TJK-E ile mevzimiz daha güçlü

- Döne GÜZEL
323 görüntüleme

TJK-E Başkanı G. G: Avrupa Kürt Kadın Hareketi, kendi örgütlülüğünü daha fazla büyütmelidir. Bunu emeklerimizin ve kazandığımız mevzilerin bir sonucu olarak yapmak zorundayız. Geçmişin gerisine düşmeden ama geçmiş mirasımızdan da beslenerek kendimizi yeniden örgütlüyoruz. 

Kürt kadınları bulundukları her alanda çalışma ve kurumlaşma düzeyleri ile örgütlü gücünü büyütmeye devam ediyor. Uzun yıllardır Avrupa’da önemli çalışmalar yürüten Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) geçtiğimiz Kasım ayında gerçekleştirdiği kongre ile uzun yıllara varan emek ve çabalarının daha da görünür kılınması için çalışmalarını resmi bir statüye kavuşturdu. Biz de kongre ile birlikte TJK-E başkanlığına seçilen G. G ile Avrupa’da yaşayan Kürt kadınlarının geçmiş deneyimlerini ve bugünü konuştuk. Kongrede alınan kararların yanı sıra Kürt kadınlarının önümüzdeki süreçte Avrupa’da yürütecekleri faaliyetleri de Gündemir gazetemiz Newaya Jin’a değerlendirdi.

 

Avrupa Kürt Kadın Hareketi’nin (TJK-E) başkanlığına seçildiniz. Sizi tanımayanlar için kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Dersim kökenli bir aileden geliyorum. Dersim biliyorsunuz sol kültürün hakim olduğu alan. Ben de bu kültürden etkilenen ve bu kültür içerisinde büyüyen biriyim. Dersim katliamını yaşayan bir ailenin çocuğu olmak sanırım özgürlük mücadelesine daha duyarlı olmanı sağlıyor. Bir de zaten Kürt ve Alevi olmak muhalif kimliğe sahip olmak demektir. Geçmişte de hep sol hareketler içerisinde yer aldım. Türkiye’de sivil toplum örgütlerinde çalışmalar yürüttüm. Yine İnsan Halkları ve Pir Sultan Abdal derneklerinde faaliyetlerde bulundum. O süreçlerde Sivas katliamı, Leyla Zana ve arkadaşlarının tutuklanması beni derinden etkiledi, benim için bir dönüm noktası oldu. Kürt kimliği üzerine sorgulamalarım başladı. O dönem Türkiye’de bir şeyler yapmak bedel istiyordu. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Mücadelesi ile buluşmak kolay değildi. Her ne kadar sivil toplum örgütlerinde belli tartışmalar olsa da bunu ileriye taşırmanın imkan ve olanakları sınırlıydı. 1996’da Avrupa’ya çıkışımla birlikte Kürt Özgürlük Mücadelesi ile daha yakından ilişkilendim. O dönemler çok yoğun çalışmalar vardı. Özellikle Kuzey Kürdistan’da Türk devletinin baskıları sonucu gelen bir insan seli vardı. Avrupa’da sistematik bir çalışma yürütülüyordu ve çok etkili bir güç oluşmuştu. Ben de kendimi bu çalışmaların içerisinde buldum. Bugüne kadar da halkın bir neferi olarak işin bir ucundan tutmaya çalışıyorum. Bu nedenle çalışmaların dışında olan bir değilim. Uzun yıllar yerelde kadın çalışmaları içerisinde yer aldım. Hollanda Halk Konseyi başkanlığını yaptım. Yine kadın kurumlarında aktif olarak çalıştım.

Kürt Kadın Hareketi aslında Avrupa’da uzun yıllardır örgütlü bir güce sahip. Bize biraz geçmiş deneyimlerden bahsedebilir misiniz? 

Başta şunu vurgulamak isterim; Kongrede de dile geldiği gibi biz Avrupa Kürt Kadın Hareketi olarak, Kürt kadınlarının bugüne kadar var olan tecrübelerinden feyz alıyoruz. Kürt kadınları bugünkü aşamaya ulaşıncaya kadar çok büyük bedeller ödedi ve ödemeye de devam ediyor. Avrupa’daki ilk örgütlülüğümüz olan YJWK’nin kadın özgürlük çizgisini esas alıyoruz. Yani biz işe sıfırdan başlamıyoruz. Geçmiş yıllara dayanan bir emek ve örgütlülüğümüz var. Bunu daha fazla geliştirme ve büyütmeyi esas alarak çalışmalarımızı yürüteceğiz.

Avrupa’da Kürt kadınlarının yürüttüğü çalışmalarda zaman zaman tıkanmalar yaşansa da, öncülük misyonu hep belirgin olmuştur. Kadınlar bulundukları yerde çalışmalara kendi rengini katıyor ve görünür kılıyorsa, orada kadın örgütlülüğünden söz edebiliriz. İşte Avrupa’da bizler geçmişten beri kendi rengimiz ve emeğimizle öne çıktık. On yıl öncesine baktığımda kadın çalışmalarının yoğunluğunu şimdi daha iyi görebiliyorum. Eylem ve etkinliklerde şimdi olduğu gibi o zamanda kadınlar ön saflarda yer alıyorlardı. Kadın-erkek tartışmalarının yoğun olduğu, yine söylediğini mutlaka yapan bir kadın duruşu vardı. Kadınlar kendi örgütlülüğüyle eylem ve etkinlik düzenler, paneller organize ederlerdi. Bu ‘kadın tek başına bir şey yapamaz’ diyenlere de cevap niteliğindeydi. Kadınlar şevk, heyecan ve sevgi ile faaliyet yürütüyorlardı. Kürt kadınları toplum içerisinde duruşu ve emeğiyle saygılık kazandı. Geçmişe oranla çalışmalarımızın daha da ileri bir aşamada olması gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla Avrupa Kürt Kadın Hareketi, kendi örgütlülüğünü daha fazla büyütmelidir. Bunu emeklerimizin ve kazandığımız mevzilerin bir sonucu olarak yapmak zorundayız. Geçmişin gerisine düşmeden ama geçmiş mirasımızdan da beslenerek kendimizi yeniden örgütlüyoruz.

TJK-E kendisini resmileştirdi. Bundan sonra nasıl bir çalışma yürüteceksiniz?

Yaşamın her alanında kadının görünür kılınması için mücadelemizi daha da yükselteceğiz. Şiddete maruz kalan, ötekileştirilen, yok sayılan kadınların sesi olacağız. Kadın iradesini açığa çıkacağı bir yol izleyeceğiz. Bununla birlikte mücadelemizin esasını oluşturan demokratik-ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma ekseninde TKJ-E kendisini örgütleyecek. Kadın iradesinin, özgücünün, bilincinin açığa çıkacağı özgün-özerk bir sistemi TJK-E benimsiyor. Yani Avrupa Kürt Kadın Hareketi, demokratik ulus inşasını esas alıyor. Toplumun ahlaki ve politik yapısını özgürce oluşturabildiği, toplumsal özgürlük ve eşitliğin gerçek anlamda mümkün kılınabildiği bir toplum modelini hedefliyor. Burada esas olan ise özgür kadın ve demokratik toplumdur. Kadının siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, hukuki, ekolojik, etik, estetik ve diplomasi alanlarında güçlü özgün-özerk örgütlenmesini büyüteceğiz. Daha doğrusu bu alanlarda kalıcı kurumlaşmalara ağırlık vereceğiz.

TJK-E’yi bir çatı örgütü olarak görmek gerekiyor. Komün ve meclisler ile birlikte demokratik konfederal sistemin yapı taşlarını öreceğiz. Bizim zaten bir örgütlülüğümüz var ve bunu daha da geliştireceğiz. Yine kadın kurumlarımız, meclislerimiz, inisiyatiflerimiz, komisyonlarımız var. Yerellerde belli bir örgütlülüğümüz söz konusu. Bunlara ek olarak kooperatif, komün, kadın akademileri, kadın ocakları, vakıflar vb. çalışmalar da yürütüteceğiz. Farklı kadın örgütleriyle olan ilişkilerimizi daha da büyüteceğiz. Özellikle göçmen kadınların yaşadığı sorunların giderilmesine yönelik farklı kadın örgütleriyle yine kadın akademileri ve vakıflarıyla ortak projeler geliştireceğiz.

Kongrede dikkat çeken diğer bir nokta ise ekonomi, diploması, öz savunma konusundaki tartışmalardı. Bu alanlarda nasıl bir çalışmayı esas alıyorsunuz?  

Uzun yıllar emek veren bir hareket olmamıza rağmen bizim diplomasi ayağımız hep eksik kaldı. Daha çok içe dönük bir çalışma yürüttük. Bizim dışımızda olan birçok kadına da ulaşamadık. Farklı kadın örgütleriyle ortak çalışma yürütme, bu çalışmaları büyütmede sorun yaşadık, yaşıyoruz. Diploması alanını bir türlü içselleştiremedik. Diplomasi çalışmalarının gelişmesi halklar, topluluklar ve kadınlar arasında dayanışmaya, ortaklaşmaya önemli bir katkı sunacaktır. Yine ataerkil sistem güçlerinin politikalarının teşhir edilmesi, etkisizleştirilmesi için ortak mücadele platformlarının geliştirilmesi önem kazanmaktadır. Bizler demokratik özerklik projemizi uluslararası alanda güçlü tanıtmalıyız. Bu da ancak diploması ile sağlanır.

Kadın öncülüğünde komünal ekonomiyi geliştirmeyi hedefliyoruz. Ekolojik dengeyi esas alarak bu alanda çalışmalarımızı geliştireceğiz. Bu bizim için yeni alandır. İlk defa bu alanda çalışmalar yürüteceğiz. Komünal ekonomi anlayışını kurumlaştırarak komitelere gideceğiz. Bazı bölgelerde kooperatifleşme çalışmalarına ağırlık vereceğiz.

Ataerkil sistemin kadına karşı saldırılarına öz savunma ile karşılık vereceğimizi düşünüyoruz. Dolayısıyla öz savunma bizim için önem kazanıyor. Kadın kırımına karşı etkili bir mücadele anlayışını ve eylemini geliştirmek için öz savunma kadınların olmazsa olmazıdır. Bu nedenle biz kadınlar bulunduğumuz her alanda örgütlülüğümüzü güçlendirmeliyiz ki, öz savunmamız gelişsin. Avrupa’da da ne kadar örgütlüysek o kadar kendimizi koruyabiliriz. Örgütlülük, öz savunmanın en önemli noktasıdır. Dolayısıyla ben “daha fazla örgütlülük ve örgütlülük” diyorum.