Terolar’da Kızılbaş kadınlar direniyor

- Hatice ALTINIŞIK
267 görüntüleme

TEROOsmanlı, nedeni ne olursa olsun kendine karşı direnenleri “şaki, kuta-i tarık” yani bugünkü tabiri ile “terörist” olarak adlandırılmıştır. Neden direndiklerine, sorunu oluşturan nedenlere bakmamış, çözüm üretmeye yaklaşmamıştır. Tarihin her döneminde haksızlığa, baskıya sömürüye karşı mücadele eden, hakkı adaleti isteyenler, karşıtlık ilişki ve çelişkisi içinde düşünüldüğünde; iktidarlar tarafından “şaki, kuta-i tarık” diye nitelendirilerek ortadan kaldırılmalarına ilişkin politikalar izlenmiştir.

Üç tekliği (dil-din-ırk) dayatan bugünün iktidarı da Neo-Osmanlı düşü ile tıpkı dünküler gibi aynı yol ve yöntemde ısrar etmektedir. Kuzey Kürdistan topraklarında Kürt halkının, Kürdistan ve Anadolu topraklarında Kürt, Arap ve Türk Alevi toplumunun “eşitlik, özgürlük ve adalet”ısrarı karşısında 3 tek’lik ile çıkılmış ve bu yaklaşım sorunların büyümesine, çözümün tıkanmasına neden olmuştur. Mezarları bombalatmak, öldürülen bedenleri araba arkasında sokaklarda sürüklemek, tüm acizliğini ve yenilmişliğini ölü kadın bedeni üzerinden kamufle etmeye çalışmak, bu tekçi zihniyetin vahşi uygulamalarından bir kaçıdır. Kadın bedenleri, insanlık, kültürel ve inançsal değerler üzerinden saldırarak halkları teslim alma ve diz çökertme girişimleri, sorun yaratmanın ve çözümsüzlüğü dayatmanın ötesindedir.

TEROLAR KADIN DIRENISISarayın “Silvan, Varto, Silopi, Derik, Sur, Cizre, Nusaybin vs” saldırılarına daha geniş bir çerçeveden bakmak gerekiyor. Bu saldırılar, Kürdistan’ı insansızlaştırma, insanları topraksızlaştırma ve tüm değerlerinden kopartarak hiçleştirme, sömürgeleştirme ve her santimetrekareyi ranta dönüştürme savaşıdır. Şimdi Alevilerin yaşadığı bölgelere Suriye’den getirilen mültecilerin yerleştirilmesi projesi de bu savaşın bir parçasıdır. Bu proje ile buradaki Alevi nüfusu eritilmek, göçertilmek ve parçalanmak isteniyor. Her ne kadar “27 bin Suriyeli sığınmacının barındırılması” denilse de, amaç cihatçı zihniyetin hakim olduğu bir oluşum kurmaktır. Alevilerin yaşadığı alanlara AFAD adına mülteci kampları kurma girişimlerini böyle görmek gerekiyor.

Geçtiğimiz sonbaharda Torhildan’da,  Maraş’ta idim. Henüz kamp konusu kamu düzeyinde gizli bilgi olarak konuşuluyordu. Muhtarların başvurusuna henüz “böyle birşey yok” denildiği dönemdi. Bahsi geçen kampın yapımına konu olan alan (Sivrice Höyük) Terolar  köyünün merası. Köylülerden imza ile meralarından vazgeçmeleri isteniyordu ki, Meclis’te çıkartılan torbanın içine eklenen madde ile köylünün toprağına el koyma (gasp) için yasal zemin oluşturmakta geç kalmadılar.

Hemen akabinde bölge Sivil Toplum Kuruluşları (STK) “Maraş Yaşam Platformu”nu oluşturdu. 6380 dönümlük alanda 27 bin Suriye’linin yerleştirileceği konteyner kamp, 25 köyü kapsıyordu.”Ne yerleştirilecek sığınmacıların, ne de köylülerin sosyal, kültürel ve inançsal yaşamlarını etkilemeyecek, zora sokmayacak bir alana çekilmesi” için çalışmalara başlandı. Lakin devlet stratejik olarak seçtiği köy merasına kamp yapmakta ısrarlıydı ve hiçbir görüşme talebini dikkate almadı.

Stratejik olarak Maraş-Pazarcık Terolar’ın seçilmesindeki üç ana nedeni şöyle sıralayabiliriz:

1- Kampın yapılacağı alan Kürt Alevilerinin 1978 Maraş katliamına rağmen terketmedikleri toprakları kapsıyor. Böylelikle buralar gasp edilecek ve halk göçe zorlanacak.TEROLAR BASIN ACIKLAMASI

2- Topraklarını, kültürünü bırakıp göç etmeyen ve direnen Kürt Alevileri, devletin AFAD kamplarına yerleştirmeyi planladığı Sunni Arapların baskın kültürü içerisinde eritmek ve zaman içerisinde yok etmek. Yani bölge halkını kimliksizleştirmek… 1978 Maraş katliamıyla başarılamayan bir plandı bu, şimdi AKP iktidarı nihai amacı tekrar devreye koyacak.

3- Kürt Alevilerin yaşadığı Terolar bölgesi gün yüzüne çıkmamış tarihi ve kültürel değerlerinin yanı sıra, yer altı kaynakları itibariyle de stratejiktir. Bu topraklar barındırdığı tonlarca krom rezervi ile de ele geçirilmesi gereken bir bölge olarak iktidarcı güçlerin hedefidir.

Maraş Terolar halkının topraklarının gasp edilmesi ile Sur, Cizre, Şırnak, Nusabin başta olmak üzere bölge topraklarının gasp edilerek sömürgeye çevirilmesi için yürütülen politik strateji aynı, yöntemleri ise farklıdır. Bu fark ise karşı koyuş, karşı duruş ile ilgilidir. Diğer bölgelerde örgütlü halk etnik, inançsal, kültürel kimliğini toprağını korumak için canı pahasına aktif bir karşı duruş ile güçlü mücadele etmekte iken, Maraş Terolar’daki direnişi başlatan ve hala sürmesini sağlayan güçlü Kızılbaş kadınlarına rağmen, platform inisiyatifi kırılarak devletin çizdiği sınırlara çeşitli yapılarca sıkıştırılmıştır. Bu zaaf kamp inşaatının başlatılmasına ve hatta neredeyse bitirilmesine fırsat sunmuştur. Halka rağmen, Kızılbaş kadınların direnişine rağmen böylesi zaaf içeren zayıf duruşlar iradeyi gaspçıya teslim etmek demektir ki bu da önümüzdeki dönem farklı Alevi yerleşim yerlerini tehlike ile yüz yüze bırakmak olur.

TEROLAR 2Yukarıda bahsettiğmiz zaaf ve zayıflık; direnişi kıran, toprak gaspının gerçekleşmesine neden olan zihniyeti “Kızılbaş” cesaret ve ciddiyetle ele almamaktır. Bu direniş alanındaki varlığımız sloganik olamaz, bir kaç fotoğraf karesi çekip paylaşmak ile gelişemez, sabah direniş alanına gelip kısa bir süre kaldıktan sonra oradan ayrılmak ile mücadele yürütülemez.

Sonbaharda oradaydım, her ilçesinde toplantılara katıldım, yüzlerce insanla konuştum, dokundum. “Korkuyoruz ” dediler… Maraş katliamı travması ile yalnız bıraktığımız için korkuyorlardı, biz olmadığımız için korkuyorlardı…

Alevilerin, Alevi örgütlerinin ivedilikle siyasal süreci doğru tahlil etmek için ortak Alevi aklını açığa çıkarması gerekmektedir. Topraklarımızı gasp ettiği gibi kurumlarımızı da gasp eden devlet aklından uzaklaşma ve arınma zamanı olduğu gibi, bu sömürgeci, tekçi aklın hegomanyasına karşı mücadele veren tüm kimlik ve kültürel mücadele zeminlerinde “Alevi kimliğiyle” buluşma ve yoldaşlık etme zamanıdır da.

Dünyanın neresinde yaşıyorsak yaşayalım oraya Terolar’ı, oraya Sur’u, oraya Cizre’yi taşıdığımızda mücadeleyi büyütmüş, yalnız bırakmamış ve ORADA olmuş olacağız…

*Alevi Bektaşi Enstitüsü