IŞİD’den kurtulsa bile toplum öldürüyor

- Site varsayılanı
214 görüntüleme

Şengal’de yaşanan katliamın boyutları gün geçtikçe daha fazla açığa çıkıyor. Binlerce Êzîdî yurdundan göç etmek zorunda kalırken, yüzlercesi IŞİD çetesi tarafından katledildi,  yüzlerce Êzîdî kadın kaçırıldı ve pazarlarda satılığa çıkarıldı. Êzîdî kadınların maruz kaldığı bu vahşet aslında diğer tüm kadınların da aynı tehdit altında olduğu gerçeğini açığa çıkarıyor. IŞİD çetelerinin elinden kurtulan Êzîdî kadınların yaşadığı dram birçok yönüyle basına yansıdı. En acısı ise, kurtulan kadınların ‘kirlendikleri’ düşüncesiyle artık yaşamamak istememeleriydi. Êzîdî toplumu içerisinde bu kadınların ‘lekelendiğini’ düşünenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Kadınları sadece ‘namus’ olarak ele alan bu anlayış toplumun geriliğinden besleniyor ve bu zihniyet IŞİD çetelerinin kadını ele alış tarzından çok da farklı değil. Peki, Êzîdî kadınlar kendilerini ‘namus’ olarak gören bu eril dünyadan nasıl kurtulacak? Nasıl örgütlenecek ve bu düşünceyi nasıl aşacaklar? Yaşam hakları olmadığını düşünen bu kadınlar için çıkış yolu nedir? Tüm bunları Avrupa Êzîdî Kadın Meclisi sözcülerinden Xane Agal ile konuştuk.

 

Şengal’de Êzîdî Kürtlerin maruz kaldığı vahşet sonrası Avrupa’da Kürt halkı harekete geçti. Neler yapıldı şimdiye kadar ve bundan sonrası için nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; bu katliam herkesi derinden sarstı. Katliamdan bu yana halkımız elinden ne geldiyse onu yapmaya çalıştı. Özellikle Avrupa Demokratik Kürt Toplum Kongresi (KCD-E) baştan beri Êzîdî Kürtlerin yaşadığı bu katliamı gündemine almış ve birçok faaliyet yürütmüştür. Avrupa Êzîdî Federasyonu tarafından kurulan kriz merkeziyle ortak bir çalışma yürüten KCD-E, Êzîdîler için önemli bir rol oynamıştır. Yine Kürt halkının en zor günlerinde yardım elini uzatan HEYVA-SOR da bu dönem Êzîdîlerin yanında yerini almıştır. Hem bizim oluşturduğumuz kriz merkezi  hem de HEYVA-SOR’un hesabına önemli miktarlarda para yardımı yapılmış ve bu yardımlar Şengal’deki halkımıza ulaştırılmıştır. Halk çok büyük bir duyarlılık gösterdi ve de gösteriyor. Bunu özellikle kadınlar için belirtebilirim. Kadınlar birçok merkez ve alanda eylemler ve etkinlikler yaparak Şengal katliamına dikkat çekmeye çalıştı. IŞİD denilen barbar zihniyeti deşifre etmeye çalıştı.

Genel olarak insanlarımız ulusal bilinç çerçevesinde hareket etti. Bunu başta Kürt Alevileri için belirtebiliriz. Çok sıcak ve içten bir yaklaşım sözkonusudur. Çünkü Aleviler de çeşitli tarihlerde inançlarından kaynaklı bu tür katliamlarla yüz yüze kaldılar. Katliamı birebir hissediyorlar. Yanımızda duruyor ve acımızı paylaşıyorlar.

 

Çetelerin Şengal’de kaçırdığı kadın ve çocuklar var. Sayılarına ilişkin kamuoyunda bazı rakamlar geçiyor, sizin elinizde net bir rakam var mı? 

Maalesef ne biz, ne de şu ana kadar herhangi bir kurum ya da kuruluş rakamlara ilişkin net sayıyı belirlemiş değil. Çünkü katliam devam ediyor. Esir alınanlar kaç kişidir, kadınların, çocukların sayısı ne kadardır, bunlardan kaçı kayıp, kaçı hala sağ, bilinmiyor. Siz de izliyorsunuz, insanlar hala göç halinde, dolayısıyla rakamlar her gün değişiyor. Bakın, çetelerin ellerinden kurtulanlar bile net bir sayı veremiyorlar. Çünkü sadece kendi gördüklerini anlatabiliyorlar. Onun dışında kimler var, onları nerede tutuyorlar, bilinmiyor.

IŞİD’in elinde bulunan ve pazarlarda satılığa çıkarılan kadınlar için Êzîdî toplumunda “dönseler dahi yaşam hakları yoktur, kirlenmişlerdir” şeklinde söylemler olduğu belirtiliyor. Yaşanan bu kadar vahşet içerisinde dahi kadını ‘namus’un ifadesi olarak gören bu zihniyete ilişkin neler söylenebilir?

IŞİD çetelerinin kadın düşmanı olduğunu sanırım herkes farkında. Özellikle bu çetelerin hedefinde kadınlar var. Neden bu çeteler kadınlara yöneliyorlar, bu noktayı sorgulamak gerekiyor. Toplum kadını zayıf halka olarak ele alıyor ve bakış açısı birçok felakete neden oluyor. Kürt toplumunun yanı sıra genelde toplumun kadına bakışı, yaklaşımı düşmanın kadına yönelmesine vesile oluyor. Toplumun kendisini bu noktada sorgulaması gerekiyor, özellikle de Kürtlerin bu sorgulamayı daha güçlü yapması gerekiyor.  Bu çetelerin elinden kurtulan kadınların anlattıkları, hiçbir vicdanın kaldıramayacağı kadar ağır. Toplum, kadına bakış açısını Şengal ile birlikte bir kez daha sorgulamalıdır. Ataerkil toplumlar kadınları meta olarak görmeye devam ettikçe, elbetteki bu çetelerin ilk olarak yöneceği ve pazarlarda satılığa çıkaracağı kadınlar olacaktır. Ya da ‘namusum’ diye tanımladığı kadına saldırı olacaktır. Toplumun ‘en hassas noktam’ dediği kadın hedef haline gelmeye devam edecektir.

Bu zihniyet tabii ki kadına da empoze edilmiş. Kadının kendisini çok zayıf ve güçsüz ele almasını doğuruyor. Tıpkı Şengal’deki kadın gibi. Şengal’deki kadın da kendisini ‘erkeğin namusu’ olarak görüyor. Kendisine böyle bakan kadın, bu insanlık dışı barbarlara karşı nasıl duracak? Nasıl direnecek? Şengal’deki kadın biraz da biziz. Onların yaşadığı ruh hali biraz da bizim ruh halimizi yansıtıyor. Dolayısıyla bu eril zihniyet karşısında kadın mücadelesini daha da yükseltebilmeliyiz. Şengal’de kadına saldıran zihniyet ile bizim zihniyetimiz arasındaki benzerlikleri sorgulamak zorundayız. Şengal’de ki halkımız kadına ‘namus’ algısıyla bakmaya devam ederse, kadına yönelimler de sürecektir.

Yani çetelerin elinde olan kadınlara toplum ‘gelmese de olur o zaten ölmüştür’ diye bakıyor. Her yönlü bir ölüm çemberi değil mi…

Kadın bir cendere içerisinde. Şengal’deki toplum hem çok doğal, ama maalesef hem de çok geri kalmış bir toplumdur. Böylesi toplumların yaklaşımı az çok biliniyor. Biz Êzîdî kadınlar olarak bu kadınların yanında olduğumuzu, onları her koşulda sahipleneceğimizi belirtiyoruz. Şimdi Êzîdî toplumunda herkes derinden derine tartışıyor. Kimileri sessiz, kimleri sesli tartışıyorlar. Tüm zorlanmalara rağmen tartışıyorlar. Herkes biliyor ki bu kadınlar kendi iradeleriyle çetelere gitmedi, zorla alı konuldular. Kadınlara farklı bir gözle bakmanın doğru olmadığını biliyorlar, ama bunu nasıl kabuleneceklerini de bilemiyorlar. Diğer tarafta zihinlere yerleşen çarpık bir anlayış var. İşte ‘inancının dışına, sınırların dışına’ çıkan bir kadın var. Bu kadınlara ‘lekelenmiş, kirlenmiş’ gözü ile bakılıyor. İşin acı tarafı kadınlar da bu konuda erkeklerden farklı düşünmüyor. Kadın da, kadına ‘kirlenmiş’ gözü ile bakıyor. Onlara göre eğer bir kadının başına bunlar geliyorsa, onun yaşama şansı da yoktur. Bu düşünceyi aştırmak için çok ama çok yoğun bir mücadele etmek gerekiyor. Onun için işimiz çok zor, ben anlatırken bile zorlanıyorum ama bir gerçekliğimizi ifade ediyorum. O kadınların ruh hallerini tahmin edebiliyorum. Bu kadınlar yaşasalar bile yaşama küsecekler. Ölmüş gibi yaşamlarına devam edecekler. İşte televizyonlarda izliyoruz. Bir kadın ‘ben zorla lekelendim’ diyor. ‘Ben, ben olmaktan çıkarıldım, ben artık ben değilim. Onun için bana bir kurşun sıkın ve beni kurtarın’ diyor. Arkadaşlar bunu yapmayınca kendisini kayalıklardan atıyor.

Peki bu tabuları yıkmaya dönük mücadelenin yanı sıra bundan sonrası için nasıl bir yol haritası belirlediniz? Kadınlara yaşam alanları nasıl sunulabilir?

Toplumun bu konudaki algısını kırmaya ve bu zihniyetle mücadele edeceğiz. Kadına yönelik toplumsal algıyı değiştirmek için var güçümüzle çalışacağız. Şu an bu kadınlar için en doğru olan okul, onları tekrardan yaşama döndürecek olan gerilla saflarıdır. Çünkü Êzîdî toplumunun bakış açısını değiştirmek epey bir zaman alacaktır. Dolayısıyla o kadınların bu topluma geri dönüşü şimdilik çok zor. Kadının kendisi de bu topluma geri dönemez. Dönse bile toplum içerisinde dik duramaz. Kadınlar yaşama dönmek için Kürdistan dağlarını tercih etmek zorundalar. Çünkü başka türlü kadının yaşama dönmesinin olanağı yok. Çünkü utanç duvarları var. Yersiz tabular var. Kısacası ne bu kadınlar geri bu topluma dönmeye hazır, ne de toplum bu kadınları kabul etmeye hazır. Bizler tüm bunları Êzîdî kadın hareketi olarak tartışıyor, çözümler üretmeye çalışıyoruz.