Kürdistan’dan Chiapas’a sömürüsüz bir toplum

- Site varsayılanı
247 görüntüleme

EZLN (Zapatista Ulusal Kurtuluş Hareketi) ve Subcommandante (Komutan yardımcısı) Marcos’un, dünyanın dikkatini üzerine çektiği gün 1 Ocak 1994 tarihidir. O gün aynı zamanda NAFTA’nın (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) da yürürlüğe girdiği gündür. Sabahın ilk ışıklarında, belediye salonunun balkonundan Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu hükümete karşı gerçekleştirilen isyanda Meksika’nın eyaleti Chiapas’da  yedi kasabayı ele geçirdiğini duyurdu; o gün Marcos dünyaca ünlü bir gerilla lideri olma yolundadır. Subcommandante Marcos yerli Zapatista isyanının karizmatik sözcüsü olarak ortaya çıkmaya başlar.

Zapatistalar 1980’lerin sonları ve 1990’ların başlarında reel sosyalist rejimlerin birbiri ardına yıkılmasına rağmen ortaya çıkmıştır. EZLN, Kasım 1983 yılında Meksika’nın kuzeyinde bulunan FLN gerilla grubunun yerli olmayan üyeleri ve Chiapas’ın doğusunda yaşayan yerliler tarafından kurulmuştur. Yıllar içinde bu grup ilk önce yerli halkı anlayarak bir şeyler yapabileceklerini görmüş ve söylemlerini yerli halkın yaşadığı gerçekliğe indirgeyerek yıllar içinde yavaşça büyümüşlerdir.

Bağımsız üniversitede seminer

İlki 2012 yılında ‘Alternatif Arayış İçin Ağ’ın gerçekleştirdiği konferansların ikincisi bu yıl 3-5 Nisan tarihleri arasında Hamburg’da gerçekleşti. Ve bu konferans konuşmacılarından olan John Holloway’in daveti üzerine öğretim görevlisi olduğu üniversite başta olmak üzere, birkaç üniversite de Reber Apo’nun düşüncelerini tanıtmak üzere Meksika’da bulunduk. Orada bulunmamız ardından Zapatistaların gerçekleştirdiği seminerde de Reber Apo’nun görüşlerini dile getirmemiz istendi. Altı günlük seminer 3-9 Mayıs 2015 tarihleri arasında ilk günü Oventik Caracol’unda başladı ve devletten bağımsız bir üniversite olan San Cristobal de las Casas’ta bulunan CIDECI’de devam etti.

EZLN-KADIN 3Galeano’nun ölümsüz ruhu…

Çok kısa bir süre önce Marcos kendisinin öldüğünü ve dünyaya Galeano olarak geldiğini duyurdu. Galeano, 2014 yılında paramiliter güçler tarafından katledilen bir Zapatista öğretmeniydi. Galeano’nun ölümsüz olduğunu ve her birinde yaşamaya devam ettiğini göstermek için bunu yaptığını duyurdu. Bundan sonra o SubGaleano’ydu. SubGaleano ve şu an EZLN’nin lideri olan Subcommandante Moises diğer birçok arkadaşı ile beraber seminerlerde yer aldı.

Altıncı komite bu 6 günlük seminere çağırdığı entelektüellere sunumlarını sadece kapitalizmi eleştiren ve geleceği hakkında sınırlamamalarını, aynı zamanda bunun karşısında nasıl bir alternatifin inşa edilebileceğine ilişkin de öneriler sunmalarını istemişlerdi. Bu çerçevede günde bir sabah biri de ögleden sonra olmak üzere iki ayrı oturum yapıldı ve her defasında oturumların sonunda ya SubGaleano ya da Subcommandante Moises Zapatistalar adına değerlendirmelerini yaptılar. Bu konuşmalarında kendi pratiklerinde özellikle ortaya çıkan durumlar hakkında ve yaşamlarını nasıl organize ettiklerine dair bilgi verdiler; bu konular ekonomiden yönetime oradan cinsiyetçiliğe eğitime kadar birçok konuyu kapsadı.

“Alttan ve sol’dan” örgütlenme

EZLN, stratejik olarak anayasal bir değişim ile yerli halkların haklarını ve otonomoyi açığa çıkarmayı hedeflemekteler. Fakat kimsenin onlara bir şey vermeyeceğini görmelerinin ardından kendi otonomilerini kendileri, tek taraflı ve alttan inşa etmeye karar verirler. Kendi deyimleri ile “Alttan ve sol’dan.”

Zapatistalar’da otonominin temel yapı taşları topluluk, belediye ve bölgesel organizmalardır. Bölgesel düzeyde “İyi Hükümet Konseyleri” oluşturulmuştur. Bunlar karar verme mekanizmalarıdır. Caracoles (salyangoz olarak çevrilebilir ve iletişimin sembolü olarak da kullanılmaktadır) ise  bölgesel hizmetlerin verildiği tesislerdir ve İyi Hükümet Konseyleri ile beraber var olmaktadır. Chiapas’ın dağlık bölgelerinde bulunan Oventik köyünde konumlanan Caracol, İyi Hükümet Konseyi’nin alanını oluşturmaktadır. Bu Konsey yedi komşu belediyeye hizmet sunmaktadır. Caracol’da okul, büyük bir klinik ve üretken projeler görmek mümkündü; el işleri, kahve yetiştirme için kooperatiflerin yanısıra uluslararası ziyaretçiler için de bir dil okulu vb birçok hizmeti barındırmaktaydı. Bu Caracol’lar aynı zamanda Meksika ve dünyanın çeşitli yerlerinden olan dayanışmacılar için bir kontakt kurma noktası da olmaktadır.

Herkese ayrımsız hizmet

Toplumun yozlaştırılması ve başkalaştırılması özellikle resmi hükümetin yardımları ve alkol kullanımı üzerinden geliştirildiği ve kadına yönelik şiddetin alkol kullanımı üzerinden daha da arttığı için, Zapatista üyeleri resmi hükümetin yardımlarını kabul etmemekte ve alkol kullanmamaktadır. Yerli halklardan bazıları bu nedenlerden dolayı topluluğa girmeyi kabul etmemekte, bu da onların gerek toplumsal gerekse de düşünsel gelişimine direk yansımaktadır. Zapatistalar kendilerine katılmayanlara da eğitim ve sağlık imkanlarından yararlanma olanakları açıyor. Böylece uçlaşmanın ve uzaklaşmanın önüne geçmenin yanı sıra, hem halkın ihtiyacı olan hizmetleri herkese sağlamakta hem de gelişimlerine katkı sunmaktadır.

Birikime şüpheyle bakmak…

Topluluklar içinde meclis kararları, her aileden katkı olarak sunulan emek ya da katkılar üzerinden uygulanıyor. Kahve ve zanaat kooperatifleri ve bunun yanısıra uluslararası dayanışma ek gelir getirmektedir; örneğin Magdalena’da varolan klinik Medecins du Monde tarafından yıllardır beslenmektedir. Fakat direnen toplulukların genel bütçesi kesinlikle en alt düzeydedir. Zapatistaların yapıları kararlaşmalarını tartışma ve müzakere üzerinden yürütmektedir. Belediyeler meclislerde liderlerini seçmekteler, Caracol’larda ve İyi Hükümet Konseyleri’nde ise hareket,  yönetme tecrübesini herkes kazansın diye rotasyonu kısa zaman birimleri içerisinde yapmaktadır. Otonom konseyler kendilerini uzun bir geçmişi olan Maya gelenekleri üzerinden inşa etmeye çalışmaktadır. Ortaya konulan kollektif çalışma vb. Maya kültürüne de uymaktadır. Bununla beraber tüm yerli halkların gelenekleri gibi Maya halkı da alçakgönüllülük ve sadeliğe değer verir, pahallı mal varlıklarına ve aşırı birikime şüphe ile bakar.

EZLN-KADIN 4EZLN’nin yer altı çalışmaları ve Maya kadınları

Tabii bu her geleneğin iyi bir gelenek olduğu söylemek doğru olmayacaktır. Zapatista yerel yetkilileri bazı eski geleneklerden kopmaya da çalıştıklarını da belirtiyorlar. Maya topluluğu da geldiği aşama itibari ile ataerkil olduğundan kadına karşı çok fazla baskıcı bir cinsiyetçilik de uygulamaktaydı. Görücü usulü evlilik, erkek otoritesinin güçlülüğü ve kadına karşı yaygın şiddet, kadını sosyal ve fiziksel olarak sınırlandıran bir durum yaratıyordu.

EZLN’nin 1983-93 yeraltı çalışmaları esnasında Maya kadınları kendilerini bu örgütlülüğe katmışlardır. Ve denilir ki isyankar ordunun üçte biri kadındır. Bunun bir sonucu olarak 1994 yılı ayaklanmasında Devrimci Kadın Hukuku’nu ilan ettiler. Fakat bu hukuk aslen 1993’de kabul edildiğinden Marcos aslında ilk ayaklanmanın 1994 değil 1993’de gerçekleştiğini söyler. Bu hukukla kadınlar kiminle ve ne zaman evleneceklerine, ne zaman ve ne kadar çocuk sahibi olacaklarına kendilerinin karar vereceğini deklare eder. Devrimci Kadın Hukuku sekiz maddeden oluşur ve şöyle der:

1. Kadınların ırkı, inancı, rengi veya siyasal görüşü ne olursa olsun, istedikleri herhangi biçim ve kapasitede devrimci mücadele içinde yer alma hakkına sahiptirler.

2. Kadınların çalışma hakları ve adil bir maaş hakları vardır.

3. Kadınların kaç çocuk yapacaklarına ve bakacaklarına karar verme hakları vardır.

4. Kadınların toplumsal konular hakkında katılma ve temsil hakları vardır, şayet özgürce ve demokratik tarzda seçilirlerse.

5. Kadınlar ve çocukları sağlık ve beslenme konusunda birincil öneme sahiptirler.

6. Eğitim hakları vardır.

7. Kendi eşlerini kendileri seçerler ve evlenmek zorunda değildirler.

8. Hem akraba hem de yabancılardan şiddet görmeme hakları vardır.

Korkuları aşmak ve özgüven kazanmak

Konuşmacı olduğumuz oturumda üç kuşak beş Zapatistalı kadın EZLN öncesinde 500 yıllık sömürgeciliğin bedenleri ve ruhları üzerinde bıraktığı izlerin yanı sıra, 1994 öncesi kendi toplulukları içerisindeki cinsiyetçilikten de bahsettiler. Commandante Miriam topraklarının, dillerinin ve kültürlerinin sömürgecilik tarafından çalındığını ve bu temelde de artık kadınlar üzerinde üçlü bir sömürü ve baskının yanı sıra ayrımcılık, marjinalize edilme, eşitsizlik ve kötü muamelenin ortaya çıktığını anlattı. Kölevari koşullarda patronların mülkleriymişçesine yaklaşımlara maruz kaldıklarını belirten Commandante Miriam, bunun fiziksel ve psikolojik şiddetle tamamlanarak kendilerine olan güvenlerini tamamen yitirmelerinin istendiğine vurgu yaptı. Kadınların tecavüze de çoğu kez maruz kaldığını ve sömürgeci güçlerin kadınları karşılıklı olarak birbirlerine sattıklarını da dile getirdi. EZLN öncesinde de toplumun yaşadıkları sömürüyü fark ederek dağlık alanlara, patronların sahip olmadığı topraklara gittiklerini, fakat burada da kendi toplumundaki erkeklerin patronları taklit ettiklerini anlattı. Kadınlar bu sefer de eve kapatılmıştı. Bu sefer de kendi toplumları ve eşleri onların emeğini sömüren ve bastıran pozisyona gelmişti.

EZLN ile beraber toplumsal gelişme ve kadın güçlenmesinin nasıl ortaya çıktığını anlatmak üzere Commandante Rozalinda söz almıştı. EZLN’nin ilk örgütlenme döneminde nasıl köy köy ve ev ev dolaşıp herkesle diyaloga geçildiğini anlattı. Gelişimin çok kolay olmadığını ve 1994 yılında tarih sahnesine açıktan çıkışa kadar bu tarzda çalışmaların yürütüldüğünü, kadın ve erkeklerin ikna edilmeye çalışıldığını dile getirdi. Adım adım örgütlenme ve çalışmalar içerisinde görev aldıklarını dile getiren Rozalinda, korkularını nasıl aştıklarını ve kendilerine güvenlerini tekrar nasıl kazandıklarını dile getirirken, salonda olan kimi kadınlarda o yaşanmışlıkların heyecanını ve duygusallığını görmek mümkündü.

Commandante Dalia ise örgütlenme sistemlerini ve kadınların bu sistem içindeki rolü üzerinden mücadelenin gelişim süreçlerini anlattı ve zaman içerisinde sadece kadınların değil, özellikle de erkeklerin nasıl ikna edildiğini anlattı.

EZLN-KADIN“Muazzam bir ideolojik kaynağınız var”

Bu oturumda biz de Reber Apo’nun ortaya koyduğu kadın eksenli paradigmayı ve alternatif yaşam inşasını dile getirmeye çalıştık. Reber Apo’nun gerek ataerkil ve kapitalist moderniteye ilişkin tespitleri, gerekse de alternatifin inşasına yönelik tespit ve önerileri oldukça ilgi topladı. Farklı yerlerden gelmiş olan kadınlar getirdikleri yerel kültürlerine dair el yapımı hediyelerini vererek “muazzam bir ideolojik kaynağınız ve belirlemeleriniz var” dediler. Ertesi gün SubGaleano geldiğinde Abdullah Öcalan’ın cezaevinde olduğunu, ona saygı duyduklarını dile getirdi. İlk günden itibaren de Kürt halkının verdiği mücadeleye vurgular yapılarak iki halkın alternatif yaşamı inşa etmeye çalıştığı sürekli olarak ifade edildi.

Şu çok açıktı; binlerce kilometre uzak olsa da ve gelişim seyirleri farklı olsa da, iki halkın kadınlarının izledikleri temel ilkeler çok benzer: Sömürüsüz bir toplum ve dünya. Bu sömürü nereden ve kimden gelirse gelsin muazzam bir çürümeyi, şiddeti ve baskıyı getirmekte. Dogmatizmin zincirlerinden kurtulmuş olan bu iki hareketin geldiği aşama ne olursa olsun, yön olarak çok doğru bir yolda ilerlemekte. Bu temelde her ne kadar kadın hareketi özgün ve özerk bir örgütlenme içerisinde olmasa da geldikleri aşama ve düzey itibari ile yaşadıkları sıkıntıların kaynaklarını anlamak ve ortaya çıkarmak için ciddi bir çabanın varolduğunu bu altı günlük seminer esnasında görmek mümkündü. Nasıl ki Kürt Özgürlük Hareketi kendi bünyesinde daha radikal örgütsel ve ideolojik çalışmalara imza atıp toplumu belirli evrelerden geçirerek ama savunmasız da bırakmayarak ilerletiyorsa, EZLN’nin de toplum için benzer bir yaklaşımını görmek mümkündü.

İki ayrı hareket ve iki farklı coğrafya…  Birbirlerinden epey uzak olsalar da bu hareketlerin halkları ve kadınları benzer ilkeler çerçevesinde yaşamı özgürleştirmenin türküsünü söylemekte…

Onlar hepimizi bu özgürlük türküsünü söylemeye çağırıyor. Kulak verin ve sizler de bu şarkıya katılın.

 

Havin GÜNEŞER / Gazeteci ve “Abdullah Öcalan’a Özgürlük – Kürdistan’da Barış” Uluslararası İnisiyatifi Sözcülerinden