Zaman diyor ki; yürüyebilir ve başarabilirsin

- Şilan Rojinda
203 görüntüleme

Bugün tüm dünyanın gözü önünde çağımızın en çarpıcı devrimi olan Kürdistan devrimi yaşanmaktadır. Dört sömürgeci devletin sınırlarından taşıp ezilen tüm halkların, cinslerin, inançların umut ışığına dönüşen bu devrim Ortadoğu gibi bir coğrafyada gelişiyorsa, bunun yaratacağı sonuçlar kuşkusuz dünyamızın diğer bir bölgesine benzemeyecektir. Çünkü burada gelişebilecek bir Kürdistani devrim yüzyıllardır halkların ruhlarına, iradelerine, bedenlerine yapışan sömürgeci ve faşist gücün kirli, kanlı hesaplarını alt üst edecektir. Ötekileştirilen, ezilen halkların da bu devrimci kalkıştan feyz alıp dile, güce, örgüte, eyleme kavuşmasına vesile olacaktır.
Bugün Kürdistan’ın farklı birçok bölgesinde yaşanan gelişmeler devrimin önemli bir aşamaya gelip dayandığını gözler önüne sermektedir. Özcesi yaşanan tam bir devrim gerçeğidir. Uluslararası güçlerin himayesinde bırakılan Kürdistan’ın elbette ki kalkışı da sıradan olmayacaktı. Kürdistan devrimi diğer halk devrimlerinin köklü mirasından yararlansa da tam anlamlıyla kendi tarihsel ve toplumsal koşullarının kapsamına denk düşecek büyüklükte ve derinlikte bir kalkışı yaşayacaktı. Yıllar öncesinde Kürt Halk Önderi’nin ‘Uluslararası sömürge Kürdistan, bir anlamda uluslararası Kürdistan devrimi demektir’ öngörüsü günümüzün yaşanan hakikati olmuştur.
Kürt halkı tarihin önüne serdiği bu şans temelinde devrimle kendini var etme kararlılığına ulaşmış bulunmaktadır. Amaç; yıkılan baskıcı otoritenin yerine sömürmeden, sömürülmeden, baskılamadan, bastırılmadan, ötekileşmeden, ötekileştirmeden, işçileşmeden, işçileştirmeden kendin olanı düşünerek, taşınarak, kararlaştırarak, yaşamsallaştırmaktır. Bunun adı da özgür ve ahlaki, politik yaşamdır.
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin 40 yıllık ve özelde de son iki yıllık mücadelesinin yarattığı çarpıcı deneyimler, tartışma götürmez bir şekilde halkın devrim istemini ortaya koymaktadır. Devrim ihtiyacını hissetmek dahi devrimi başarmanın yarısıdır. Dünyanın en zalim güçleri arasında yer alan Kürt düşmanlarının ağır baskılarına rağmen halkın gelip dayandığı nokta bir mucizenin yaşam bulmasıdır. Kürt halkının tarih boyunca yaşadıklarına dönüp baktığımızda “bu halkın maruz kalmadığı şiddet biçimi kaldı mı acaba” diye sorarız. Tüm şiddet biçimlerine rağmen bu halkta bitmeyen devrim arzusunu nereye koymak gerekiyor? Nasıl tanımlamak lazım? Her tür vahşeti, soykırımı, yokluğu, yoksunluğu, yalnızlığı yaşamış bir halk gerçekliği var. Denenmiş tüm baskı, sömürü, vahşet düzeneklerine rağmen bugün ilerlemede aldığı yol, çok ciddi bir tarihi gelişmedir. Yeni doğumlara gebe olan bu sürecin kader tayin edici özellikte olduğunu görmek ve anlamak lazım. Tarihsel ve toplumsal belleğimizin bize işaret ettiği hakikatler var. Örneğin; unutmadığımız, anısı hala bizde canlı olan bir takım toplumsal gerçekliklerimiz var. Kürdistan halkının özgürlüğü açısından daha düne kadar adını bile söylemeyecek denli aciz, kendinden kaçan ve korkan Kürt’ten, bugün en büyük cesaret ve fedakarlık ve irade örneği gösteren düzeye ulaşmak halk zaferinin yarı yarıya yakalanmasıdır. Bunu görüp de bundan büyük heyecan duymamak da elde değil. Çünkü bu dünün hayaliydi.
Zaman şimdi ise şunu diyor bizlere; “ey Kürt, artık yürüyebilir ve başarabilirsin!”
Özgürleşme an’ları böyle an’lardır. Şimdi Kürtler bambaşka bir mecrada “artık topraklarımızda işgalcileri istemiyoruz, biz kendi kendimizi yöneteceğiz” diyor. Artık tekçi, cinsiyetçi, milliyetçi yönetimlerin karanlık ve zalim çağlarını geride bırakmak istiyoruz. Bunun da tek yolu geniş toplumsal kesimlerin ortak olduğu bir mücadele ve direnişten geçmektedir.
Artık ülkemizde öz ve yabancı yönetimlerin kıran kırana mücadele edecekleri bir sürece girilmiş bulunmaktadır. Bizler için öz yönetim nasıl ki onurlu, özgür, ahlaki, politik yaşamın ifadesi ise, egemen ve işgalciler ise iktarlarının son bulduğu, kârlarının azaldığı bir aşama demek bu. Neden?  Çünkü artık binbir hile, baskı, yalan, zor ile ezdiği milyonların hakkında söz söylemeyecek, karar almayacak, despotik yasalarını uygulatamayacak, canı istediğinde insanlarımızı aç-susuz, işsiz, aşsız, barınaksız, okulsuz, yolsuz, bırakmayacak, katletmeyecek, zindanlarda çürütmeyecek, milliyetçi savaşlarında insanları harcamayacak. Devletin ve kocanın bekası için cinsiyetçi düzenler kurmayacak, kocayı kollayıp kadını ezmeyecek, kadın cinayetlerine yeşil ışık yakmayacak, ülkemizin altını üstünü sömürmeyecek, çalmayacak, tahrip etmeyecek.
Yani özcesi; öz yönetim sana ait olan her şeyi sahiplenmedir. Onları yaşatma, koruma, adilce paylaştırma gerçeğidir. Öz yönetim Cizre sokaklarında her yaştan insanımızın ölüme meydan okurcasına inadına direnmesidir. Gever’de, Silvan’da, Kobanê’de, Cizirê’de, Afrin’de ayaklanan ve yabancı yönetimlerin ülkemizde miadını doldurduğunu haykıran sestir.
Öz yönetime dayalı yaşam anlayışı; ayrıca kadınların kendi zihni, bedeni, düşünceleri ve pratikleri üzerinde karar sahibi kılacaktır, yani kadın özgürleşmesini sağlamada pozitif etki yaratacaktır.