Rojavalı kadınlar toplumsal vicdanı uyandırıyorlar

- Soad BABA AISSA
273 görüntüleme

Bir yılı aşkındır, YPJ’li kadınlar önemli bir mücadele örneğini sergiliyorlar. YPJ’liler mücadeleleri ile Rojava bölgesinde İslamcı teröristlere kaarşı en iyi cevabı vermektedirler. Kadınların örgütlülük düzeyi ve iradesel duruşları, DAİŞ’in geri çekilmesini ve giderek gücünü kaybetmesini beraberinde getirmiştir.

Rojava’daki Kürt kadınları sadece özsavunmalarıyla değil, toplumsal alanda yarattıkları değişimlerle de kendilerini gösteriyorlar. Dolayısıyla Rojava’da kadınlar iki noktada karşımıza çıkıyorlar; özsavunma ve toplumsal boyut… Bu bir hayal veya ütopya olmaktan çıkarak, bir gerçeğe dönüşmüş durumdadır. Kadınlar, özsavunmalarıyla sadece bir bölge veya Kürdistan’ın özerkliğiyle sınırlı kılmıyor, öncelikle siviller başta olmak üzere tüm halklara, inançlı veya inançsızlara karşı sorumluluk bilinciyle hareket ediyorlar. İslamcı terörizm diktasının halklara, kadınlara yönelik saldırılarına karşı YPJ’liler, halkların, kadınların kendi topraklarında kendi sistemleriyle özgürleşebileceğini ve bunun vicdani bir sorumluluk olduğunu hatırlatarak mücadele ediyorlar.

Kürt kadınları halkların ve kadınların umudu oldu

Kürt kadınları silahlı mücadelenin ötesinde toplumu dönüştürmeyi esas alıyor. Ataerkil sisteme, yine onun yaratmış olduğu dinciliğe karşı mücadele ediyor. Ortadoğu coğrafyasında otuz yıldır İranlı, Cezayirli, Afganlı, Iraklı ve Suriyeli kadınlar İslamcı ideolojinin mağdurudurlar. Kadınlar kendi bölgelerinde bu ideolojinin uygulamalarını dayatan, özgürlüklerini ve haklarını ihlal eden yapılara karşı mücadele ediyorlar.

Ancak Kobanê’deki kadınlar Fransa ve Avrupa başta olmak üzere herkesin gözlerinin önündeki perdeyi indirdiler. Evet YPJ, siyasallaşan İslamın geldiği noktayı gözler önüne serdi. Soykırımcı aşırı sağcı bu ideolojiden birçok kesim habersizdir. Seks köleliği, tecavüz, recm gibi uygulamalarla kadınların yaşamını cehenneme çevirmek isteyen bu teröristler, başta kadınlara saldırarak kendi emellerini gerçekleştirmek istiyorlardı. Kadınlar ve sivillerin mağdur olduğu, insanlık dışı bu vahşi ideolojinin Ortadoğu’ya hakim olmasının önüne geçen Kürt kadınları, halkların ve kadınların umut kaynağı oldular. Haykırarak, DAİŞ’e geçit vermeyen Kürt kadınları, direnişleriyle DAİŞ’in korkulu rüyası oldular.

Kürt kadınları hayatlarını ortaya koyarak bu ideoloji ve İslamcı terörizme karşı mücadele ettiler ve ediyorlar. Laik bir toplumun inşası ve insanlığın geleceği için bu kadınlar anahtar rolündedirler.

Ben anti-militarist bir kadınım ve savaşa karşıyım. Ama Kürt kadınlarının silahlı mücadeleyi seçmesi uluslar arası güçlerin Ortadoğu politikalarından kaynaklıdır. AB devletleri, Türkiye, Amerika gibi devletler İslamcı ideoloji karşısında işbirlikçi, diplomatik ve iki yüzlü politikalarla sorunu daha da derinleştirmişlerdir. Onlarla mücadele etme yerine ekonomik çıkarlar göz önüne alınarak, objektif müttefikler halinde hareket etmişlerdir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu terörist gruplar Irak petrolünden elde ettikleri gelirle savaşıyor ve gücüne güç katıyorlar. Bu Batı uygarlığının, Doğu uygarlığına karşı bir savaşı değildir. Burada tamamen çıkarlar ön plandadır. Bu oyunu Kobanê bozdu. Gerici bir toplum projesine karşı, Kürtler   ideolojik bir mücadele yürüttü. Ortadoğu’nun başına bela edilen bu düşmanlara karşı Kürt kadınları yalnız mücadele etti. Eğer silahlı İslama boyun eğselerdi, özsavunma ile cevap vermeselerdi, bu bölge savunmasız kalırdı. Bizler de bugün hükümetler ve vatandaşlar olarak ‘bunu bilmiyorduk’ diyemeyiz. Çünkü DAİŞ, genç kızları ve kadınları seks kölesi olarak satıyor, tecavüz ediyor ve katlediyor. Dolayısıyla Kürt kadınları tüm bunlar karşısında savunmasız kalamazlardı. Silahlı mücadele işte burada devreye giriyor. Bu durumda Kürt kadınları silah kullanmasın diyebilecek olan var mı? Nasıl ki nazilere karşı Fransa başta olmak üzere tüm dünya silahlı mücadele direnişini benimsemiş ise, YPJ de bugün Ortadoğu’da aynısını yapıyor.

SYRIA-CONFLICT-KURDS-ISLAMISTS-WOMEN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Verili sisteme karşı, kendi sistemlerini oluşturuyorlar

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, aynı zamanda kadın hareketlerinin durumunu ortaya koyan, değişimlere öncülük eden bir gündür. Kadınların tarihlerini, direnişlerini, cesaret ve iradeleriyle kendilerini ortaya koyma günüdür. 2015 yılı ise, Rojavalı kadınların mücadele ve direnişleriyle kendilerinden söz etme yılı olacaktır. Bu 8 Mart sadece bir anma değil, aynı zamanda ortaklaşmalarımızı daha da güçlendirecektir. Bununla birlikte Kürt kadınlarının dünya çapındaki rollerini oynamaları için bir dayanışma göstergesi olacaktır.

Rojava’daki Kürt kadınları sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, kısacası hayatın her alanında yer alıyorlar. Kadınlar değişim ve gelişim dinamiklerinin merkezinde bulunmaktadırlar. Bugün inşa edilen özerk bölgelerde neredeyse yarı yarıya temsil ediliyorlar. Tüm bunları tarihten dersler çıkartarak yapıyorlar. Halk ayaklamaları ve kurtuluş savaşlarından sonra kadınların ataerkil sistem tarafından tekrardan geleneksel eş ve anne rollerine dönmeleri Rojavalı kadınlara ders olmuş durumdadır. Bu nedenle Rojavalı kadınlar baştan itibaren direnişe, özsavunma ve zihniyet dönüşüm faaliyetlerine aktif bir şekilde katıldılar. Savaştan sonrasına bırakmadılar Rojavalı kadınlar, savaş öncesi politik makamlarda yer alıp, kadın ve erkek eşitliğinin inşacısı oldular.

Rojava ile birlikte kadın hareketlerinin mücadele seyri de önemli bir noktaya geldi. Dolayısıyla feminizmi sadece Batı eksenli ele almak yanlış olur. Evet, gelişim seyri Batı eksenlidir ama mücadele alanları geniştir. Yoksa şimdiye kadar feminist ve ekolojik sorunlar Batı toplum ve feministlerin doğuştan yetenek ve ilgi kategorileri içerisinde yer alırdı. Aradaki fark şudur; erkek siyasetçiler, sağcı veya solcu fark etmez, feminizmi erkeklerin ayağına batırılmış bir diken gibi görmektedirler. Bu kadınları ele alırken, farklı yaklaşımları da beraberinde getirmiştir. Birkaç yüzyıldır sanki kadınlar insanlığın yarısı değilmiş gibi yaklaşımlar başta olmak üzere, ataerkil sistemin kadınlar üzerindeki uygulamaları toplumsal kaosu da beraberinde getirmiştir.

Rojavalı kadınlar kendi topraklarında feminist ve ekolojik bir toplum için aktif mücadele ediyorlar. Halkların eşitliği için politik, ekonomik, sosyal ve kültürel mücadele seçimlerle olur. Yoksullukla, ayrımcılığa karşı nasıl mücadele edeceğiz, yine mevcut kapitalist sistemle nasıl mücadele edeceğiz ve en önemlisi de nasıl bir toplum inşa etmek istiyoruz? Tüm bunlar önem taşımaktadır, özellikle Rojava’nın inşa süreci bunları bize daha net yansıtacaktır.

Bir çatışma ve işgal ortamında hayat koşullarıyla mücadele ediyorsun ve ideolojik perspektifini uygulamaya çalışıyorsun. İşte Rojavalı kadınlar burada toplumsal vicdanı uyandırıyorlar. Militarist, kadın düşmanı ve ahlaksız gerici bir ideolojiye karşı Rojavalı kadınlar dünyadaki kadınlar için bir umuttur. Batı ve Doğu toplumlarının dönüşmesi, kadın ve erkeklerin vicdani uyanışı için bunların yaşanması şarttır. Feminizm bir nevi insanlığın değişim dinamizminin kalbinde yaşamasıdır.

Soad BABA AISSA (Laikçi-Feminist, aynı zamanda Femmes Solidaires yönetim üyesi)