Kobanê’ye saldıran zihniyet ve Özgecan…

- Ronahi SERHAD
249 görüntüleme

 Şengal, Kobanê olayları ile Özgecan olayı birbirinden ayrı ele alınamaz, hepsi ortaktır. Aynı zihniyetin saldırılarıdır. Bu yüzden de biz bu sorunu çözümlenmemiş Kürt sorunundan ayrı tutamayız. Kürt sorununun çözümsüzlüğü toplumsal krizlerin büyümesini, şoven-faşist saldırıların artmasını ve cinsiyetçi saldırıların yoğunlaşmasını birlikte getirmektedir. Tüm bu sorunları birbirinden bağımsız ele alamayız.

srnk-16-02-2015-silopi-kadinlar-ozgecan-aslan-protesto-yuruyus9

Kadının sömürü ve kölelik tarihini beş bin yıllık tarihten kopuk almak yanıltıcı sonuçlar doğurabilmektedir. Erkek egemen zihniyet beş bin yıl önce kendisini kurumsallaştırarak, zorbalıkla, gaspla, inşa ettiği ideolojik hakimiyetle kadının yarattığı değerlere el koydu. Pratikte yaşanılanın öncelikle ideolojik alt yapısını oluşturup zihniyetini ördü. Bu durum toplumsal tarih boyunca yaşandı. Bu beş bin yılı öz olarak tanımlanırsak, kadın şahsında topluma yöneltilen saldırının tarihi olarak tanımlayabiliriz. Bu tarihin toplamını “kadın kırımı” olarak ifadelendirmek, kadın şahsında “toplum kırımı” olarak tanımlamak yerindedir. Tam da bu nedenle, kadının özgürlüğü toplumun özgürlüğünü belirler, kadınının içinde bulunduğu statü toplumun ulaştığı düzeyi anlaşılır kılar.

Şiddet kadar çözümlerini de konuşmalıyız

Erkek egemen sistemin kendisini devam ettirmesinde, aile kurumunun çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Kadının sömürgeleştirildiği, toplumsal rollerin öğretildiği, kadınlık ve erkeklik olarak öğretildiği ilk sömürgeci kurum, aile kurumudur. Mevcut aile kurumunda kadınsılık, geleneksellik, erkeksilik rolü oldukça biçimlendirilerek ve özümsenerek yaşanmaktadır. Bu durumun eleştiriye tabi tutulması şarttır. Sistem tüm kurumlarıyla artık bir sona doğru ilerlemektedir. Şu anda tüm kurumlarıyla teşhir olmuş durumdadır. Bu yıkılış sürecinde bizim nasıl bir toplumsal inşa yaratacağımızı değerlendirmek lazım. Çünkü sadece şiddeti değerlendirmek, korkunun toplumsallaşmasına vesile olur. Şiddetin bu kadar artmasının temel nedeni, kadınların, toplumun ve özgürlüğe göz diken kesimlerin, reaksiyon gösteren, örgütlü-örgütsüz isyan etmek isteyen kesimleri sindirmek için bu kadar şiddet uygulanır ve propagandası yapılır. Bununla bilinçaltına bir yönelim söz konusudur. Bu yüzden şiddeti tartıştığımız kadar, sistemin alternatifini nasıl oluşturacağımızı da tartışmamız gerekiyor.

Kadın “zayıf cins” olarak nesneleştirildi

Tarih günümüze doğru geldikçe, kadın katliamları, kadına yönelik şiddet daha da artarak devam etmiştir. Bu herkesçe kabul gören bir durumdur. Bugün dünyada her bir dakikada bir kadın katledilmekte, on kadın tecavüze uğramaktadır. Tabii şunu unutmayalım; istatiksel bilgiler bir bütün gerçeği yansıtmaz. Gerçek daha acımasız ve kötüdür. Bütün uluslarda, bütün dinlerde kadına yönelik şiddet “koca hakkı, baba hakkı, namus” adı altında büyük oranda meşru görüldü. Yaşamın her alanında kadına baskı uygulanmaktadır. En son Ortadoğu’yu kasıp kavuran bir katliamı gerçekleştiren, kadınları katleden, kaçıran, tecavüz eden, kadını ganimet olarak gören, köyleri basan DAİŞ gericiliği aslında tarihin kadın karşısında binlerce yıldır nasıl örüldüğünü gözler önüne seren bir sonuçtur.

Günümüzde yaşadığımız tüm sorunların elbette bir arka planlı var. Mitolojik, teolojik hatta bilimcilikte de bu vardır. Bugün Darwin’in, Freud’un tüm psikoanalist çözümlemelerine baktığımızda kadının zayıf cins olarak biçimlendirildiği görülecektir. Tüm bu sistem kurumları kadının zayıf cins olduğu noktasında hemfikir olmuş, toplum ve aile bunun üzerinden şekillenmiştir. Kadınlık ve erkeklik rolleri bu kurumlar üzerinden yürütülmüştür. Bunun dışındaki tüm alanlarda, siyaset, sosyal, kültürel alanlar da bu şekilde ele alınmıştır. Kadınlar savuma sisteminin dışına bırakılmış, ordular, savunma mekanizmaları erkek egemen mantık çerçevesinde ele alınmıştır. Tüm bunlar ele alındığında görüyoruz ki kadın her zaman bir nesne olarak görülmüştür. Kadın günümüzde nesneleştirilmiş, değersizleştirilmiştir. Dolayısıyla erkeğin insafında, erkeğin dilediği gibi kullanabileceği bir nesne olduğu inancıyla günümüze kadar gelmiştir.

mrd-18-02-15-kadin-katliami-yuruyus14

Özgecan’ın katledilmesi devlet politikasıdır

Günümüzde ise kadına yönelik saldırıda en etkili silahlardan bir tanesi de medyadır. Medya için dördüncü kuvvet denilmektedir. Aslında medya oynadığı rol itibari ile birinci kuvvet düzeyine gelmiştir. Çünkü bir yerde ne olup bittiği nasıl verilirse toplum da o şekilde algılıyor. Medya algı operasyonu yapmada oldukça başarılı bir durumdadır. Gündem yaratmada, gerçeği çarpıtmada, olay ve olguları ters düz etmekte rol oynayan medyanın dili cinsiyetçidir. Bu yüzden medya hem iktidara hizmet etmektedir hem de bunun üzerinden para kazanmaktadır. Yoğun bir toplumsal kesim medyanın direkt muhatabıdır. Bu bakımdan değerlerin yer değiştirmesi, doğru ve yanlışın birbirine karışması tamamen medyanın gücü ile oluyor. Eğer bugün medya bu durumda olmasaydı, siyaseti kirli yürütenler de bu kadar etkili olamazdı. Bu nedenle toplumun alternatif medyaya ihtiyacı bulunmaktadır.

Son aylarda yaşanan en somut örnek Özgecan Aslan olayıdır. Bu hemcinsimizin, arkadaşımızın acısını derinden yaşadık. Bu durum bizleri çok etkiledi. Ama medya bunu bile taraflı işledi. Kadın kurum ve kuruluşlarına karşı ayrımcılık yaptı. Olayı sadece suçu işleyenler üzerinden ele aldı ve topluma da bu şekilde yansıttı. Oysa bu bir devlet politikasıydı ve etraflıca ele alınması, tartışılması şarttı.

ozgecan

Özgecan Aslan herkesin hikayesidir

Özgecan olayı aslında devletin kadınlara yönelik yarattığı şiddetin, baskının açığa çıkmasını sağlamış, yaşananlara ayna olmuştur. Toplumların hafızasında silinemeyecek olaylar olur ve bu toplumun tüm hücrelerine nüfuz eder, vicdanını sarsar. Özgecan olayı da böylesi bir olaydır. Aslında Özgecan Aslan herkesin hikayesidir. Her kadın günlük olarak evde, sokakta, okulda, işyerinde tacize maruz kalmıştır, birçok kadın da tecavüze uğramıştır. Dolayısıyla kadına yönelik şiddeti bireylerle, sınıflarla, uluslarla, gerilikle ele alınması tamamen olayın saptırılmasıdır. Kadının bu konuda mücadelesini devlete karşı yürütmesi gerekir.

Aslında bundan önce de Kürdistan’da buna benzer vahşet olayları yaşandı fakat kamuoyu bu kadar sahip çıkmadı. Korucuların, polis ve askerlerin tecavüzüne uğrayan kadınlar oldu. OHAL sürecinde ve sonrasında da onlarca yüzlerce örnek yaşandı. Çok korkunç şeyler yaşandı. Mesele Kürtlere bir mesafede yaklaşım olunca ve bu bir devlet politikası olunca Kürdistan’da yaşanan kadın vahşeti çok görülmek istenmedi.

Kobanê ve Özgecan’a saldıran zihniyet aynıdır

Medyanın kadına yönelik şiddet ele alışı oldukça manipüle edicidir. Gazetelerin üçüncü sayfaları hep kadının başına gelen cinayet haberleri ile doludur. Bu kadına yönelik şiddetin magazinleştirilmesi ve topluma da bu şekilde sunulmasıdır. Özgecan olayında ana akım medyaya rağmen, toplumun bilinçlendiği ve reaksiyona geçtiği görüldü. Bu refleks, sadece bu olayla sınırlı kalmamalıdır, çünkü bu bir katliam zihniyetidir. Toplum çok ciddi trajediler yaşamaktadır. Şengal, Kobanê olayları ile Özgecan olayı birbirinden ayrı ele alınamaz, hepsi ortaktır. Aynı zihniyetin saldırılarıdır. Bu yüzden de biz bu sorunu çözümlenmemiş Kürt sorunundan ayrı tutamayız. Kürt sorununun çözümsüzlüğü toplumsal krizlerin büyümesini, şoven-faşist saldırıların artmasını ve cinsiyetçi saldırıların yoğunlaşmasını birlikte getirmektedir. Tüm bu sorunları birbirinden bağımsız ele alamayız.  Bu yüzden komple bir demokratik değişim ve dönüşüm gereklidir. Kadınların muhakkak örgütlenmesi, hem de sadece siyasi ve toplumsal örgütlenme değil, öz savunma temelinde örgütlenmesi şarttır.

AKP kadın düşmanı bir örgütlemedir

Kadınların öz savunma ihtiyacı artık elzemdir. öz savunmada silahlı mücadele önemlidir, ama “öz savunma sadece silah ile yürütülür” demek yanlış olur. Örneğin önümüzdeki günlerde tek bir kadının AKP’ye oy vermemesi bile öz savunma anlamına gelecektir. Bu da bir siyasi öz savunmadır. Yine şiddet uygulayan bir erkeğe, toplumun selam vermemesi ve tecrit uygulaması bir öz savunma biçimidir. Kadınlar kendilerini sisteme ve AKP gerçeğine karşı çok güçlü bir şekilde örgütlemelidir. AKP kendisini nihayetinde devlet zihniyetiyle örgütlendirmiş bir partidir. Her ne kadar kendisini toplumun içinden çıkmış olarak gösterse bile, orta sınıfa dayanan, Kürt sorununu revize etmek ve çözümsüzlüğü başka bir şekilde zamana yaymanın, Kürt halkını iradesizleştirmenin temelinde oluşturulmuş kadın düşmanı bir örgütlenmedir. AKP toplumun içinde kendi dinamikleriyle, kendisini oluşturmuş bir parti değildir. AKP zihniyeti komplocu bir zihniyettir. AKP, kadın özgürlüğü karşısında çok ciddi bir politika yürütmektedir. Kölelik ve sömürü politikası yürütmektedir. AKP kadına ilişkin her şeye müdahale hakkını kendinde buldu. Kürtajdan tutalım, üç çocuk projesine, kadının giyim kuşamından, etek boyuna, kız öğrencilerin erkek öğrencilerden uzak alanda hareket etmesine kadar her şeye karar vererek, yeniden toplumu şekillendirmeye çalıştı. Kadın siyasetçiler hedef haline geldi. Özgürlük mücadelesi yürüten kadınlar tutuklandı. Özcesi AKP iktidarı kadın düşmanıdır. Kadın düşmanı olan bu iktidara karşı kadın kendisini siyasi anlamda da savunmalıdır.

srnk-16-02-2015-silopi-kadinlar-ozgecan-aslan-protesto-yuruyus14

Öz savunma için kadın birlikleri oluşturulmalı

öz savunma çok değişik şekillerde yürütülebilir. Birincisi profesyonel askeri temelli bir savunmadır. Ki bu savunma genç kadınlar açısından oldukça önemli ve hayati bir durumdur. Kadınlar hiçbir zaman güvenliğini bir erkeğe teslim etmemelidir. Profesyonel kadın savuma birliklerinin geliştirilmesi çok önemlidir. Bunu “gelin dağlara, silahlanın” anlamında söylemiyoruz. Belki bu da çok önemlidir, ama bunu toplumdaki bütün kadınlar için istemek çözüm değildir. Biz öz savunma örgütlülüğümüzü topluma taşırma niyetindeyiz. En çaresiz kadın yalnız kalan kadındır. Bu durumu atlamamak lazım. Mevcut kapitalist sistem aile kurum ve ilişkilerini dağıtmış durumdadır. Kadın aile içinde de şiddet görmektedir. Bu yüzden kadının kendisini örgütlemesi ve bunu toplumsallaştırması şarttır.

Erkekte vücut bulan erkeklik öldürülmeli

Her kadının bir komünü olmalıdır. Güçsüzleştirme politikaları, kadınların örgütlenmesiyle ortadan kaldırabilir. Çünkü erkek egemen sistem de kendisini kadın karşısında çok iyi örgütlemiş durumdadır. Bu örgütlülük ancak ‘erkeği öldürmek’ ile kırılabilir. Erkeği öldürmek kavramı ilk dönemlerde çok tartışıldı, mesafeli yaklaşanlar dahi oldu. Büyük tartışmalara yol açtı. Sadece somut olaylar olduğu zaman bazı konular tartışılıyor, oysa ki kadın her zaman şiddeti yaşamaktadır. Bu yüzden sorunların dönem dönem tartışılması doğru değildir. Erkeği öldürmeyi biz bir kavram ve kuram olarak ele alıyor ve stratejik yaklaşıyoruz. Erkeği öldürmek derken, erkekte vücut bulmuş, iktidarı ve egemenliği öldürmek, değişime uğratmaktır. Kadını mahkum eden, ezen-ezilen ilişkisini yaratan, yoksulluktan tutalım daha birçok şeye, gencinden yaşlısına herkesin karşılaştığı ve yaşadığı sorunların temelinde iktidar sorunu yatmaktadır. Erkeklerin bu yaklaşımları yıkılmıştır. Erkeği öldürmek aslında sistemi öldürmektir. Kapitalist kültürden kurtulmaktır. Erkeğin de özgürlük problemi vardır. O yüzden mevcut erkeklik hali lav olmuş, ömrünü, miadını doldurmuş bir erkeklik halidir. Biz bu erkekle kadını eşit tutamayız. Şu an yaşadığımız dönem tam da erkekliğin öldürülmesinin şart olduğu bir zamandır. İktidarın, vahşetin, devletin, egemenliğin yerle bir edilmesi şarttır. Toplumun yeniden kendisini özdeğerlerine dayanarak inşa etmesi gerekir. Kadınlar artık öncesiyle kıyaslanamayacak düzeyde bir irade ve bilinç kazanmıştır. Erkeği öldürmek demek somut olarak bir öz savunma işidir. Bu yüzden de kadın her sahada öz savunma gücünü daha da büyütmelidir.