‘Varlık bilinci ile yürüyoruz’

- Site varsayılanı
211 görüntüleme

BAHARADANC - SAADETDEMIRBahar Adanç ve Saadet Demir… Çantalarını sırtlayıp taa yüzlerce kilometre uzaktan yola çıkan iki kadın… Kürdistan’da, Cizre sonrasında “bir şeyler yapmalıyız” diyerek yola koyuldular. Amaçları diplomatik görüşmelerle duyarlılık yaratmak ve kamuoyu oluşturmak.

Bahar, üniversite öğrencisi, yürüyüş için okulunu dondurmuş. Saadet ise işini bırakmış. “Mezopotamya coğrafyasında kim eziliyorsa, kimin varlığı yok sayılıyorsa, kim yaşananların altında kalıyorsa, onlar içindir bu yürüyüşümüz” diye özetliyorlar yürüyüşlerinin amacını.

Yürüyüşün Hollanda durağında yakaladığımız Saadet ve Bahar, gazetemiz Newaya Jin ile duygularını, yürüyüş amaçlarını ve gerçekleştirdikleri görüşmeleri paylaştılar…

Öncelikle şurdan başlamak istiyoruz; bu yürüyüş fikri nasıl oluştu? Nasıl bir araya geldiniz?

BAHAR -  SAADET DEMIRBahar: Cizre katliamı herkeste olduğu gibi bizler de derin etkiler bıraktı. Bu yürüyüş fikrinin Cizre ile oluştuğunu söyleyebiliriz. Aslında Rojava devrimi olurken, Şengal süreci yaşanırken belirli bir aktifliğimiz vardı. Her zaman bir şeyler yapmak istiyorduk. Fakat kendimizi yeteri kadar ifade edemiyorduk. Manevi dayanışmalara katılıyorduk, Bergen Üniversitesi’nde Kürdistan Öğrenciler Birliği ile bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Öğrenci grubumuz özellikle Şengal’den sonra sadece kültür, tarih öğrenci grubu özelliğinden çıktı. Yardım kampanyaları üzerine yoğunlaştık. İşte Van depremi vardı, Şengal vardı. Özelde Kobanê için neler yapabiliriz, seminerler düzenleyebilir miyiz vb. sorular ekseninde insanların dikkatini uyandırabilecek üniversite çalışmaları yürüttük. Sonra dedik ki madem bu kadar çalışıyoruz, katılıyoruz, Kürdistan’ı hiç görmedik, Kürdistan’a gidelim. İşte 2 sene önce yani 2014’te Saadet’le birlikte Kürdistan’a gittik. Urfa’ya gittik, Göbeklitepe’yi ziyaret ettik. Bizim için önemliydi orası. Sonra Mardin’e gittik, Hasankeyf çok önemliydi yine. Dicle’yi görmek istiyorduk. Bunun hem duygusal boyutu var, hem de çalışmalarımızın orjinal olarak nerden geldiğini görmemiz lazımdı, bir de biz nerden geliyoruz, kimiz? Bunu da orjinal olarak yerinde görmemiştik. Güzeldi, çünkü barış süreci vardı. Sonra 2015’te bir daha gidelim dedik. Ben gönüllü olarak çalışmak istiyordum. 3 hafta kadar orda kalmıştım, sonra Suruç patlaması yaşandı. O ara Mardin’deydim.  Saadet de gelip bir hafta kalmıştı. Temmuz-Ağustos arası ordaydık. Norveç’e döndükten sonra da bizi buraya kadar hangi sürecin getirdiğini oradaki savaş hazırlıklarını görünce anladık. Amed’e, Kızıltepe’ye gittik, Nusaybin’deki sesler de cabası. Bu tabloyu gördükten sonra buraya MARCHgelince içimiz kaynıyordu. Sonrası işte, biliyorsunuz, Cizre yaşandı. Cizre neden bizi bu kadar sarstı, neden insanların kalplerine bu kadar düştü, o da ayrı bir soru oldu bizler için. Sonra “neden Cizre” olduğunu daha iyi anladık. Neden Kobanê, neden Şengal? Tüm bu nedenlerin cevaplarını daha iyi değerlendirmeye başladık. Cizre’de insanlar katledildiği gün yerimizde duramıyorduk, bir şeyler yapmaya karar verdik ve “yürüyoruz” dedik. Nereye yürüyoruz? Yürüyecektik de, ama nereye, neresi olduğu belli değildi. O zaman dedik diplomatik olarak neresi etkili olabilir? Mezopotamya topraklarında yüzyıllardır Kürtler’i ve ordaki Kürt dinamiğini yok sayan bir zihniyet süregelmiş. Yani biz yoktuk, yok sayılmıştık. O zaman önce var olmamız lazım.  Onun için yürüyüşümüze “varoluş yürüyüşü” dedik. Nerede bizi statüsüz kılmışlar, dönüp ona baktık. Kürtlerin statüsü ve varoluşu resmi olarak Lozan anlaşması ile yok sayılmış. Bugün ise benzer şeylerin başka yöntemlerle uygulandığını gördük. Cizre buna örnektir. Cizre sonrası yürüyüşümüze bu temelde karar verdik.

Kürdistan’da öz yönetim alanlarına yönelik devlet güçlerinin saldırıları ve uygulamaları basına birçok boyutuyla yansıdı. Fakat Cizre daha ayrı bir yerde duruyor. Cizre’de yaşananlar için”Cizre öncesi-Cizre sonrası” yorumları var. Bu konuda sizler ne söylemek istersiniz?

Bahar: Cizre’yi hiç görmedik, belki görmeye de gerek yoktu. Çünkü o topraklarda Cizre’yi anlamak için bir kaç yeri görmek yeterliydi. O toprakların kendine has, kendine özel bir tarihi var, bir zengiliği var. Bu zenginliği görünce neden ordaki insanların o topraklara bu denli bağlı olduğunu anlayabiliyorsun. Cizre bu konuda merkez bir yerdir, ülkenin nabzı, can damarı gibidir. Tarihsel olarak da böyledir. Cizre’nin seçilmesi tesadüfi değildir. Nasıl ki Şengal bizim gözümüzde Êzîdîlerin kutsal yeri ise, Cizre de Botan’ın kutsal merkezlerinden biridir.

Yürüyüşünüzün başlangıç noktası neresiydi, şimdiye kadar kaç kilometre yürüdünüz?

BAHAR DOSYABahar: 24 Eylül’de Oslo’dan yürüyüşümüze başladık. Oslo’da deklarasyonumuzu Norveç dışişleri bakanlığına vermek için bir tarih aldık. Öncesinden milletvekilleri ile görüştük. Ardından da taleplerimizi ve sorularımızı içeren bildirgemizi parlamentoya gönderdik. Cevabımızı aldık. Ardından Danimarka’ya geçtik, dışişleri bakanlığı ile görüştük. Yürüyüş güzergahımız boyunca vardığımız her ülkeden bildirgemize yanıt almak bizim için önemli. Her ülkenin başkentinde bakanlıklardan aldığımız cevapları Birleşmiş Milletler’e (BM) sunacağımız deklarasyona ekleyeceğiz. Bu nedenle gittiğimiz her ülkenin dışişleri bakanlıkları ile görüşüyoruz.

Danimarka’dan 10 Kasım’da yola çıktık. Ardından Almanya/Berlin’de de benzer görüşmeler yaptık. Biri eyalet parlamentosundan, iki tanesi federal parlamentodan olmak üzere 3 milletvekili ile görüştük. Die Linke’den Ulla Jelpke ile görüştük. O da sorularımızı dışişleri bakanlığına iletmemiz konusunda görüşebileceğini söyledi. Daha sonra Hollanda’ya geldik ve yürüyerek Belçika’ya geçtik. Şimdi her iki ülkede diplomatik görüşmelerimizi aynı zamanda yürütüyoruz. Belçika’da NATO’ya da deklarasyonumuzu vereceğiz. Sonra Fransa ve en önemli yer olarak İsviçre’ye geçeceğiz. 20 Temmuz’da Cenevre’de olmayı hedefliyoruz, BM’de görüşmeler yapmaya çalışacağız. Yine Lozan’da Cizre katliamında yaşamını yitirenler için bir anma yapmak istiyoruz. Sonrası için de İtalya var, Vatikan’a gidilecek. Ardından Atina ve son olarak Edirne Kapıkule sınır kapısında yürüyüşümüzü sonlandıracağız.

Günde ortalama 25-30 km yürüyoruz. Şimdiye kadar toplamda 1300 km yürüdük. Fakat yaz aylarında günlük km ortalamamızı arttırmayı hedefliyoruz.

Güzergahınız boyunca yürüyüşün amacı çerçevesinde oluşan duyarlılıklar nelerdi? Ne tür tepkilerle ya da ilgi düzeyi ile karşılaştınız?

Saadet: Aslında yola çıktığımızda tam olarak nelerle karşılaşacağımızı bilmiyorduk, etkilerini daha sonra fark ettik. Geçtiğimiz birçok yerde gördüğümüz ilgi bizim de ilgimizi çekti. Bunu fark edince yürüyüşümüzün anlamı üzerinde daha fazla durma, daha fazla genişletme ve eylemi daha fazla büyütme fikri oluştu.PALYACOLAR

Bahar: Yürüyüş boyunca iyi tepkiler aldık, bu da çalışmamızı geliştirdi. Yürüyüşe başladığımızda hazırladığımız bir deklarasyonumuz vardı, Cenevre’ye gidilecekti. Dışişleri bakanlığına bu yürüyüşün bir bildirgesi verilecekti. Ama yürüdükçe ve insanlarla konuştukça, tepkilerini aldıkça bunları da ek olarak alıp değerlendirebileceğimizi düşündük. Bu yürüyüşümüzün diplomatik boyutunu biraz da fazla yürüttük.

Peki, yürüyüşün finali nasıl olacak? Kimlerle görüşeceksiniz?

Bahar: Şimdiye kadar 8 ülkenin dışişleri bakanlığından taleplerimize ve sorularımıza aldığımız yanıtları BM’ye sunacağımız deklarasyona ekleyeceğiz. Ve bir de imza gruplarının oluşturulması konusunda öneriler geldi. Bu öneri temelinde bizler de organizasyonlar, vakıflar, enstitüler, barış evleri, sivil lobiler, enternasyonal boyutta ve Kürt arenasındaki aydınlar ve entellektüel çevrelerle görüşme çabası içindeyiz. İmza grupları oluşturmaya çalışıyoruz. Deklarasyonumuza destek olmaları için imza toplayacağız. Bu imzalar da deklarasyona eklenecek. Bunun için 3 ayımız var. Bahsettiğimiz bu çevreler, kurumlar yanımızda olursa eylemimiz ve deklarasyonumuz çok daha etkili olur, daha fazla ses getirir ve etki yaratır.

Son olarak Kürdistan’da yaşananlara dair neler söylemek istersiniz? Neler yapılmalı, daha fazla nasıl duyarlılık oluşturulabilir? Bu konudaki mesajınız?

Biz varlık bilinci ile yola çıktık. Amacımız uluslararası kamuoyunu Kürdistan’da yaşananlara karşı duyarlı kılmaktır. 3. Dünya savaşı dediğimiz şey belki bütün dünyayı etkiliyor, Avrupa’yı da etkiliyor ama mesela Avrupa ülkelerinde kimse kapınıza silahla dayamıyor. Belki ekonomik olarak bu dünya savaşından SAADET VE BAHARetkileniyorlar, ama ölüm onları bulmuyor. Bizim ülkemizde, yani Kürdistan’da öyle değil. Çok büyük katliamlar yaşanıyor. Sivil ölümleri yaşanıyor. Kürtler tarih boyunca her zaman savaş fotoğrafının içinde yer aldılar. ’90’larda yaşananlar var, bugün benzeri ve belki de ’90’ları aşan şeyler yaşanıyor. İşte Mezopotamya coğrafyasında kim eziliyorsa, kimin varlığı yok sayılıyorsa, kim yaşananların altında kalıyorsa, onlar içindir bu yürüyüşümüz. Bu nedenle yürüyüşümüzü evrensel bir yürüyüş olarak tanımlıyoruz. Amacımız bütün ülkelerin kamuoyunu, sivil lobilerini Mezopotamya’da yaşananlar karşısında duyarlı kılmaktır. Kürt arenası açısından  şunu söylemek isteriz; kendi varlık bilincini oluşturma ve onu sahiplenme çok önemli. Dört parça Kürdistan’da bu varlık bilincine kavuşmak gerekiyor.

Bugün yaşananlar karşısında herkes elinden geleni yapmalı, kimse yerinde durmamalı. Bizim elimizden de bu geliyordu. Diplomatik açıdan duyarlılık oluşturmayı hedefledik. Kürtler için bir gözetleme ve denetleme departmanı şart. Filistinliler’in 6 ay önce BM’de aldığı statüyü, bugün Kürtlerin de alması gerekiyor.