Öz savunma varsa kadına yönelik şiddet yoktur

- Sebahat Tuncel
188 görüntüleme

KATLIAM - TEPKIKadına yönelik şiddetin temel nedeni ideolojiktir. Eşitsizlik ve hiyerarşi, sömürü üzerine inşa edilen erkek egemen sistemin kendisi şiddeti üretmektedir. Bu sistemin şiddet politikaları en çok kadınları ve çocukları etkilemektedir. Beş bin yıllık ataerkil sistem kendisini kadın emeğinin sömürüsü üzerinden şekillendirmiş, kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik tüm toplumsal ilişkilerde yansımasını bulmuştur. Toplumsal yaşamın dışına itlilen, emeği sömürülen ikincil konuma itilen kadın, erkek şiddetinin en acımasız biçimleri ile karşı karşıya kalmıştır.Kadına yönelik şiddet ile mücadeleyi 3 temel eksen üzerinden ele almak ve mücadele araçlarını buna göre belirlemek gerekir diye düşünüyorum. Bunlardan ilki kadına yönelik şiddetin politik olduğu bilincinden hareketle kadın özgürlük ideolojisi etrafından örgütlenmek, egemen sistemin bize öğrettiği ve dayatığı tüm zihinsel kalıplardan arınmak gerekliliğidir. -Ki bu da zihinsel bir devrimi zorunlu kılar-  Bunun için kadın özgürlükçü bir paradigma ile toplumun tüm alanında yeni bir hukuk oluşturmak zorunludur. Sadece kadınlar için değil, tüm toplumsal alanda demokratik, ekolojk kadın özgürlükçü paradigma ile yasal ve anayasal düzenlemeler yaparak özgürlükçü bir hukukun oluşturulması gerekmektedir.

İkinci boyut ise kadın dayanışmasını güçlendirmek ve kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmektir.

Üçüncü boyut ise kadınlara dayatılan politikalara karşı kendi öz savunmayı geliştirmektir.

Bu üç eksende yürüteceğimiz mücadelenin özü örgütlenmek ve kadının kolektif iradesini açığa çıkarmak olmalıdır. Kek tek kadınların vereceği mücadele tabii ki küçümsenemez, ancak bu adar köklü bir sorunla başedebilmenin yolu kadınların örgütlenmesi ve kadın dayanışmasını güçlendirmekten geçmektedir.

Erkek zihniyetli yasalar şiddeti engelleyemez

Türkiye’de son yıllarda kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda kimi yasalar çıkartılmış, uluslararası sözleşmeler imzalanmış olmasına rağmen, şiddetin giderek artması sorunun kapsamını göstermesi açısından oldukça çarpıcıdır. Her gün kadınlar şiddete uğramakta; eşleri, sevgilileri, eski eşleri tarafından hala katledilmektedir. En son Mersin’de Özgecan’ın hunharca katledilmesi, kadınlar tarafından büyük bir öfke ile karşılanmış, Türkiye ve Kürdistan’ın birçok yerinde kadınlar sokağa çıkmıştır. Kadınlar “bu son olsun” demişse de
Özgecan’dan sonra onlarca kadın daha erkek şiddeti nedeniyle katledilmiştir. Kısacası kadına yönelik şiddet bir katliama, kadın kırımına dönüşmüş durumundadır. Burada önemli olan yasalar değil, yasaların hangi zihniyetle çıkartıldığı ve yasa uygulayıcıların zihinsel yapısıdır. Erkek egemen sistemin temsilciliğini yapanların çıkardıkları yasaların kadına yönelik şiddeti engellemesi mümkün değildir. Türkiye’de çıkartılan bütün yasalar şiddetin nedenlerini ortadan kaldırmaktan ve önleyici tedbirlerden geliştirmekten ziyade, şiddetin sonuçlarını ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Kadın-erkek eşitliğine inanmayan, aile içerisinde kadının geleneksel rolünü sürdürmesinde ısrarcı olan zihniyetin iktidarda olduğu bir yerde, kadına yönelik şiddetin ortadan kalkması mümkün değildir.

Kadınların muazzam mücadelesi

Erkek egemen sistemin saldırılarına karşı tarihin her döneminde kadınların direniş gösterdiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi, Türkiye ve dünya kadın hareketinin bugün ortaya çıkardığı mücadeleyi bu bağlamda ele almak gerekir. Kadınlar erkek egemen sisteme karşı dünyanın her yerinde farklı deneyimlarle mücadele etmektedir. Bu mücadelenin ortak noktası “başka bir dünya ve yaşam mümkün” sloganında hayat bulan, erkek egemen sisteme karşı başka bir sistemin mümkün olduğu düşüncesidir. Kadınların toplumsal yaşamın her alanında var olmak için muazzam bir mücadele yürütüğünü görmek gerekir. Verilen bu mücadele ile kadınlar lehine çok önemli kazanımlar da elde edilmiştir. Ancak şiddetin tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmamıştır.

Direngen kadınlar ve öz irade

Savaş süreçlerinde kadına yönelik şiddet daha da artmaktadır. Biz kadınlar olarak her 8 Mart ve 25 Kasım günlerinde savaşa karşı çıktık ve barış mücadelesinde kadınların rolünü dile getirdik. Savaş dönemlerinde kadınların savaş ganimeti olarak ele alındığını, kadın bedeninin savaş alanına çevrildiğine dikkat çektik, savaşın yoksulluk, göç demek olduğunu vurguladık.

2IŞİD’in saldırıları sonucu, Suriye ve Irak ve Kürdistan’da yaşananların korkunç sonuçlarını hep birlikte yaşadık, yaşıyoruz. Tüm bunlar yaşanırken tabii ki kadına dayatılan bu zulüm ve kölelik politikalarına karşı direnen kadınlar da olduğunu gördük. Bu direniş bütün kadınlara güç ve moral vermiştir. Özellikle Rojava Devrimi ve Kobanê direnişinde Kürt kadınlarının sergilediği direniş geleneği ve öncü yürüyüşü, sadece Kürdistan halklarını değil, bütün dünya halklarını etkilemiştir. Bu çizgi, özgürlük iddiası olan kadınların mücadelesine büyük bir güç, moral ve motivasyon katmıştır. Kadınlar hem Rojava’da hem Kürdistan’ın dört parçasında özgür bir yaşamın inşası için mücadele yürütüyorlar. Kürdistan halkı ve kadınları, kendi öz gücüne dayanarak demokratik özerk bir sistemi inşa ederek devleti dönüşüme ve çözüme zorlamaktadırlar. 

Demokrasiyi yerelden inşa etmek

AKP’nin çözümsüzlük ve savaş politikasına karşı devletten bekleyen değil, kendi çözümünü geliştirerek devleti de çözüme zorlayan bir perspektifle öz yönetimler ilan edilerek, Kürt sorunun çözümünde halk iradesi ortaya konuluyor. Bu hem Türkiye hem Kürdistan açısından yeni bir durumu ifade etmektedir. Devlet, halkın çözüm taleplerine devletin tüm zor araçlarını kullanarak cevap vermektedir. Halk meclislerinin kendini ilan ettiği yerlere tanklarla, panzerle, özel birliklerle müdahale ederek, sivil halka zor kullanarak savaş politikalarını 90’lı yılların konseptini aşan bir noktaya taşımıştır. Ancak Kürt halkı, kadınlar devletin savaş politikalarına karşı direnişi ve kendi öz yönetimini geliştirerek cevap vermektedir. Kendi kendini yönetme, demokrasiyi yerelden inşa etme talebi ve mücadelesi mevcut sistemin değişimini zorunlu kılmaktadır. Demokratik Özerk Kürdistan ve Demokratik Cumhuriyeti geliştirmek, Türkiye’deki bu katı merkeziyetçi sistemin değişmesi ile mümkün olacaktır. Devlet bu değişime direnmekte ve bu değişim talebini her türlü zor aracıyla bastırmaya çalışmaktadır.

Şiddeti önleyici tedbir öz savunmayı sağlamaktır

Erkek egemen sistemin temsilcilerini en çok korkutan şey örgütlü kadınlardır. Bu nedenle eşitlik ve özgürlük için örgütlenen kadınlar sistemin hedefi haline gelmektedir. Kadınlar özgürlük halayını büyüttükçe, sistemin dayattığı kölelik zincirleri kırılmaktadır. Her kırılan zincir, erkek egemen sistemin çözülmesi demekOZ SAVUNMA - BARIKAT - GEVERtir. Bu nedenledir ki kadınlara yönelik şiddet giderek artmaktadır. Artık daha çok kadın bu zincirlerle yaşamak istemediğini haykırmakta, kadınların özgürlük ve eşitlik talebi karşısında sistemin temsilcileri olan erkeklerin saldırıları da artmaktadır. Bu saldırıları bertaraf etmenin yolu, kadınların kendi öz savunmasını geliştirmesinden geçer. Kadınlar, kendilerine ve haklarına yönelik geliştirilen sistematik saldırılara karşı öz savunmasını almak zorundadır. Öz savunmanın iki temel ilkesi vardır; bunlardan birincisi ve bana göre en önemlisi örgütü, mücadeleyi ve kadın dayanışmasını güçlendirmek ve kadınlara karşı gelişebilecek saldırıları önlemektir. En önemlisi de şiddeti önleyici tedbirler almaktır. Kendi öz örgütlülüğünü güçlendiren kadınlar, toplumdaki değişime ve özellikle de zihinsel değişime öncülük edeceklerdir. Öz savunmanın diğer ilkesi ise güvenlik boyutudur. Şiddet mağduru kadınlar kendilerini korumalı ve bunun araçlarını yaratmalıdır. Kadın örgütlerinin de son dönemde yoğunca tartıştıkları öz savunma, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve ortadan kaldırılması için oldukça önemli bir noktada durmaktadır. Kadınların hem bireysel olarak hem de kolektif olarak  öz savunmalarını geliştirmeleri, şiddetin önlenmesini sağlayacaktır.

Tekrar vurgulamak gerekir ki biz kadınlar açısından en önemli konu erkek egemen sistemi değiştirecek kadın özgürlükçü ve demokratik bir yaşamı inşa etmektir. Mevcut sistem değişmedikçe, bu sistemin tüm eril saldırılarıyla karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır. Tüm toplumsal yasaların, erkek egemen sistem esas alınarak yapıldığını düşündüğümüzde, kadınların bu sistem içerisinde özgür olmaları pek olanaklı değildir. Sadece kadınlar açısından değil; tüm kimlikler, kültürler ve inançlar açısından da bu sistemin değişmesi olmazsa olmazdır. Bu nedenle kadınların mücadelesi sadece kadınlar açısından değil, tüm toplumsal kesimlerin eşitlik ve özgürlük mücadelesi açısından da oldukça önemlidir. 

Sebahat Tuncel: Halkların Demokratik Kongresi Eş sözcüsü