Kapitalizme karşı toplumsal dayanışma

- Site varsayılanı
222 görüntüleme

Kapitalizmin toplumlar üzerinde en derinden yoğunluğunu yaşadığı ve her tür yöntemle zirvede kendini ayakta tutmaya çalıştığı bir çağda yaşıyoruz. Toplum çoğu yerde normal gelişim diyalektiğinden ziyade kapitalist modernitenin yapay icatlarıyla yönetilmektedir. Ekonominin temelini oluşturan en önemli şey elbette emek ve üretimdir. Emek ve üretimden uzaklaştırılan bir toplum kaybetmeye ve dolayısıyla egemen güçlerin himayesine girmeye mahkûmdur. Her şeyin bir fiyatının olduğu, toplumsal değerlerin bireylerin ve kurumların kendi değer sisteminden (tekelinden) ele alındığı ve toplumun tüm insanlık tarihi boyunca bu ilişki ve değerlerle geliştirildiği varsayımının, teorilerinin çokça yapıldığı ve topluma içerilmeye çalışıldığı bir ilişkiler ağıyla iç-içeyiz. Toplum olarak her gün kapitalizmin yöneliminin altında yaşadığımız bir gerçek olarak önümüze çıkmakta ve yaşamımızda varlık bulmaktadır.

Kapitalizmin en önemli ayaklarından bir olan ulus devlet, ekonomiyi özünden boşaltıp nesnelleştirerek ve toplumun ahlaki politik değerlerini parçalayarak bunları birer ticaret ağına dönüştürmüştür. Batı Avrupa’nın pozitivist bilimciliği aynı ustalıkla toplumun tüm tarihsel birikimini hiçe sayarak Avrupa merkezli bir toplum yaratma uğraşısını yoğun vermektedir. Ulus devlet sistemleriyle kendine meşruluk sağlayan ve teminat altına alan kapitalist sistem, her gün kendisini reforme etme ve ömrünü uzatma yöntemlerini de geliştirmektedir. Toplumda ulaşılması gereken ideal sistem olarak çokluğun üretimde bulunması ve azınlığın tüketimde odaklanması olarak kabul ettirmeye çalışmıştır. Yani özünde tüketim biçimi olarak geliştirilmesi ve liberal ideolojiyle “herkesin isteğini özgürce yerine getiren” sistem olarak kendini ifade etmesi, toplumlar için dönem dönem zorunlu ilişkiler sağlamış olsa da, bu gün yeniden karşı bilinçle doğal, toplumsal komünal ekonomiyle, karşı duruş ortaya konulmaktadır. Tarihsel değerlerinin bu anlamda düşürülmeye çalışıldığı toplumlarda, kapitalist üretim ve tüketim biçimi kutsanır.

Ekonomi anlaşılmaz değildir

Bu derece yüceltilen ve kutsanan bu sistem, bin yıllardır komünal ve özgürlükçü değerlerle yaşamını sürdüren bir toplum yokmuş gibi, her şeyin yaratıcısı kendisiymiş gibi kitleleri ikna etmeye çalışır. Burada toplum yoktur, toplum hiçtir, toplumun değerleri anlamsızdır. Her şeyin en yüce yaratıcısı sistemdir. O yüce olandır, biat edilmesi ve varlığına şükür duyulması gerekendir. İşte günümüz toplumu böylesi bir anlayış ile sömürülmekte ve topluma ait değerler yozlaştırılmaktadır. Yine doğal toplumun ve gerçek ekonominin asıl mimarı olan kadınlar, günümüz dünyasında çok yönlü ve en derin sömürü aracına dönüştürülmüştür. Yani ekonominin baş aktörlerinden olan kadınlar, bu durumda olabildiğince yaşamsal ihtiyaçlardan uzak tutulmuş ve ona en anlaşılmaz ilişki ve çalışma biçimi olarak sunulmuştur ekonomi.  Kapitalist sistemin; yaşamda varlık bulan her şeyi kendisine göre uyarlama ve manipüle etme çabası, karakteri itibariyle pratikleştirdiği bir realite olarak yaşamımızın her anına ve mekânına sızdırmaktadır. Özelikle toplum olarak günümüzde, yaşamımızın her alanında ve anında gözle görülecek biçimde yöntem ve biçimlerine maruz kalmaktayız. Yüzyılımızda bu yöntemlerle yani toplumla uçlaştırılarak kazanç sağlayan kapitalizm, toplumun tüm doğasal ve toplumsal değerlerine de bir biçimde el koymuş ve kendine göre kâra dönüştürmüştür. Tüm bu yöntemlerini yine anlaşılmaz olan kavramlarla kendine göre bir literatür ve finans kapital ile yapmaktadır. Ne kadar anlaşılmaz kılarsan, o kadar topluma nüfus edebilirsin. Ne kadar yönlendirirsen, o kadar doğasından uzaklaştırabilirsin. Ne kadar zor kullanırsan, o kadar senin olur.  Böylesi bir ideoloji toplumlar üzerinden yaşam bulmakta, ideolojik bir savaş yürütmektedir.

Kırsalda dayanışma ruhu sürüyor

Her türlü uçlaştırmaya kadar vardırılan yozlaşma daha çok ekonomik ve kültürel boyutta olmuştur. Tüm bu yönelimlere rağmen kendi kültürel ve sosyo ekonomik yapısıyla yaşamını güzel ve yaşanılır kılan toplumları görebilmek mümkündür. Bu yaşam biçimlerini Kürdistan’ın kırsal kesimlerinde ve toplumunda somut olarak görebilirsiniz. Üretimini kendi elleriyle ve dayanışma içerisinde gerçekleştirmesi, kapitalist sistemin hiçbir zaman ortadan kaldırmayı başaramayacağı ve anlaşılmaz gibi gösterdiği temel bir yöntemdir. Bugün dahi tarım ve hayvancılıkta ortaklaşma ve imece usulü ile gittiğiniz birçok yerde karşılaşabilirsiniz. Katılımcı ekonominin  toplumsal gelişimin içerisinde var olduğu, doğal gelişim sağlayan toplumlarda çeşitlilik ürettiği görülecektir. Çeşitlilik aynı zamanda dayanışmayla gelişir. Dayanışma toplumsal ekonomilerin en temel anlayışlarındandır. Bugün dahi bu anlayış ve pratik Kürdistan toplumumuzda ağırlığını korumaktadır. Tüketime dayalı olmayan üretimlerde kendiliğinden gelişen, toplumsal sosyaliteyi geliştiren bir yaşam kültürüdür bu. Kendisinin dışında, çevresinin de refahından kendisini sorumlu tutar. Kendi çalışmasını ve ürettiği değeri bir de kendi öz katılımıyla gerçekleştirir. Kendi ürettiğinin üzerinde söz sahibi olmak, insanın her türlü sindirme ve sömürme biçimlerine baş eğmesini engeller. Kendi parçası saydığı ve kendi kol emeği ve düşünce gücüyle yarattığı her şeye karşı bir sorumluluk besler. Bu da yabancılaşmanın önüne geçer ve toplumla daha güçlü bütünleşmeyi getirir. Bugün bu zihniyet biçimi yani dayanışmacı ve katılımcı öz ilişkiler toplumumuzda çok biçimde sürdürülmektedir.

İnsanlar ekonomi ile korkutuluyor

Maalesef günümüzde insan-toprak ilişkisi gün geçtikçe azalmaktadır. Halbuki insanın toprakla birebir ilişkisi, ürünlerini kendisinin ekmesi, kendisinin toplaması karşılıklı bir ilişki ağı yaratır. Bunu kolektif yapması ise dayanışmacı bir ruh yaratır, ortak bir sorumluluk geliştirir.  Animalist düşünce ve yaklaşım biçimi kendisini günümüzde bu biçimde sürdürebilir. Toprak ana ile olan bağ, kendisinden öncesinin olduğunu ve kendisinden sonrasına devretmesi gerektiği bilincini kazandırır. Doğa, üretim, toplum ve birey arasında böylesi bin yıllara ve hatta daha da ötesine giden bir tarihsel ilişki biçimi gelişmiştir. Bu ilişkiyi sadece ekonomi ilişkisi üzerinden sınırlamıyoruz, ama tarihsel bilincin doğa ve toplumla ilişkisinin üretim yani ekonomi yansısı böyle derinlere kadar gidebilmektedir. Kapitalist sermayecilerin her şeyi bir kerede ve kendisi için geliştirme bencillikleri toplumsal doğadan ve tarihinden kopuk olmasından, kârı her şeyin üstünde görmesinden gelmektedir. Yani ekonomik literatürü bu kadar anlaşılmaz kılmalarının altında yatan şey de bir nevi bu durum olmaktadır. Toplumları hem tarihinden koparmak, toplumsal hafızalarına bent kurmak, bunun üzerinden de ekonomiye ait her şeyin çok uzaklarda ancak ufuklarda görülüp, yaşanacak bir durummuş gibi izah etmek içindir. İş gücü olan insanlar yapacakları tek şeyin bir tekelin ya da işverenin dışında iş alanı bulamayacağına inandırılır.

Çare toplumcu ekonomidir

Ne kadar köksüzleştirirsen o kadar kaynaklarına inebilir, tüketiciye dönüştürebilir, kendi çarkının çıkarına ve yararına çevirebilirsin diyor kapitalist sistem. Bu nedenle yaşamlarımıza bu derece yönelir, sömürür, doğal toplum ve topluluklar üzerine en derininden ekonomik darboğaz geliştirir. İnsanların bu derece doğadan kopması, doğada kaldığında kendisini yalnız hissetmesi, çaresizlik duyması bundandır.  Kendisini doğanın bir parçası olarak hissetmeyen insanların yalnızlık ve biricik olma duyusu, her şeyin üzerinde kendisini görmesinin yanı sıra tarihsel toplumunun temel değerlerinden de onu soyutlar. Dününü bilmeyen ve an için yaşayan insan geleceğine de bir umut beslemez. Tüm bu sonuçlarla kapitalist sistem yalnız toplulukları ve bireyleri aç bırakarak, işsizlik potansiyelini ayakta tutarak insanları kendisine muhtaç etmez, paramparça bir enkaza dönüştürür toplumu.

Bugün anlaşılmaz şemalarla ve kavramlarla ifade edilen ekonominin, her şeye rağmen toplumumuzda güncel ve pratik karşılığı vardır. Ortak değere dönüşen bir anlamı vardır. Bu da toplumcu demokratik ekonomidir.