Acı, öfke ve kararlılık köyü: Roboskî

- Newaya Jin
295 görüntüleme

20151109_160306Aradan dört yıl geçti. Üzerinden iki genel seçim, farklı siyasal süreçler şekillendi. Şengal mültecileri de kendi acıları üzerine, o köylülerin çaylarını içti. Kobanê’liler de o yolları kullandı. Amed, Suruç ve Ankara katliamlarında öldürülen yüzlerce insana da yine aynı gözyaşları döküldü. Ancak o köyde hiçbir şey değişmedi. O köyün adı; Roboskî!

Katliamın yıldönümü vesilesiyle görüştüğümüz annelerden Azime Encü oğlu Fadıl Encü’yü yitirmiş. Her annenin dili hala aynı, kelimeleri, acısı, yürek yangını hala aynı. Yeni yaşanan katliamların Roboskî katliamı ile bağını kurup “Bizimkinin hesabı sorulsaydı, onlar yaşanmazdı” diyorlar. Üzerlerindeki baskının da arttığını belirten Azime Encü, adalet için sonuna kadar mücadelelerini sürdüreceklerini de inadına yineliyor.

Roboskî katliamının yıldönümü yaklaşırken, biz de Roboskîli bir annenin acılı ve kararlı sözlerine taşıdık yüreğimizi…

28 Aralık 2011’de ne yaşadınız?

Hayatımız normal seyrinde giderken, karanlık bir bulut üzerimize çöktü. Bitmek bilmeyen bir yas başladı. O günü geçemedik, hep o günde kaldık. Aydınlık yerini karanlığa, gülüşler yerini gözyaşına, mutluluk yerini acıya, umut yerini karamsarlığa, rengarenk elbiseler yerini simsiyah kıyafetlere bıraktı.

Ben, katliamda; oğlumu, yeğenimi ve on bir yakın akrabamı kaybettim.

ROBOSKI CIZIMO gün yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz?

Keyifli bir gündü. Oğlum neşeliydi. Yine her günkü gibi kaçağa gidecekti, arkadaşlarıyla beraber. Yemeğini hazırladım, yedi. Kıyafetlerini giydirdim. Katırını hazırladı. Katırına bindi. Kapının ardına geldi. Eldivenini istedi. Ve gitti.

5-6 saat sonra, onların dönüşünü beklerken, askerlerin yolu kapattığını ve çocuklarımızın orada mahsur kalığını öğrendik. Biz de her zamanki gibi bir saat yolu kapatıp bırakırlar diye düşündük. 10 dakika geçmeden, uçakların sesini duyduk. Köyden kalabalık sesler yükseldi. Yoldan yukarı mahalleden araçlar indi. Çocukları giden anne ve babalar yola düştü. Askerler vardı yolda. Anne ve babalarına “gidin, çocuklarınız gelecekler, önemli bir şey yok, korkmayın” dediler. Onları dinlemedik. Hemen yola koyulduk. Uçaklar tepemizdeyken, askerler “bir şey yok” diyordu. Yukarıya doğru adım adım ilerlerken, kimyasal bir koku duyuyorduk. Sonra vahşetle karşılaştık. Yanıyordu çocuklarımız. Paramparça olmuşlardı. Tanınmaz haldeydiler. Yaralılarımız vardı. Bize hiç kimse yardıma koşmadı. Ne bir helikopter, ne bir ambulans bize verdiler. Katırlarımız ambulans, traktörler helikopterimiz olmuştu. 13 tane yaralımız vardı. Bize yardım etmedikleri için sadece bir tanesi kurtuldu. Eğer yardım etselerdi, hepsi de kurtulurdu. Türk medyasına yayın yasağı getirdiler. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davrandılar. 2 gün geçmeden yılbaşı kutlamaları yaptılar. Buralar kan ağlarken, batıda havai fişekler altında sevinç içinde kutlamalar yapılıyordu.

Sınırın kıyısında küçük bir kasabada yaşamak nasıl bir şey?

Mecburuz bu hayatı yaşamaya. Ne gidecek başka bir yerimiz, ne çalışacak bir yerimiz var. Biz de istemezdik bu hayatı yaşamayı. Emin olun elimizde başka bir seçeneğimiz olsaydı bu hayatı seçmezdik. Siz de düşünün nasıl olabilir ki karakol ve sınır arasında bir yaşam. Psikolojikmen çok ağır bir durumdayız. Savaşın ortasındayız adeta. Ekonomik açıdan da yapılacak başka bir iş imkanı yok. Hayvancılık yok, tarım yok, fabrikalar yok. Devlet tarafından köyümüzden sürgün edildik.

ROBOSKI ANITPeki bu hayatın ve katliamın çocuklarınızın üzerindeki etkisini anlatır mısınız?

Devlet bizleri bu işi yapmamıza zorladı. Kim isterdi ki gecenin zifiri karanlığında çocuk başına o yollara çıksın.

Çocuklarımızın psikolojileri bozuldu. Onların da hayatı değişti. Okula gitmek istemiyorlar. Askerlerden korkuyorlar. “Ağabeylerimizi öldürdüler, bizi de öldürecekler” diyorlar. Anne ve babalar o kadar acı yaşamışlar ki, diğer kalan çocuklarına da bakamıyorlar. Hepsi hayata küsmüşler. Hayata yenik düşmüşler. Devlete hiçbir şekilde güvenmiyorlar.

Bugün savaş hala devam ediyor. Roboskî’den sonra birçok katliam daha yaşandı. Hiçbiri ile ilgili hukuki işlem yapılmadı. Bu size neler hissettirdi?

En büyük neden katliamlara sessiz kalınması. Roboskî’nin hesabı sorulsaydı başka diğer katliamlar olmazdı. Bırakın hesap vermeyi, hala bize baskı yapıyorlar.

Yarın yine benzer bir şey yaşama endişesi taşıyor musunuz?

Hiçbir şekilde yarın sağ kalacağımızın bir garantisi yok, bunu biliyoruz. Roboskî katliamının katili AKP devletidir. Kendileri yaptı. Kendilerine ceza vermeliler. Onlar iktidarda olduğu sürece hiçbir beklentimiz yok devlet açısından. Roboskî ilk değildi, son olmayacak. Olmadı da; görüyoruz. Tek umudumuz AİHM.

Aradan dört yıl geçti, beşinci yılına giriyor. Bu dört yıl sizin açınızdan nasıl geçti?

Katliamın üzerinden bir hafta geçmeden utanmadan arlanmadan tazminat verip katliama sessiz kalmamızı teklif ettiler. Ev ve kadro teklifinde bulundular. “Bu katliamı yaptık, alın size para, ağzınızı kapatın” dediler. Hangi anne baba evladını paraya satar! Bütün dünyayı verseler evladımın tırnağını vermem. Başbakan bir özür dileme gereğinde bile bulunmadı. Katillerimize ödül verip teşekkür etti. Bu operasyonu başarıyla tamamladıkları için… 34 sivil vatandaşı katlettikleri için… Ağzından Roboskî kelimesi çıkan herkesi hapse atıyorlar. Üzerimizdeki baskılar gün be gün artıyor.

roboskı-2Köyünüzde çok şey değişti mi?

Acı üstüne acı yaşandı. Bayramlar yerini mezarlık ziyaretine bıraktı. Düğünler kaldırıldı. İnsanlar siyaha büründü. Katliamdan önceki ve katliam sonraki hayatımız arasında hiçbir benzerlik kalmadı. Hayatımız tamamen değişti. Yaşama sevincimiz azaldı. Yarına dair hiçbir umudumuz kalmadı. Her geçen gün acımız artıyor.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Devletin bütün baskılarına rağmen hiçbir zaman yılmadık. Hep davamızın takipçisi olduk. Onlar değil 34 insanı, hepimizi öldürseler bile davamızdan bir gün bile vazgeçmeyeceğiz. Ölsek bile davamızı miras bırakacağız. Unutmayacağız. Unutturmayacağız.