‘Yasa bizi ilgilendirmiyor’

306 görüntüleme

 

 

SEBAHAT TUNCEL 3

Halime KURT

Diyarbakır valisi ve kimi ilçe kaymakanları bir süre önce, DBP’li belediyelerin uyguladığı eşbaşkanlık sisteminin iptali için dava açtı. Kürt Özgürlük Hareketi’nin pratik uygulamaya koyduğu ve toplumca benimsenen, kabul gören eşbaşkanlık sisteminin kaldırılmasına dönük bu girişim hangi niyetin dışa vurumu, arkasındaki zihniyet neye dayanıyor? HDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ile konuştuk…

Eşbaşkanlığın iptali için valilik ve kaymakamlığın yerel mahkemeye başvurusu oldu. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) genelgesinin iptal edilmesi konusunda mahkemeye başvuru var. Buradan bir şey çıkar mı çok emin değilim, ama eşbaşkanlığa bu yönelim politik bir mesele. Sorunlu bir şey yani. Çünkü şöyle bir iddia var; bizim belediyeler valiliklerle yazışmalarında her iki eşbaşkanın imzasını kullanıyorlar. Dolayısıyla asıl olanda imzası var, yani geçerli sayılması gerekir. Ama bu politik bir yönelim olduğu için, sistemimizi boşa çıkarmayı ve eşbaşkanlık sistemini geriletmeyi amaçlıyorlar. Eşbaşkanlık sistemi; kadınların temsiliyeti, kadınların karar mekazimasına katılması, kadınların eşit temsili açısından çok önemli bir uygulama. Bu ideolojik olarak AKP’nin kadın politikaları açısından ters bir nokta. Biliyorsunuz, valilikler de AKP’nin il başkanlıkları gibi hareket ediyor. Dolayısıyla bu dava süreci iç işleri bakanlığından habersiz bir süreç değil. O açıdan biz politik bir mesele olarak algılıyoruz.

Eşbaşkanlık bizim için vazgeçilmez bir sistemdir. Hele hele kadın özgürlük mücadelesi verenler olarak, kadınların karar ve uygulama mekanizmalarında yer alması noktasında bu kadar çaba harcayanlar olarak, bu uygulamadan vazgeçmemiz mümkün değil. Dolayısıyla yönetmelik iptal edilse dahi, yeni yönetmenlik hazırlanacak ve eşbaşkanlık sistemi sürdürülecektir.

 

AKP, eşbaşkanlığı hedef alırken kendi kadın politikası gereği mi dava açıyor, yoksa Ortadoğuda’ki genel gelişmelerle ilintili olarak mı bunu yapıyor?

AKP hükümetinin kadın politikalarına baktığımızda; işte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı şahsında aslında kadını nereye konumlandırdığını görebilirsiniz. AKP hükümeti daha çok kadınları, kadın ve erkeğin eşit olduğuna inanmayan, kadınları aile kurumu içerisine yerleştiren ve kadını özgür birey olarak görmeyen eğiliminin yansıması. Dolayısıyla kadınlara dair iş yaparken aslında kadınların bu ikincil olma konumunu hep pekiştirerek bugüne kadar geldiler. Kadınlar için öngördükleri rol-model kadınları eve kapatan, işte mutfakta iş yapan, çocuk doğuran ve erkeğin çizdiği sınırlar ölçüsünde iş yapabilen kadın modelidir. İş hayatında, siyasette erkeğin çizdiği sınırlar dışına çıkmayan bir kadın yaklaşımı var.

AKP’liler ziyaretlere ya da törenlere giderken yanlarında eşlerini götürüyor ve sanki kendileriyle eşdeğermiş gibi bir hava yaratıyorlar…

Bu eşdeğer olmaktan ziyade, eşli geleneği, aile kültürünü yansıtma, ailenin ne kadar önemli olduğunu ifade eden, aslında kadını erkeğin eşi olarak gören, bir birey olmaktan ziyade erkeğin eşi olarak gören bir yaklaşım.

Dikkat edin AKP’li bütün vekillerin eşileri hiç birşey yapmıyor. Yaptıkları bir iş yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşine bakıyoruz; bazen politik işler yapıyor, ama tek işi AKP’nin bu görünen yüzünde yer almaktır. Fakat bir kadın olarak Emine Erdoğan’ın hiç bir rolü yoktur. Sadece Tayyip Erdoğan’ın eşi, işte bilmem Abdullah Gül’ün eşi, bilmem kimin eşi… Yani orada öngörülen rol sadece birilerinin eşi olma durumudur.  Bu da bilinçli bir politika. Yani eşleriyle gelmeleri, eşleriyle katılmaları onların öngördüğü “iyi aile” modelini bir örnek olarak göstermek açısından yapılıyor. Bunun eşitlik politikalarıyla hiç bir alakası yok. Aksine kadınlara biçtikleri rolle alakalı bir durum. Eşinin yanında duran, eşine destek olan eşiyle birlikte olan kadın modeli! Böyle bir durum var.

Tabii bu sadece AKP ile sınırlı bir durum değil. İşte Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere de baktığımızda, IŞİD’in kadın politikalarına baktığımızda aslında nasıl sonuçlara neden olduğunu görebiliyoruz. Kadınları yaşamın dışında tutan, kadınları yok sayan, kadınları karar ve uygulama mekanizmaları dışında tutan bir zihniyet hükmünü sürüyor. Dini bir perspektifle de bakınca daha farklı bir noktaya gidiyor. Mesela IŞİD Musul’u ilk aldığında bir ferman yayınladı ve kadınların sokağa çıkmasını yasakladı. Hemen arkasından kadınların sünnet edilmesi için bir ferman yayınladı. Şimdi bakıyorsunuz, Şengal’de, Rojava’da birçok yerde kadınlara yönelik uyguladıkları politika kadınların iradesini kırma, kadın şahsında toplumu düşürme yaklaşımıdır. Taciz ediyor, tecavüz ediyor, pazarlarda satıyor. Boko Haram örgütü de IŞİD’e benzer yöntemleri uyguluyor. Köleci zihniyetin bir yansıması olarak bunları görüyoruz. Belki AKP’nin bu kadar kaba değil, ama daha inceltilmiş bir hali ile karşı karşıyayız. Kadınları sokağa çıkarmayan, kadına geleneksel rollerini yapma konusunda bir politik hat çiziyorlar. Nedir kadınlık rolleri? İşte çocuk doğuracak, yemek yapacak, ev işlerini yapacak, erkeğin yanında onunla dayanışacak. İyi bir anne, iyi bir eş olacak. Kadının varlığını bunlarla sınırlıyorlar.

SEBAHAT TUNCELBunun tersine eşbaşkanlık modelini uygulayan Kürt Özgürlük Hareketi başka bir şey yarattı. Biz AKP’yi konuşuyoruz, ama “acaba bizi neden bir tehlike olarak görüyor” diye sormak gerekiyor? Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi kadınlara yeni bir rol ve model oluşturdu. Eşit, özgür, toplumun öncüsü olan, siyaset yapan, toplumsal sorunların çözümünde rol alan, karar ve uygulama mekanizmalarında birinci derecede görev alan, genel başkanlıktan tutalım, belediye başkanlığına kadar eşit temsille erkekle iş bölüşümü yapan, erkekle yönetimi paylaşan ve bu konuda toplumu yeniden düzenleyen bir kadın kimliği yarattı. Kürt Özgürlük Hareketi, kadın erkek arasındaki bozulan eşitsizliğin dengesini yeniden kurmaya çalışan bir noktadan bakıyor. Bunun uygulamalarını da yapıyor. Sadece felsefik olarak, teorik olarak söylemiyoruz, aynı zamanda pratikte uyguluyoruz. İşte partide eşbaşkanlık sistemini uyguladık. Yüzde 50 eşit temsili esas aldık. Biliyorsunuz daha önce yüzde 40 kotamız vardı, şimdi eşit temsile gelindi. Belediyelerde eşbaşkanlık sistemini uyguluyoruz. Dolayısıyla toplumun yarısını oluşturan kadınlar şu an en üst düzeyde temsilini buluyor. Belediyelerde temsilini buluyor, parti de temsilini buluyor.

Bu muazzam bir değişimi ve dönüşümü beraberinde getiriyor. Artık “kadınlar siyaset yapamaz, kadınlar belediye yönetemez, kadınlar muhtarlık yapamaz” tartışması bizim için gerilerde kalıyor. Tabii kadının ulaştığı bu düzey, iktidar için tehlikeli bir durum. Bu aynı zamanda yeni bir sistem. Yani binlerce yıllık erkek egemenlikli kültürün sistemine karşı yeni bir sistem inşa ediliyor. Kapitalist  moderniteye karşı, demokratik modernite sistemi geliştiriliyor. Bunun en önemli ayağı da kadın özgürlüğüdür. Kadının özgürleşmesini sistem bir tehlike olarak görüyor. AKP hükümeti de bu bağlamda bakıyor. Eşbaşkanlık sistemine yönelik saldırısı da bu yönlüdür.

Kadın hakları konusunda ciddi bir geriye düşüş var Türkiye’de. Mesela kürtajın belli sınırlara çekilmesi, doktora giden kadınların bekaret raporlarının ailelere gönderilmesi gibi uygulamalar var. Hatta bu kürtaj yasasından dolayı kadın ölümleri de oluyor. Tüm bunlar kadınların varolan yasal haklarının ellerinden alınması anlamına gelmiyor mu? 

Türkiye’de bir yandan kadına yönelik bir çok yasa çıkartıldı parlamentoda, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, işte İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanması gibi. Ama bir yandan da dediğiniz gibi zihniyet olarak geri bir yaklaşım, ideolojik olarak kadınlara yönelik saldırılar arttı. İşte o dönemin başbakanı, bugünün cumhurbaşkanı “kadın erkek eşit değildir” dedikçe kadınlara yönelik şiddet yayıldı. Ya da kadını aile içerisinde konumlandırdıkça, kadınlar üzerindeki baskı giderek arttı. Bir yandan yasa çıkıyor, bir diğer yandan kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz olayları artıyor. Örneğin, “her kürtaj bir Uludere’dir” diyen ve bunu Roboski katliamıyla eşdeğer tutmaya çalışan zihniyet, yine kadınların sezaryanla doğum yapıp, yapamayacağını belirleyen yaklaşım aslında kadınlar üzerinde nasıl bir baskı politikasının oluştuğunu da ifade ediyor.

AKP hükümeti; mahalle baskısı diye tabir edilen şeyi iktidarda olduğu sürece, kadınların  yaşamına dair bir baskı politikası olarak kullandı. Aile içerisinde kadınların konumunun nasıl olması gerektiğini her gün kurguluyor. İşte tv programlarında, reklamlarında, şurada burada yaptıkları bütün politikalarda bunu kurgularken, bir yandan buna karşı çıkan, buna itiraz eden kadınlara da şiddet uyguluyor. Kendi yapmıyor, ama bu sistem içerisinde olan erkekler her gün 5 kadın öldürüyor. Her gün bilmem kaç tane kadına tacizde bulunuyor, tecavüz çağrısı yapıyor. Gerçekten tam bir kadın kırımı yaşanıyor. Günde beş kadının öldürülmesi ne demek…

Yani bir çeşit savaş açmış diyebilir miyiz?  

Tabii. Şimdi bu aynı zamanda kadınların eşitlik, özgürlük, adalet talebine yönelik bir savaştır. Kadınları bir yerde tutmak istiyor. Kadınlar buna itiraz ettikçe, bu sistemin dışına çıkmaya çalıştıkça, sistem tüm gücüyle kadınlara saldırıyor. Örneğin; şiddete uğrayan kadınlar mahkemeye başvuruyor. Mahkeme ne yapıyor? Kadını korumadan, tekrar eşine geri gönderiyor. “Eşidir, döver de sever de” diye düşünüyor. Dikkat edin, öldürülen kadınların çoğu devlete başvurmuş, devlet onları korumamış, bunun sonucu olarak katledilmiş kadınlar. Şiddet gören kadınlar mahkemeye gidiyor ama, mahkeme  sürekli erkeği haklı gören bir anlayışın sahibi olduğu için kadınlar mahkemelerden de sonuç alamıyor. Dikkat ederseniz devletin bütün kurumsal yapısında bu işliyor. O yüzden sorun bir zihniyet sorunudur. Ama  Kürt kadını bu zihniyet yapısına bir müdahalede bulunuyor. Tabii ki biz de bütün sorunlarımızı çözmüş değiliz, kadına yönelik şiddet bizde de var. Bizim toplumumuzda da çok eşlilik var, çocuk yaşta evlilikler gibi sorunlarımız var. Ama biz bunlar karşımıza çıktıkça mücadele ediyoruz ve insanlara yeni bir sistem gösteriyoruz. “Evet, başka bir yaşam mümkün, bakın bunun olanakları var. İşte parlamentoda milletvekili kadınlar var, belediyelerde kadın belediye başkanları var. Eşbaşkanlık sistemimiz var. Biz yaşamı başka bir şekilde de yaşayabiliriz” diyoruz. Bu toplumsal anlamda bir değişim ve dönüşüm yaratıyor. Kürt Kadın Hareketi komple bir sistem değişimi içerisinde mücadele ediyor.

Bu durumda valilik ve kaymakamlıkların eşbaşkanlığın kaldırılması yönündeki  mahkemelere başvurusunu devletin kadının siyasete girişine karşı bir müdahale olarak değerlendirmek mümkün..

Bence tam da budur. Çünkü valiler, kaymakamlıklar devletin temsilcisidir. Yerelde bu uygulamaları, yani bu eşbaşkanlık sistemine müdahale ederek eşit temsil hakkını, kadınların siyasete katılımını engellemeye çalışıyor. Bu çok somut ve net. Başka bir anlamı yok bunun.

Peki önümüzdeki dönemde böyle bir kararın çıkma ihtimaline karşı ne tür bir mücadele yöntemi deneyeceksiniz? Bu yönlü bir çalışma ya da farklı bir tutum olacak mı?

Açıkçası biz bu kararı tanımıyoruz. Yönetmeliğin iptal edilmesi bizim eşbaşkanlık sisteminden vazgeçmemizi getirmez. Zaten fiiliyatta uyguluyoruz. Yani şu an uyguladığımız şey devlete göre yasal değil. Hatırlarsanız biz partide uygularken sistem zaten tanımıyordu, ama şimdi tanıma durumunda kaldı. Yasa çıkarıldı. Biz eşbaşkanlığın yerel yönetimlerde uygulanması yönünde kanun teklifi de vermiştik. Bu teklif hala parlamentoda duruyor. Bunun yasallaşması konusunda mücadele ediyoruz. Dolayısıyla bu bizim için bir yasa konusu değil. Öyle ‘yasada var, yapıyoruz’ gibi bir durum yok. İşin doğrusu yasa bizi ilgilendirmiyor. Biz bu sistemin doğru olduğuna, bu sistemin bizi geliştirdiğine, sistemin sadece kadınların özgürlüğü için değil, aynı zamanda erkeklerin de özgürlük mücadelesine katkı sunduğuna, erkekleri de değiştirip, dönüştürdüğüne inanıyoruz. O yüzden bu sistem bizim için yasada yazıyor-yazmıyor meselesinin çok ötesinde. Biz sistemimizi uygulayacağız. Bundan vazgeçmek demek kadın özgürlük mücadelesinden, iddiamızdan vazgeçmek demektir. Bu da mümkün değil. Şimdiye kadar da “yasal mevzuatta var ya da yok” tartışmasına girmeden uyguladık. Bunun her düzeyde mücadelesini yürüteceğiz. Önemli olan burada kadın dayanışmasını güçlendirmek, diğer kadın örgütleriyle dayanışma içerisinde olmak ve hükümete bu konuda baskı uygulayabilmek için ortak bir mücadele yürütmek. Feminist kadınlarla, sosyalist kadınlarla, kadın mücadelesi yürüten diğer kadınlarla birlikte eşbaşkanlık sisteminin yasal güvenceye kavuşturulması için mücadeleyi yükseltmek gibi bir sorumluluğumuz var. Zaten Demokratik Özgür Kadın Hareketi bunun mücadelesini veriyor.

Teşekkür ederiz.