IŞİD kültürel mirasları neden yok ediyor?

- Derya QOÇGIRÎ
242 görüntüleme

Bin yıllardır Ortadoğu’da insanlığın özgürlük mücadelesindeki trajedisi 21. yüzyılda ismini değiştirse de, farklı barbarlıkların zulmüyle halen karşı karşıya bulunmaktadır. Toplumların ve insanlığın tarihinde özgürlük ve zulüm hep çatışmıştır. Bu nedenle günümüz Ortadoğu’sunda devam eden çatışmalı ortamı geçmiş toplumların ve insanlığın uygarlaşmada verdikleri mücadeleden kopuk ele alamayız. SYRIA TERROR IS HERITAGE SITES

2011 yılında Suriye’deki iç çatışmalarla başlayan ve giderek tüm Ortadoğu’da adını yaygınlaştırarak duyuran IŞİD barbarlığının, özgürlük karşıtı geliştirdiği uygulamalarını anlamak, geliştirilecek mücedele açısından önemli olmaktadır.

Ortadoğu coğrafyası bin yıllardır zulüm karşısında, farklı etnik, dini, mezhep çatışmaları olsa da insanlığın ortak yaşama ve bir arada olma kültürünü ortaya çıkarmıştır.

Her ne kadar bazı kültürler çatışmalı ortamın ve tekçi zihniyetlerin ezici hakimiyeti altında yok olmuş olsa da, Ortadoğu’da bıraktığı kültürel miraslarla Ortadoğu tarihini anlamamızda önemli birer toplumsal olgular olmuşlardır.

Asurlarların, Roma İmparatorluğu’nun, Ermeniler’in, Êzîdîler’in ve Arap halklarının toplumsallaşmada geliştirdikleri çoğulculuk, günümüze bıraktıkları tarihi kalıntılarda kendisini göstermiştir. Bu kalıntıların geçmişi anlamamızda önemli bir yeri vardır. Ve insanlığın toplumsal hafızasının canlı kalmasını sağlamışlardır. Ortadoğu’da farklı etnik, dini ve mezheplerin yaşadığını ve bu toplulukların Ortadoğu’nun uygarlaşmasında demokratik bir özü yaşattığını bize göstermişlerdir. Musul’daki Asurlar’dan kalma tarihi müze, Suriye’de bulunan Roma İmparatorluğu’na ait Palmyra antik kenti, Humus, Dero Zor gibi yerlerde Ermenilere ve Asuriler’e ait kiliseler, Halep’te bin yıllar öncesine ait tarihi çarşılar, Tikrit’te ve Samara’da islami kültürün farklı dönemlerine ait olan çeşitli tPALMYRA 4ürbeler ve medreseler, farklı etnik toplulukların inançlarına ait olan kalıntılar, tarih yaratan ve tarih kokan mekanlardır. Bu tarihi yerlerin ortak bir kültürün sonucu ortaya çıktığını da unutmamak gerekiyor. Ortadoğu’da bin yıllardır savaşlar yaşanmış lakin bu tarihi yerler günümüze kadar korunarak gelebilmişti. Birbirine karşı savaşan etnik ve mezhep grupları bu tarihi kültürel yerlerin yerle bir edilmesini günümüz IŞİD barbarları gibi yapmamışlardır. Bunun böyle olmadığını, bu tarihi mekanların günümüze kadar taşınabilmesinden çıkartmaktayız. 

Amaç; ortak hafızayı yok etmek!

Peki bugün IŞİD gibi insanlık, doğa ve kadın düşmanı bir gerçeklik ele geçirdiği yerlerde ilk olarak neden bu tarihi kültürel mirasları yakmakta, yıkmakta ve yok etmektedir? Ortaçağın karanlık günlerini aratmayan bir zulüm ile toplumsallaşmanın ortak hafızası tez elden söküp atılmak istenmektedir. IŞİD Musul’u ele geçirdikten sonra 8 bin kitabın olduğu tahmin edilen kütüphanenin bulunduğu Musul kütüphanesini yaktı. Musul müzesinde Asurlar’dan kalma yüzlerce heykeli baltalarla kırarak, üstelik bu görüntüleri yayınlayarak dünyaya ve öncelikle Ortadoğu’ya hangi mesajı vermeye çalıştı? Bunlar çok öne çıkan ve dünya tarihi miras listelerinde olduğu için herkesin dikkatini çeken yerler olurken, kimsenin göremediği yüzlerce türbe yerle bir edildi. Halep’te, Ermeniler’e ait birçok tarihi yer yıkılarak adeta buralarda bu halkların ve kültürlerin yaşamadığına dair bir görüntü sunulmaya çalışıldı.

Çoğulcu toplumsal gelenekler ile tekçi zihniyetlerin egemenliği altındaki toplumsal gelenekler arasında yaşanan çatışmada, kazananlar hep egemenlermiş gibi bir kabullenme yaratılmaya çalışılmıştır. Ancak şu unutulmamalıdır; insan doğasına uymayan bu diyalektiliğin kazanma şansı yoktur. Egemenliğe karşı insanlık hep özgür ve kimliğiyle var olma arayışını sürdürmüştür.

Zennube’nin kenti Palmyra

Mideast Islamic State

En son olarak Suriye’nin Palmyra kenti IŞİD barbarlarının eline geçti. Roma İmpartorluğu dönemine ait olup 4. yüzyıla kadar dayanan bu antik şehirde, esir aldıkları askerlerin kafalarını vahşice kestiler, bu kentin etrafında bulunan ve çok önemli iki türbeyi bombalayarak yok ettiler.

Palmyra uygarlığı tarihte Sasaniler ve Romalılar arasında uzun yıllar mücadele alanı olmuştur. Aynı zamanda önemli bir ticaret merkezi olarak uzun yıllar Doğu ve Batı arasında bağlantıların olduğu bir durak ünvanını kazanmıştır. 3. yüzyılda Sasaniler’e karşı zafer kazanan Roma İmparatoru Odaynat’ın ölümünden sonra, eşi Kleopatra’nın soyundan gelen Zennube kenti yönetmeye başlar. Ortadoğu tarihinde Zennube’nin Palmyra kentini yönetmesi ayrı bir yer tutmaktadır. Zennube kendi dönemi içerisinde erkek egemenliğine baş kaldıran bir kadın olarak öne çıkmıştır. Zennube’nin kraliçe olduğu dönemde Palmyra uygarlığı Suriye, Lübnan, Mısır ve Anadolu’nun güney ve doğu bölgelerini kontrolüne alır. Palmyra uygarlığını genişlettiği gibi Araplar’ın uluslaşmasında ve Arapların bağımsızlık mücadelesinde önemli bir tarihi rol oynar.

Romalıların tekrardan şehri istila etmesiyle Zennube dönemi sona erse de, Ortadoğu’da kadın mücedelesinde Zennube’nin kraliçelik dönemi her zaman bir ilham kaynağı olmuştur.

IŞİD kadına dair izleri silmek istiyor

IŞİD’in bu antik kenti ele geçirmesiyle farklı tarihi değerlerin yıkılmasından daha önemlisi, kadınlara dair izlerin de yok edilmesi, kadınların tarihte var olmadığı, olamacağı ve toplumsal yaşamda sadece bir cinsel objenin ötesine gidemeyeceği anlatılmak istenmiştir.

IŞİD vahşet çetesi uygulamaları ile kadınların erkeğin kölesi olarak alınıp satılan bir varlık olduğunu kabul ettirmeye çalışmaktadır. Kadınlara yönelik geliştirdiği vahşi uygulamalar ile insanlığı ve insanlığı var eden tüm erdemleri yok etmek istemektedir.ZENOBIA 3

Rojava’da kadın direnişi “özgür toplumlar da vardır’ diyor

Kürt kadınlarının öncülüğünde gelişen özgürlük mücadelesiyle, özelde Rojava’da açığa çıkan kadın direnişiyle büyük darbeler alan IŞİD, varlığını uzun süreli devam ettiremeyecektir. IŞİD tarihsel kültürel mirasları yok etse de tarihsel değerleri, maneviyatı, erdemleri yok edemeyecektir. Kadın Özgürlük Mücadelesi bugün bu erdemlerin taşıyıcısı, yayıcısı ve koruyucusudur. Tarih, hafızayı canlı tutan en temel güçtür. Rojava’da kadın direnişi, özgür toplumların da var olabileceğine dair insanlığa umut olmaktadır. 

IŞİD’in tüm vahşi uygulamalarına karşı korkusuzca direnen Kürt kadınları, hem Kürt halkına hem de Ortadoğu’da yaşayan tüm halklara büyük bir direniş ruhu kazandırmıştır. Zulüm karşısında örgütlünerek direnmenin, kadının özgürleşmesini geliştirdiği gibi toplumların özgürlük mücadelesini de güçlü kılmaktadır.

Ortadoğu coğrafyasında erkek egemen kültürün sonucu olarak da görülmesi gereken IŞİD’in, tarihi eserleri ve mirası yok etmesi, geliştirmek istediği yaşam anlayışının somutlaşmasını sağlayamayacaktır. Kadını hiçe sayan böyle bir zihniyet insanlık tarihinde de varlığını sürdürememiştir. Ne yazık ki bu kadar acı tecrübelere bin yıllardır tanıklık etmiş toplumlar yeniden böyle bir zulüm ile sınanmaktadır. Büyük bir trajediye yol açan IŞİD barbarlığı karşısında yeniden bir arada yaşama kültürünü geliştirmek uzun sürecek. Ama kazanan yine insanlığın en güzel erdemleri olacaktır. Hoşgörü, saygı ve sevginin hakim olacağı bir yaşamın gelişeceğine inanmak, bunun için mücadele etmekten başka şansımız bulunmamaktadır. Ve kadınlar bunu başaracak, başarmak zorundadır.