Mizre Hesen:Nefes aldıkça yaşadıklarımı anlatacağım

- Rojbin EKİN
209 görüntüleme

“Şimdi Şengal kurtulsa ve bizi altından saraylarda, köşklerde yaşatsalar bile; çocuklarımız ve kadınlarımız IŞİD’in elinden kurtarılmadan, akıbetleri bilinmeden hiçbir şeyin zerre kadar değeri olamayacak gözümde.”

mizre hesen3

 

IŞİD çetelerinin 3 Ağustos 2014 tarihinde Şengal saldırısına tanıklık eden ve o günlerin birebir yaşayanı olan Mizre Hesen’in bir tek isteği var; IŞİD’in esir aldığı Êzîdî kadınlarının ve çocuklarının kurtarılması ve Êzîdî inancının diğer inançlar tarafından bir tehdit olarak görülmemesi.

IŞİD katliamından kurtulan ve Şengal dağına sığınan 10 bin Êzîdî’den biri Mizre Hesen. Yaşını tam olarak bilmese de, “tahmini 40 yaşındayım” diyor. Til Kesap köyünden. Şengal’in doğusuna düşüyor köyü. IŞİD Şengal’e saldırmadan önce geçimini tarımcılıkla sağlayan ve toprak damlı bir evde oturan Mizre, 6 aydır Şengal dağında ve HPG-YJA Star ve YBŞ gerillalarının oluşturduğu güvenli bölgede katliamdan kurtulan diğer Êzîdîlerle birlikte yaşıyor. Yaşadıklarını, gördüklerini anlatmaya yetecek sözcük bulamayan Mizre, gözyaşlarının acıyı ifade eden tarifine sığınıyor. Yarım ve kesik sözcükleri, gözlerinden sicim gibi akan gözyaşları tamamlıyor. Hıçkırıklara boğuluyor esir alınan kadınlara ve gözlerinin önünde öldürülen çocuklardan söz etmeye başlayınca. Mizre tüm gücünü toplayarak “dilim döndükçe, nefes alıp verdikçe yaşadıklarımı, gördüklerimi anlatacağım, tarih ve insanlık unutmasın diye” diyor ve 3 Ağustos gününe götürüyor bizi.

‘Feryadımızı bir tek Tavusî Melek duyuyordu’

“Evimiz toprak damlıydı. Geçimimizi bahçe ekerek sağlıyorduk. 5 çocuğum vardı. 3 kız 2 erkek. Hiçbir zaman mal mülk sahibi olalım diye bir çaba içerisine girmedim. Yaşamak için bir çaba içerisine girdiysem de bu sadece çocuklarım ve inancımı devam ettirmek içindi. İnancın olmadı mı dünya malının da bir değeri yoktur. Katliamın ilk günü köyü terk etmedik. Tüm akrabalarımız canını kurtarmak için kaçtı. Biz kalıp direnmeyi tercih ettik. Topraklarımızı, inancımızın yaşatıldığı mekanları terk etmek istemedik. Katliamın ikinci günü kapımıza dayandılar. Varolan silahlarımızı ve arabalarımızı istediler. O zaman bizi de katledeceklerini anladık. Sadece Tavusî Melek’e sesleniyorduk, bizi koruması ve kollaması için. O an feryadımızı bir tek Tavusî Melek duyuyordu. Bir tek çaremiz vardı, o da ona seslenmek ve desteğini istemekti.”

 ‘Ailemden 44 kişiyi götürdüler’

Hatırladığı anlardan hangisi Mizre’nin acıdan kabaran yüreğine bir hançer gibi değdiyse artık yeniden gözleri dolmaya başlıyor, duraksıyor ve hıçkıra hıçkara ağlayıyor. Gözyaşlarına boğulduğu anda sadece şu kelimeyi duyabiliyorum ağzından, “ailemden 44 kişiyi götürdüler.”

Mizre’nin hıçkırıklarının dinmesini ve gücünü toplayıp yeniden anlatmasını bekliyorum. Sabırla, duygularıma hakim olarak ve bir nebze de olsa Mizre’nin “dilim döndükçe, nefes alıp verdikçe yaşadıklarımı, gördüklerimi anlatacağım, tarih ve insanlık unutmasın diye” sözünü hatırlayarak, bu sözünün bir taşıyıcısı olmaya çalışarak dinliyorum.  Mizre yeniden başlıyor anlatmaya: “Bizleri de katledeceklerini sandığımız an köyden çıkma kararı aldık ve yanımıza hiçbir şey almadan yola koyulduk. Köy yolundan ana yola doğru vardığımızda bir araç önümüzü kesti. Traktöre kaç kişi bindiğimizi hatırlamıyorum. Ama içimizde sadece 44 erkek vardı. Bir diğer arabada ise 6 erkek vardı. Sadece benim ailemden 44 kişiyi esir aldılar. Hepsini götürdüler. Biz geri kalanlar kaçmaya başladık. Gerisi anlatılmayacak kadar cehennem!”

‘Bakmaya kıyamadığım oğlumu da aldılar’

IŞİD çetelerinin esir aldığı 44 aile üyesinin içinde genç kadınlar, çocuklar, kadınlar ve erkekler var. Kayınları, eltileri, dayıları çocuklarıyla birlikte onun da tam olarak bilmediği ama duyumlar üzerinden öğrendiği Tilefar’e götürüldüklerini söylüyor. Mizre’nin esir düşen aile fertlerinin içerisinde bir de bakmaya dahi kıyamadığı bir oğlu var.

Mizre: “Gözümden bile sakındığım oğlumu alıp gördüler. Bayramlarımızı yasa çevirdiler. Şimdi şükrediyorum, IŞİD birini aldı elimden biri bana kaldı diyorum, eltilerimi götürdüler. Yüreğim hep buruk kalacak esirler kurtarılmadan. Yaşadıklarımın hangisinden söz edeceğimi bilmiyorum. Tarihimizi ve başımıza gelen fermanları unutmayacağım. Geceleri uyuyamıyorum. Hangi yana dönsem başka bir acı yakalıyor beni. Öyle bir ıstırabı anlatmaya sözcük bulamıyorum. Ağlamaktan yastığım her gece ıslak. Yaşadıklarımızı bir ömre sığdırmamız mümkün değil. Hiçbir yürek kaldıramaz yaşadıklarımızı dinlemeye.”

dhk-27-08-14-hpgliler-sengal-halki-icin-seferber-oldu26

‘Kızkardeşimi beş çocuğuyla birlikte götürdüler’

Kaybettiği biricikleri arasında tek kızkardeşi de var Mizre’nin. Kabuk bağlamayan ve kanadıkça acısı daha da çoğalan bir diğer yarası kızkardeşi ve onun IŞİD tarafından kaçırılan çocuğu. Êzîdîlerin başına gelen 74. fermanın diğer hiçbir fermana benzemediğini ve acısının daha büyük olduğunu söyleyen Mizre, en çok da IŞİD tarafından kaçırılan kadınların akıbetini merak ediyor. Mizre: “kadınlarımızın pazarlarda satıldığını söylüyorlar. Her biri bir inci güzelliğinde olan kızlarımızın nerede olduğunu, hangi pazarda kime satıldığını bilmiyoruz. Şimdi Şengal kurtulsa ve bizi altından saraylara, köşklere bile koyup yaşatsalar, çocuklarımız, kadınlarımız, kızlarımız IŞİD’in elinden kurtarılmadan, akıbetleri bilinmeden hiçbir şeyin zerre kadar değeri olamayacak gözümde” diyor.      

‘Êzîdîliği bitiremeyecekler’

Mizre’nin acısını biraz da olsa azaltan ise inancının yüreğine verdiği huzur ve güven. 74. fermandan kurtulan biri olarak inancına duyduğu güveni şu sözlerle dile getiriyor: “İnancımızdan dolayı öldürüldük hep, hala öldürülüyoruz. Ama Êzîdîliği asla bitiremeyecekler. Kökümüzü kazısalar, bizden geriye bir tek kişi bile kalsa, bu inanç devam edecek. Bu inancı yok edemeyecekler. Yozlaştıramayacaklar.”

‘PKK’den başka bir güç istemiyoruz’

6 aydır Şengal dağında onlarla birlikte olan, güvenliklerini sağlayan ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayan tek gücün PKK olduğunu söyleyen Mizre, Êzîdîlik inancından sonra güven duyduğu ve inandığı bir diğer gücün PKK olduğunu söylüyor. Mizre: “PKK olmasaydı bu geri kalanlarımızı da öldürüleceklerdi. PKK dışında başka hiçbir güç istemiyoruz” diyor.

Mizre Hesen, yaşama umudunu ve sevincini IŞİD’in elinde kurtarılacak Êzîdî kadınlarına bağlamış. Ömrünün geri kalan zamanı için kurduğu en güzel ve umut verici hayal Şengal’de inancını sürdürmek ve kaybolan akrabalarının, Êzîdî kadınlarının ve çocuklarının akıbetlerinin öğrenilmesi.