kürt halkının bir bütün olarak yürüttüğü direnişi kıramayan egemenler; topyekûn saldırılar ile çocuk, genç, kadın, sivil ayrımı yapmamıştır. 80 darbesinde yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren için Kenan Evren’in “asmayalım da besleyelim mi” söylemi aslında tarihsel olarak durumun özetidir.

Devletin çocuk öldürme geleneğinin 80 darbesinden sonra ilk ulaşılabilenlerinden birisi olan Ramazan Dağ isimli 13 yaşında bir çocuktur. 1988 yılında “dur ihtarına uymadığı için güvenlik güçleri tarafından öldürüldü’ açıklaması yapılmıştı Ramazan Dağ için. Daha sonra yapılan açıklamada Ramazan’ın yanlışlıkla öldürüldüğü devlet tarafından kabul edilmiştir. Yürütülen kirli savaş ile birlikte ulaşılabilen bilgilere göre 1988 yılından 2001 yılına kadar 18 yaş altı 380 çocuk katledilmiştir. Bu çocuklardan 295’i yürütülen kirli savaşın en yoğun yaşandığı 1992-93-94 yıllarında öldürülmüştür. Bu çocuklar için medya kanalları kullanılarak çocukları terörist göstermeye çalışan yalan haberler ile ölümler meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Medya patronları devlet ile eşgüdümlü çalışarak katledilen çocukları güdük gerekçeler yaratarak bir tehdit unsuru olarak topluma lanse etmişlerdir. Evinde oturan ve katledilen bir çocuk da onlar için tehdit, sokağında oyun oynayan bir çocuk da onlar için tehditti. Zira 90’larda Kürdistan’da çocuk olmak ölmek demekti. Yasaktı yaşıtları gibi sokaklarda özgürce oyunlar oynamaları, yasaktı top koşturmaları, gülüşleri yasaktı. Zira devlet gözünde onlar hep tehditti ve hiçbir zaman çocuk da olamadılar.
CIZRE COCUK90’lı yılların katliamlarından sonra 2004 yılında Mardin’de evinin önünde babası ile katledilen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz olayı ile devlet bir kez daha sahneye çıkmıştır. 12 yaşında olan Uğur’un bedeninden 13 kurşun çıkarılmış ve devlet dersinde öldürülen çocuklar kervanına girmiştir. Olayın yaşandığı günün ertesinde tüm gazete ve televizyonlarda “iki terörist ölü ele geçirildi” diye haberler yapılmıştır. Ele geçirilen teröristlerden birinin 13 yaşında bir çocuk olduğu bir kez daha göz ardı edilmiştir.
AKP iktidarı boyunca çocuk katletme geleneği sürmüştür. 13 yıllık iktidarı boyunca yaşamın her alanına müdahale eden düzenlemeleriyle gündeme gelen AKP, iktidarı boyunca uyguladığı politikaların bir sonucu olarak Türkiye’yi adeta ölü çocuklar ülkesine dönüştürmüştür. Miting meydanlarında “güvenlik güçlerimiz, çocuk da olsa kadın da olsa gereğini yapacaktır” denilerek, Türkiye ve Kürdistan’da 187 çocuk polis ve asker tarafından hedef gözetilerek katledilmesinin önü açılmıştır.
Hayvanlarını otlatmaya gittiği arazide havan topu parçalarıyla ölen Ceylan Önkol’dan tutalım da Cizre’de 2009 yılında yaşanan olaylar esnasında annesi tarafından emzirilirken atılan gaz bombası sonucu ölen Mehmet Uytun’a kadar katledilen bu çocuklar AKP 13 yıllık iktidarında devlet dersinden nasibini alan çocuklardır. Gezi olayları sırasında ekmek almaya giderken polisin attığı gaz bombasının isabet etmesi sonucu ölen Berkin Elvan için “sokakta ne işi vardı, ekmek almaya gitmeseydi” diyerek Berkin’in katledilmesini meşrulaştıran ve aynı zamanda Berkin’in annesini yuhalatan bir iktidarın insan hak ve özgürlükleri karnesi ayan beyan ortadadır.
IRAQ-TURKEY-KURDS-UNREST-REFUGEEYine en son 7 Haziran seçimlerinden hezimet ile çıkan AKP iktidarının Kürdistan’da geliştirdiği topyekûn savaş stratejisi ile yine çocuk ölümleri yaşanmıştır. Devlet tarafından ablukaya alınan Cizre’de 7 çocuk katledilmiştir. Bunlardan Cemile Çağırga’nın cansız bedeni günlerce buzdolabında bekletilmiş, cenazesinin defnedilmesine bile izin verilmemiştir.
Yaratılan bu kirli savaş ile birlikte artan çocuk ölümlerinin tek sorumlusu AKP hükümetidir.  İç güvenlik paketi ile kolluk güçlerine verilen yetki ile katliamlar meşru kılınmıştır. Katillerin yargılanmasının önü alınarak adaleti dahi öldürmüştür AKP iktidarı. Kendi çıkarları için Türkiye ve Kürdistan’da çoluk çocuk demeden katliamlara girişmesi Türkiye’de yıllardır süren tekçi, inkârcı devlet zihniyetinin kendisidir. Bu anlamda yaşanan bu çocuk ölümleri de yıllardır sürdürülen inkâra dayalı bu siyasetin ürünüdür.
Yıllardır süren bu savaşa inat oluşturulmaya çalışılan barış görüşmeleri ve çabalarını kendi iktidar temelleri sarsılmaya başlayınca bir kenara atan ve “vatan” söylemleri ile kan siyaseti yapan AKP iktidarının bu çabalarını boşa çıkaracak tek yol barıştır. Kendi iktidarlarını korumak adına genç-yaşlı, çocuk-kadın demeden katleden bu zihniyeti boşa çıkaracak olan Türkiye’de var olan tüm emek-demokrasi örgütlerinin bir araya gelerek ortaya koyacakları iradedir. Türkiye’de yaşayan biz Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin ve tüm ötekilerin bu pervasızca süren çocuk ölümlerine karşı savaşın dilini değil, barışın dilinin egemen olması için daha çok çaba sarf etmemiz gerekmektedir. Çocukların savaşın gölgesinde kaldığı değil, oyunların gölgesinde özgürce düşler kurabildikleri yarınları yaratmak dünden çok daha yakıcı bir gündem olarak karşımızda durmaktadır.

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz..
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşk da büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz….
MURATHAN MUNGAN