Kavgaya sığdırılan bir yaşam ya da “SARA: My Whole Life Was a Struggle”

- Omedya WELAT
762 görüntüleme


“SARA: My Whole Life Was a Struggle”

9 Ocak 2013’te Paris’te (Fidan Doğan ve Leyla Şayleme ile) katledilen Kürt Özgürlük Mücadelesi Önderlerinden Sakine Cansız ardında, bu mücadelenin parametrelerini anlatan üç ciltlik kitap bıraktı. Kişisel yaşanmışlıkları kadar, her satırına sığdırdığı anlam, tarihsel okuma niteliğinde.

Mazide bırakılan anıların nostaljik anlatımı değildir “Hep Kavgaydı Yaşamım”; zulüm ile abad olmaya çalışanların suratına çarpan tokat, henüz insanlık emaresi taşıyan vicdanlara dokunan el, yaşamın yaratıcısı kadının kulağına cesareti fısıldayan sestir dile gelen. Soykırımcı Türk geleneği, Kürdün varolma kavgası ve kadınların “kabuğunu kırma” hikayesinin anlatımıdır aynı zamanda.

Cesaret, direniş, öfke ve hep zindî bir ruh ile mayalanmış SARA’nın kavgası dünya kadın devrimine rehberlik etmekte. Bu kavganın satırlara sığdırıldığı “Hep Kavgaydı Yaşamım” kitabının birinci cildinin Türkçe baskısı, Ocak 2014’te Mezopotamya Yayınevi tarafından yapılmıştı. Akabinde de her iki cildin baskıları çıktı. Almanca ve İtalyanca’ya da çevrilen “Hep Kavgaydı Yaşamım” bu kez ise İngilizce çevirisi ile okurlarla buluştu.

Editör Janet Biehl tarafından Almanca’dan İngilizce’ye çevrilen birinci cilt Nisan 2018’de “Sara My Whole Life Was a Struggle” başlığıyla Pluto Press tarafından basıldı. Cansız’ı gıyaben tanıyan ve birinci cildi okuduktan sonra büyülendiğini ifade eden Biehl, biyografilerin tarihin bir kesitinin anlaşılması açısından harika bir yol olduğunu belirtiyor.

Çeviri fikrini, satırlara sığdırılan anlamı ve Sakine Cansız’ı “Sara My Whole Life Was a Struggle” çevirmeniJanet Biehl ile konuştuk.

• Sevgili Janet, sizi Kürtlerle ilgili kimi çevirilerinizden tanıyoruz. Bu kez ise Sakine Cansız’ın “Hep Kavgaydı Yaşamım” kitabını İngilizce konuşan okurlarla buluşturdunuz. Çeviri fikri nasıl oluştu, biraz ondan bahsedebilir misiniz? Neden Sakine Cansız ve neden “Hep Kavgaydı Yaşamım?”

2011’den itibaren Kürt Hareketi ile ilgilenmeye başladıktan sonra, geçtiğimiz on yıllar boyunca Almanya’daki aktivistlerin ve akademisyenlerin Kürt meselesi üzerine geniş bir literatür yarattıklarını farkettim ve bunu keşfetmek istedim. Okulda Almanca öğrenmiştim. Kürt Hareketi’nin İngilizce konuşan ülkelerin ilgisini çekeceğini bildiğim kitapları aramaya başladım ve bunları İngilizce’ye çevirdim.

2013 yılında TATORT Kürdistan tarafından hazırlanan Kuzey Kürdistan’da Demokratik Otonomi kitabını çevirdim. Bu kitap Bakûr’da kurulan demokratik öz yönetim örgütlenmesi ile ilgiliydi. Sonrasında (Ercan Ayboğa, Michael Knapp ve Anja Flach’ın hazırladığı) Rojava’da Devrim kitabını çevirdim. 2016 yılında Pluto Yayınları tarafından basılan bu kitap, devrim hakkında çıkarılan ilk kitap çalışmasıydı.

Tüm bu projeler sonuçlanınca yeni bir proje aramaya başladım. Bana, PKK’nin tarihi hakkında daha fazla bilgi verecek bir kitap bulma umudu içerisindeydim. Londra’daki Peace in Kurdistan (Kürdistan’da Barış) kurumundan Estella Schmid bana Sakine Cansız’ın üç ciltlik anılarından oluşan “Hep Kavgaydı Yaşamım” kitabını önerdi. Birinci cildi okumaya başladım ve tamamen büyülendim. Sara gerçekten dikkate değer bir kadındı, İngilizce okuyucuların ve İngilizce konuşan ülkelerdeki Kürt aktivistlerin onun hikayesine ve onun kitabına ihtiyaç duyacağını görüyordum. Böylelikle birinci cildi çevirdim ve Nisan 2018’de Pluto Press tarafından basıldı.

• Kürt Kadın Mücadelesi Önderlerinden olan Sakine Cansız’ı, bilinen adıyla SARA’yı birebir tanıyor muydunuz?

Hayır, ne yazık ki onunla hiç tanışmadım. Bunu çok üzülerek söylüyorum. Ben Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyorum, yollarımız kesişmedi hiç. Ben Avrupa’ya konferanslar için geldiğimde de karşılaşmadık. Dürüst olmak gerekirse 2013’te suikaste uğrayana kadar Sakine Cansız’ın kim olduğunu tam olarak anlamamıştım.

• “Hep Kavgaydı Yaşamım” kitabı aynı zamanda Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarih kitabı niteliğinde. Birinci cildin çevirisi sürecinde Sara ile aranızda nasıl bir bağ oluştu?

Birinci cilt, Dersim’de Kirmanckî konuşan Kürt bir kızın hikayesini anlatıyor. Kürt kimliğinin silindiği ve cinsiyetçi Türk toplumsal sisteminin ağır bastığı bir zamanda büyümesini anlatıyor. Bu her iki durumun da üstesinden geliyor. Birinci cildin sonunda; henüz 21 yaşına gelmeden, kendisini kadınları devrim için örgütleyen bir Kürdistan devrimcisine dönüştürüyor. Bu, çok güçlü bir karakter gerektiriyor olmalı! İleri görüşlü zekası ve toplumsal devrime adanmışlığı, bana biraz son partnerim Murray Bookchin’i hatırlattı. Onun biyografisini yazmıştım (Ecology or Catastrophe, 2015). Anladım ki biyografi yalnızca tek bir kişinin değil, aynı zamanda tarihin bir kesitinin anlaşılması için harika bir yol.

• Çevirmenler için “yarı yazar” tanımı yapılır. Kitabın çevirisinin tamamlanması hangi koşullarda gerçekleşti, dil faktörünü de hesaba katacak olursak ne tür zorluklar yaşadınız?

Tabi ki kitap Türkiye ve Kürt kültürüne dair bana tanıdık gelmeyen referanslar içeriyordu ve bunlar hakkında kendimi eğitmem gerekti. Mesela, 1970’lerdeki Türk solunun durumu, birçok parti ve grubun olması ve inanılmaz fazla sayıda kısaltma olması! Biliyordum ki birçok İngilizce okur tarihsel bağlamı bilmeyecekti, bu yüzden bunları araştırmak ve kısaca bunların açıklandığı bir giriş yazmak zorunda kaldım. Aynı zamanda Sakine Cansız’ın bunları genel okuyucu için değil, PKK içerisindeki insanlar için yazdığını hissettim. Onun sesini daha geniş bir okuyucuya ulaştırmak için, onun hikayesini mümkün olduğunca erişilebilir kılmak önemliydi. Dipnotlarla ve biraz da editörlükle bunu yapmaya çalıştım.

•  Kitabın basımı yapılıp raflarda yerini aldıktan sonra neler hissettiniz?

Tabi ki çok heyecanlanmıştım kitabı kitabevlerinde herkesin erişebileceği şekilde görünce. Bir proje için bir kaç yıl boyunca çalışıyorsunuz, ondan sonra insanların onu okuduğunu görmek bu emeğe değdiğini hissettiriyor.

•  Kitabın basımını Pluto Press Yayınevi üstlenmişti. Kimi tanıtım etkinlikleri de düzenlenmişti. Kitabın aldığı tepkiler ve dağıtımına ilişkin elinizde bir veri var mı?

Evet, Pluto birçok etkinlik yaptı. Londra, Cambridge, Hastings ve Brighton’da kitabın tanıtımını yaptık. Facebook gibi sosyal medya üzerinden pek çok coşkulu yorum okudum. Gazeteci Rahila Gupta’nın New Internationalist’e yazdığı kitap incelemesini çok takdirle karşılıyorum. Dürüst olmak gerekirse, kitabın gazetelerde ve sosyal medyada daha çok incelenmesini ve eleştirilmesini isterdim. Bu incelemeyi yayınlamak isteyenlerden birisi bana, çalıştığı derginin bütün üç cildin de yayınlanmasını beklediğini söyledi. Belki diğerleri de bunu bekliyordur.

•  Geri kalan diğer iki cildin çevirisine dair herhangi bir çalışma veya girişiminiz var mı?

İkinci cildin çevirisi üzerinde iki yıldır çalışıyorum, neredeyse bitirmek üzereyim. Pluto Yayınevi bunu yayınlamak için istekli ve 2019 sonbaharı için hazırladığı kataloğuna koydu.

• Peki. İkinci cilde dair paylaşmak istediğiniz noktalar var mı?

İkinci ciltte Sakine Cansız Türk cezaevi sistemi içerisinde harcadığı 12 yılın hikayesini anlatıyor (1979-1991). Ve bunun içerisinde ’80’lerin başındaki ünlü cehennem köşesi Amed Zindanı da bulunuyor. Hikayesi çok sürükleyici, ancak orada PKK kadrolarının ve diğer tutsakların yaşadığı anlatılamayacak derecede korkunç vahşilikteki işkencelerin üzerinde çok fazla durmaktan kaçınıyor. Direniş ve teslimiyet temalarına odaklanmayı tercih ediyor. Kendisi de tabi ki zindan direnişinin liderlerinden biri oluyor.

Açıkçası, ikinci cilt birinci ciltten çok daha uzun. Maddi nedenlerden dolayı Pluto için bunun da ilk ciltle aynı uzunlukta olması gerekiyordu. Kendim editör olduğum için, kısaltmaları fazla fazla kullanılan kelimeleri nerede bulursam oradan keserek yapmaya çalıştım. İşe yaramış gibi görünüyor.

Ancak ikinci ciltle ilgili başka bir zorlukla da karşılaştım: Birinci cilt kadar iyi düzenlenmemişti. Sara kitabı dağlarda yazıyordu, otomatik olmayan bir daktiloda, dış unsurlardan korunmuş bir şekilde. O ve arkadaşları el yazmalarının sayfalarını dağlarda çantalarında taşıdılar. Bir yanıyla düzenlenmişti. Bence, sonuç olarak çok önemli ve sürükleyici bir hikayeyi anlatıyor ama aynı zamanda editörlüğe ihtiyaç duyuyor. Tartışmalar parçalara ayrılmış ve tekrara düşüyor, hikaye kimi zaman sıralamanın dışına taşıyor, paragraflar ait olmadıkları yerlere eklenmiş gibi görünüyor vesaire. Belki siz de bunu Almanca veya Türkçe versiyonunda farketmişsinizdir. Aslında bunu bilmek isterdim.

Doğru bir şekilde çevirme sorumluluğu taşıyordum, ama aynı zamanda okunabilir bir kitap üretme sorumluluğu da taşıyordum. Bazı durumlarda bu ikisi birbiri ile çelişiyordu. Editörlük yeteneklerim var, mesleğim editörlük. Kırk yıldır New York’ta kitap yayıncıları için çalışıyorum. Pluto Press’in izni ile kitabı tekrarlardan arındırmak, dağılmış materyali geri bir araya toplamak, kronoloji ve sıralama sorunlarını düzenlemek gibi müdahalelerde bulundum. Bütün bunları Sara’nın verdiği anlamı değiştirmeden yapmak için büyük çaba sarfettim. Yani kitabı form olarak düzenledim ama içerik olarak değil.

Dediğim gibi Pluto yayınları ikinci cildi yayınlamak için istekli ve ben de bunun olduğunu görmek için heyecan duyuyorum. Ancak öncelikle kitabın hak sahiplerinden benim yaptığım düzenleme için onay almamız gerekiyor. Bir sonraki aşama bu olacak. Umuyorum ki gelecek birkaç ay içerisinde taslağı inceleyecekler ve izin verecekler.

Sorularınız için çok teşekkürler.

Yanıtlarınız için ve mütevazı yaklaşımınızdan dolayı asıl biz teşekkür ederiz Sayın Biehl.