Erkek zeminlerinden kopuş sağlanmalı

- Zerya GÜL
285 görüntüleme

TURKEY-WOMEN-RIGHTS-VIOLENCE-DEMOHer 8 Mart, biz kadınlar tarafından mücadele ve örgütlenmede ne kadar yol aldığımızı, demokratik toplumsal örgütlenmeye öncülük düzeyimizi gözden geçirerek, mutlaka yeni bir aşamaya geçiş yapmak istediğimiz bir gün olarak karşılanmaktadır. 8 Mart, bütün dünya kadınlarını aynı günde ve aynı amaçlar ekseninde buluşturan bir gün, yeni bir mücadele yılının başlangıcı olarak gelenekselleşti. Kadın kazanımlarının kalıcılaşması, yerelleşmesi ve evrenselleşmesinde önemli bir basamak oldu. Ataerkil sistemle toplumsal yaşam ve üretim alanlarından dıştalanan kadının, yeniden bu alanlara dönüş mücadelesinin başlangıçta kapitalist modernite sınırlarında seyretmesi doğal, ancak günümüze geldiğimizde bu sınırların yeterince aşılamaması ciddi bir eleştiri ve mücadele konusudur.

Kapitalist modernite sınırlarına çakılı kalma, ideolojik, örgütsel ve pratikleşme boyutlarında, bu sınırları parçalayamama başta feminizmde olmak üzere, genel bir zihniyet krizi olarak derinleşmektedir. Devletli sistem krizinin derinleşmesi, bunun da en derin kadının kimlik krizinde somutlaşması hem ideolojik hem örgütsel hem eylemsel anlamda radikal bir mücadeleyi gerekli kılmaktadır. Bu arayışın ve mücadelenin yönü erkeğe ve sistemine benzeşmemektir. Devletten ve iktidardan kopuştur. Modernitenin siyasi, ahlaki, kültürel alanda yarattığı bozulmaya karşı, kadın eksenli etik ve estetik yaşam gücünü geliştirmektir. Ahlaki ve politik toplum geleneğini canlandırma, egemenlik-kölelik kültürüne karşı özgür eşyaşam alanlarını güçlendirme ve çoğaltmadır.

Benzeşmemenin en önemli koşulu, kadının erkek zemininden kopması, kadın eksenli ideolojiyi, örgütlenmeyi, eylemi geliştirmesidir. Kadın özgürlük ideolojisini derinleştirme, tüm alanlarda demokratik sistemin özbilincine; ekonomiden, siyasete, ekolojiye, eğitime, sağlığa ve özsavunmaya dair örgütlenmeyi toplumsal örgütlenmenin çekirdeğine dönüştürmekle mümkündür. Kadın komünleri ve meclisleri bu örgütlenmenin temelini, özünü oluşturuyor. Kadın komün ve meclisleri paylaşımcı, dayanışmacı, birbirinin gelişimini, dönüşümünü gözeten birim örgütlenmeleridir. Birbirine yabancılaşan, birbirini sevmeyen, rakip gören, hep erkeğe göre konumlanarak sürekli kadın toplumsallığını parçalayan zihniyete karşı durma zeminidir. Birlikte örgütlenmek; yaşamı her alanda birlikte örmek, güzelleştirme gücünü açığa çıkarmak, kadını duygusal ve düşünsel anlamda parçalanmaktan, egemenlik zemininden kurtararak, özgürlük, toplumsallık zeminine çekmektir.

Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nde; ordulaşmadan, partileşmeye, komün ve meclisleşmeye kadar; kadın özgürlük sistemini demokratik ulusun bütün boyutlarına göre örgütleme perspektifi zengin deneyimler açığa çıkarmıştır. Bu deneyimin temel perspektifi Önder Apo tarafından “Kadın özgürlüğü olgu tanımlamasına uygun olarak kapsam bulmak durumundadır. Genel 1toplumsal özgürlük ve eşitlik kadın için de direkt özgürlük ve eşitlik olmayabilir. Özgün çaba ve örgütlülük esastır. Yine genel demokratikleşme hareketi kadın için olanaklar açabilir. Fakat kendiliğinden demokrasi getirmez. Kadının bizzat kendi demokratik amaç, örgüt ve çabasını sergilemesi gerekir. Kadına içerilmiş bulunan köleliği karşılayacak bir özgürlük tanımına öncelikle ihtiyaç vardır” biçiminde verilmiştir.

Mücadelenin genel toplumsal mücadele sınırlarında tanımlanması, kadın köleliğinin kapsamının açığa çıkarılamaması, birçok toplumsal mücadelenin yenilgi nedenlerindendir. Sınıfsal temelli toplumsal sorun tespiti, kadını yeterince ifade etmez, kadın eksenli çözümleme ve tespit toplumsal sorunun derinliğini ifade eder. Marxizmin, reel sosyalizmin takıldığı genel sınırlar, devrim sonrası sorunu genelleştirme ve giderek genel içinde gizleme, toplumsal alanlara, yaşama katılma ile aşıldığı yanılgısını yaratmayla önemli bir tahribata yol açmıştır.

Kadın sorununa pragmatik yaklaşım tehlikeli sonuçlara götürür. Kapitalist modernitenin ve reel sosyalizmin yaklaşımı bu temeldedir. Kadını evden çıkarma, sömürü alanlarına sürme, emeğine, aklına, bedenine el koymanın bin bir biçimini geliştirmesine rağmen, sanal bir özgürlük ortamı yaratma-sunma liberalizmin başarısıdır. Kaderini devletin, erkeğin kaderiyle birleştiren bu deneyimin, yıkılan “sosyalizm” duvarlarıyla hızla savrulması, moderniteye koşması, özgürlükten yoksunluğun göstergesidir.

İnşa edilmiş kadın gerçeğini aşmak, ancak kadın toplumsallığını örgütleyerek, kendi kökleriyle buluşmak, özgürlük ve egemenlik tarihini bilince çıkarmak, bunun için bilinmez, görünmez, örtülü gerçeğin üzerindeki perdeyi kaldırmakla mümkündür.

Kürdistan’dan Latin Amerika’ya, kadının örgütlü katılmadığı, emeğini, enerjisini, duygusunu, düşüncesini katmadığı hiçbir toplumsal çalışmanın demokratik içerikte olmayacağının bilinci örgütlenmeye yansımaktadır. Demokratik mücadelenin yükseltildiği tüm alanlarda; kadın özerk örgütlenmeleri, özgür irade ve kararlaşmayla toplumsal örgütlenmeye katılımı demokrasinin rengini açığa çıkarmaktadır. Kadındaki iradeleşme, iktidarcılığı ve devletçi zihniyeti aşmanın güvencesi, toplumsal zenginliğin, üretkenliğin yaşamsal anlamına kavuşmasıdır.