“Adın Zîn olacak”

- Newroz CIZRE
21 görüntüleme

Kıran kırana cenklerin yaşandığı, göğüne ve toprağına oluk oluk kanın sindiği, onurun bu kan ile taşlara yazıldığı, nam-ı büyük aşkların ateşten imtihanlar ile sınandığı, tufanlar sonrası gemilerin sığındığı limandır Cizîra Botan. Usulca akan Dicle’nin bu gerçekleri zifiri geceye fısıldadığı söylenir. Bura insanı olmak bir ayrıcalıktır. Onur, erdem ve isyan bir yaşam şifresidir buralarda. Kürtlük bayrağının gururla dalgalandığı bir kaledir. Bu gerçeğe doğar Cizîra Botan’ın çocukları. Bu gerçeğin hikayeleri ile büyür ve kötülüğün tanrıları tamtamları çalmaya başladığında aksi mecralardan hikayenin kahramanlarına doğru yol alırlar. Bu yolculardan biri de Zîn Avesta yoldaştır.

Cizîr’ın Düzova köyünde dünyaya gelen Zîn yoldaş Kürtlük bilinci mayasını ilk aile ortamında tuttu. Sömürgeciliğin soykırım uygulamalarından dolayı Avrupa’ya göç etmek zorunda kalırlar. O çok sevdiği Cizîra Botan’dan ayrılış, köklerinden koparılma, buz gibi Avrupa’ya gelişin acısı tarifsizdi. “Öz toprağımdan koptuğum için kuruyan bir ağaç gibiydim.  Avrupa yaşamı kâbus dolu, kadını yutan, özünden boşaltan ve yaşamı anlamsızlaştıran mekânlardı.” diye tarif ederdi bu acıyı.

Erkeğin kanunlarına meydan okuyandı

O, cinsiyetçi düzenin her şeyi erkeğe hak gören kanunlarına meydan okuyan, iktidarcı ve kaderciliği kabul etmeyen, asaleti ile alnı göklere değen bir kadındı.

Tarihin görkemli yaratıcı özünü taşıyan, doğruluğu hayat bilgisi, cesareti karakter özelliği belleyen, hiçbir zorluğa boyun eğmeyendi. Henüz çocukluk döneminde bile yaşamı tüm yönleriyle sorgulayan, var olan ile yetinmeyen gerçeğin ötesini arayan sıra dışı bir kişiliğe sahipti. Hayata dair farkındalık bilinci çok erken yaşlarda başlamıştı O’nda. Farkına varmak, başkaldırının, kendisi olma mücadelesini yürütmenin ve büyütmenin ilk adımıydı.

‘Başka bir yaşam’ arayışı, gittiği Avrupa’da da devam etti. Şehit Berivan’ın ayak izlerini takip etti. 1993’te yollarının çakıştığı Sorxwîn Munzur ile aynı davanın yolcusu olmaya karar kıldılar. 1994’te Rêber Öcalan’ın bulunduğu alana geçerek ilk eğitimlerini aldılar. Özgürlük bilinci, ortak amaçlar Onlar arasındaki yoldaşlık bağını ve sevgisini sarsılmaz kılar.

Onların buluşması, Dicle ile Munzur’un birbirine akması gibiydi. Çağlıklarını kulaklarına yükledikleri Besê, Zarife, Rindêxanlar’ın yeniden vücut bulmuş halleriydiler. Her ikisi de canlı tarihsel belleğe sahip topraklarda doğmuştu. Rêber Öcalan’ın ufuk açıcı çözümlemeleri ile özgürleştirdikleri ruhları Onları adeta kanatlandırmıştı.

Kürdistan’ın özgürlük öyküsü

Rêber Öcalan Zîn yoldaş ile yaptığı diyalogda “Sende Kürt kadınının asi, özlü, güçlü izleri var. Biz Mem û Zin’lerin kaderini sizinle değiştireceğiz. Bu sıradan bir aşk destanı değil, özünde Kürdistan’ın gerçekleşmeyen özgürlük öyküsüdür. Bunun için ismin Zîn olacak ve Kürdistan’ın özgürlüğünde büyük tarihsel görevler üstleneceksin. Artık Kürdün trajik kaybediş destanları anlatılmayacak. Savaşan, örgütlenen halk gerçekliğiyle yok olmanın sınırına getirilmiş bir halkın zafer destanlarını yazacaksınız.”

Zîn heval de Önderlikle olan sözleşmesinde, Kürdistan’ın Özgürlük tarihini başarıyla örme ve düşman ile hesaplaşma ekseninde yapar. YAJK örgütlenmesinin hazırlık gurubunda yer alarak, kadın tarihinde ilk özgün örgütlenme Kongresine katılır. Zin arkadaşın ilk ve anlamlı tarihi adımı, güçlü kadınların hakikat savaşındaki yerini belirlemişti.

Zagroslar’da başlayan ısrarlı, hamleci, inisiyatifli, emekçi gerillacılığı sonrasında gittiği her alanda derin izler bıraktı. Büyük özgürlük aşkı ve enerjisi ile Botan’dan Dersim’e uzanan gerilla mücadelesi O’nu büyük öncü bir savaşçı ve komutan kıldı. Zîn heval yıldızları yüreğinde taşıyan, su gibi berrak ve yalındı. Dağların boyun eğmez asaletini dimdik  endamında temsil ederdi adeta. Çevresine güzellik dağıtan bir yaşam kaynağıydı. O’nun açısından her süreç,  güçlü idealleri, büyük özgürlük hayallerini gerçekleştirmek için hakikat yolunda çıkılması  gereken bir basamaktı.

Kadının köleleştirilmesini, metalaştırılıp aşağılanmasını, güçten yoksun bırakılmasını kadın kimliğine karşı bir hakaret olarak görüp bu duruşa büyük öfke duydu. Özgürlük mücadelesine yeni gelen her kadının özgürlüğe aşk ile sarılmasını, gerilikleriyle büyük kavga yürütmesini sağlardı. Yaşamı bütünlüğüyle hissederek konuşurdu. Özgürlük ilkelerine göre yaşar, her şeyiyle tutarlı olmayı bilendi.

Söz onurdur, mutlaka gerçekleşmeli

Bulunduğu her mekân ve zamanda yalan, çirkin, kötü, adaletsiz, bireyci ve köleliğin her türlü zihniyet ve davranış kalıplarına karşı tavır sahibiydi. Her koşulda mücadele ve ısrar O’nu özgürlükte iddialı kıldı. Direngen ve dayanıklı kişiliği bu mücadeleci ısrarından  beslendi. Uzun yılların zorlu ve ağır yükü onun bünyesine ve bedenine ağır geldiğinde bile, yoldaşları etkilenmesin, üzülmesin diye bunu yoldaşlarına yansıtmaktan sakındı. Ta ki ölümcül bir hastalığa yakalanana ve şehit düşene kadar.   

Beraber sözleşip mücadeleye katıldığı, Kürdistan’a yol aldığı ve yine Botan ile Dersim’e beraber gitme sözünü verdiği Sorxwîn yoldaş 2006’da Botan’da şehit düştüğünde, ‘söz onurdur, mutlaka gerçekleşmeli’ diyerek adımlarını hızlandırdı.

Devrimci halk savaşı zamanıydı. İşe, yola koyulmalıydı. 2013’te bana yazdığı mektupta Dersim’e gidiş heyecanını şöyle not düşmüştü: “Gidiyorum; tutkusuyla, aşkıyla, sevdasıyla, güzelliğiyle büyüleyen Dersim’e, Sorxwîn’le buluşmaya gidiyorum. Yüküm ağır; bedenime, ruhuma ve yüreğime Sorxwîn ve ölümsüzleşen binlerce yoldaşın yarım kalan hayallerini gerçekleştirmeye gidiyorum. Kendimi dünyanın en mutlu ve şanslı kadını olarak görüyorum. Yüreğim gökteki yıldızlar kadar parlak, ele avuca sığmaz göklerin asi varlığı şahinler misali özgür ve heyecanlıyım.”

Cizîr’in Zîn’i Sorxwîn’in Munzurlar’ında

Cizîr’in Zîn’i Sorxwîn’in hayallerini süsleyen Munzurlar’a ulaşmıştı. Munzur gözelerinden çıkan ve akan apak sudan yudumlamıştı. Besêler’in uçurumlara asılı kalan çığlıklarını toplamıştı. Pîr Riza’nın “Sizin önünüzde diz çökmedim, bu size dert olsun” sözünü, Sur’un komutanı Çiyager’in “Son muhteşem olacak” parolasını ve Cizîr’ın hemen yanı başındaki Şirnex çeperlerinde vuruşan Zeryan’ın “Barış değil, özgürlük istiyorum” sözünü buluşturmuştu Zîn. Tarih nasıl da canlanmıştı, nasıl da bugünleşmişti. Ama bu kez Kürtler’den yana yazılmalıydı.

İnsan bulunduğu çağdan ve zamandan ne kadar koparsa, o kadar bütün zamanların içine uzanır. Uzun soluklu bir mücadele sonucu yaşamını yitiren yoldaşların öğrettiği hakikat budur.  Zîn yoldaş 27 yıla, kocaman bir ülke, özgürlük, insanlık aşkını sağdırdı. Tutkusu, hayali, arzusu  özgürce onuru, kimliği, dili ile yaşamaktı. O hiçbir zorluk ve yanlışa boyun eğmeyen asi Cizîr’a Botan’ın yiğit kızıydı. Gözlerinde umut, yüreğinde inanç ve sevgiyle her ana güzellikler nakşederek ölümsüzleştiren, bizlere yarım kalan mücadeleyi vasiyet bırakan bir komutandı.

Bizlerin de Onlara bağlılığımız bu mücadeleyi yaşatma ve başarıya ulaştırma temelinde olmalı. Şehitler gerçeği, yaşam gerçeği ve kendini var etme gerçeğidir. İnsanca yaşamın, güzel ve doğru yaşamın rehberidir Onlar.

Her anımızı büyük amaçları gerçekleştirme anına dönüştürmek Onlar’a olan borcumuzdur. Ölümsüzleşen bu güzel yoldaşlar ile yaşam arasında köprü olalım ki güzele ve özgürlüğe dair geleceği yaratabilelim.